Skip to main content

Full text of "Turkish Books - Ahmadiyya Muslim Community"

See other formats


Hz. Mirza Masroor Ahmed 



Biat Şartlan ve 

Bir Ahmedinin Sorumlulukları 




İSLAM [NTERNATJON AL PUHU ÇATİ ONS f.lMlTKH 



Hz. Mirza Masroor Ahmed 

Müslüman Ahmediye Cemaati'nin 5. Halifesi 



Biat Şartları ve 

Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Çeviren 
Dr. Abdulgaffar Han 



Aralık, 2008 



İSLAM INTERNATIONAL PUBLIC ATIONS LIMITED 



2 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 

Conditions of Bait and Responsibilities of an Ahmadi 

Explained By: 
Hadhrat Mirza Masroor Ahmad 
imam And Head of The Ahmadiyya Müslim Community, 
KhalifatulMasihV 

Turkish Translation 

©islam International Publications Limited 
First published in Turkey, 2008 

Published by: 
islam International Publications Limited 
"Islamabad" 
Sheephatch Lane Tilford, Surrey GU 10 2 AQ 
United Kingdom 

Printed (in Turkey) by: 
Baskı: Vesta Ofset Tel: 0212 445 7252 
Mahmutbey Mh. Deve Kaldırım Cd. Gelincik Sk. No:6/4 Bağcılar 
İstanbul, Türkiye 

Translated from Urdu into Turkish by: 
Dr. Abdulgaffar Han 

Ali Rights Reserved 
ISBN: 1 85372 619 2 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



5 



Yazar Hakkında 

Halifatül-Mesih-V Mirza Masroor Ahmed hazretleri Müslüman 
Ahmediye Cemaatinin başkanı olup Vâdedilen Mesih ve Mehdi 'nin 
(a.s.) beşinci halifesi ve aynı zamanda büyük torunudur. Kendisi 
Vâdedilen Mesih'in (a.s.) dördüncü halifesi Hazret Mirza Tahir 
Ahmed'in vefatından birkaç gün sonra 22 Nisan 2003 tarihinde Londra, 
İngiltere'de sadece seçim işi için oluşturulmuş olan özel bir halife seçim 
komitesi tarafından seçilmiştir. 

İlköğretimini Rabvah'daki Ta'lim-ul İslam lisesinde tamamlayan 
Hazret Mirza Masroor Ahmed (a.b.a) lisansını aynı şehirdeki Ta'lim-ul- 
İslam kolejinden almıştır. 1976 senesindeyse "Ziraat Ekonomisi" konu- 
sunda Pakistan'ın Faisalabad kentindeki Ziraat üniversitesinden mastır 
diplomasını almaya hak kazanmıştır. 

Eğitim ve hayırseverlik konusuna kendisini adamış olması, Hazret 
Mirza Masroor Ahmed'in halife seçilmeden önceki hayatının etkileyici 
hizmetlerinden aşikârdır. Karşılık beklemeden gösterdiği çabalar onu 
1977 senesinde Gana'ya götürdü ve orada Salağa' daki Ahmediye orta 
öğretim okulu dâhil olmak üzere birden fazla okulda müdürlük yapmış- 
tır. Salaga'daki görevi ise iki sene sürmüştür. 

Gana'da buğdayın yetiştirilmesi konusunda, uzmanlık alanı olan 
Ziraat ekonomisi bilgilerinden faydalanarak araştırmalar yapmıştır ve 
Gana'da buğdayı ekip yetiştirerek ekonomik değeri olan bir ürün oldu- 
ğunu ispatlamıştır. Deneylerinin neticeleri hem uluslararası bir fuarda 
hem de Gana'nın ziraat bakanlığına sunulmuşlardır. 

1997 senesinin Aralık ayında Sadr Encümen Ahmediye' nin en yük- 
sek pozisyonu olan "Nazır-ı A'lâ" pozisyonuna seçilmiştir. 1999 sene- 
sindeyse İslamiyet'i lekelemek ve Kuran'ı karalamak gibi yalan yanlış 
suçlamalarla itham edilerek tutuklanmıştır ve suçlamaların tamamen 
asılsız ve temelsiz olduğu gösterilene kadar on bir gün boyunca hapse- 
dilmiştir. 

Hazret Mirza Masroor Ahmed bütün dünyadaki tüm Ahmedilerin 
ruhani lideri ve başkanı olup Londra'da ikamet etmektedir; İslamiyet'i 
desteklemek için barış ve sevgi mesajını büyük bir coşku ve içtenlikle 
yaymaya devam etmektedir. 



6 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



İçindekiler 

Biat Şartları 8 

Biat Nedir? 10 

Yüce Allah'a canımızı teslim etmek biat demektir 10 

Yüce Allah tarafından biat alma emri: 13 

Biatin amacı ve gayeleri 14 

Biatin Başlangıcı 15 

Biatin Birinci Şartı 18 

Yüce Allah şirki (Allah'a ortak koşmayı) affetmez 18 

Şirkin değişik çeşitleri 19 

Biatin İkinci Şartı 22 

En büyük günah: Yalan! 22 

Zinadan Sakının! 27 

Kötü bakmaktan uzak durun! 28 

İtaatsizlik ve kargaşalıktan uzak durun! 31 

Sakın zulüm etmeyin! 33 

Sakın hainlik etmeyin! 36 

Fesattan uzak durun! 37 

İsyan yollarından kaçının! 38 

Nefsanî coşkulara yenik düşmeyin! 40 

Biatin Üçüncü Şartı 44 

Beş vakit namazı devamlı olarak kılın! 44 

Teheccüd namazını kendinize lazım tutun! 48 

Yüce Peygambere devamlı olarak salât ve selam getirmeye çalışın! .... 50 

Sürekli olarak bağışlanmayı dileyin! 53 

İstiğfar ile Tövbe 55 

Yüce Allah'a hamd etmeye devam edin! 56 

Biatin Dördüncü Şartı 61 

Affetmeyi ve bağışlamayı âdet edinin! 62 

Kimseye zarar vermeyin! 63 

Tevazu ve alçak gönüllülüğü benimseyin! 68 

Biatin Beşinci Şartı 70 

"Sıkıntılar, günahlara kefâret olur" 71 

Gerçek sabır acının başındadır 72 

Siz Allah'ın son cemaatisiniz 75 

Benim olanlar benden kopamazlar 76 

En mükemmel vefa ve sebatlılığın en güzel örneğini sergileyin! 77 

Biatin Altıncı Şartı 79 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 7 



Yeni yeni bidat ve âdetler reddedilmeye lâyıktır 82 

İslam talimatını anlamak için bize yol gösteren Kur'ân-ı Kerîm' dir 84 

Yaşamanız ancak Kur' ân' a bağlıdır 85 

Biatin Yedinci Şartı 91 

Şirkten sonra kibir gibi bir bela yoktur 91 

Böbürlenen kimse asla cennete giremeyecektir 95 

Kibir ile şeytan birbiriyle sıkıca bağlıdır 96 

Kibir Yüce Allah'ın katında son derece iğrençtir 99 

Yüce Peygamberin gözünde fakirlerin derecesi 102 

Biatin Sekizinci Şartı 104 

İslam talimatının özeti 105 

İslamiyet'in dirilmesi bizden fidye ister 107 

Günahtan kurtulma yolu "yakîn"dir 107 

Biatin Dokuzuncu Şartı 110 

Herkese karşı iyilik yapma talimatı: 110 

Vâdedilen Mesih Hazretlerinin insanoğluna olan sempatisi 121 

Biatin Onuncu Şartı 124 

Vâdedilen Mesih ve vaktin halifesiyle kardeşlik ilişkisi kurmak şarttır 124 

Ma'rûf ile Ma'rûf olmayan ne demektir? 127 

İtaatin en üstün örneği 132 

Vâdedilen Mesih Hazretleri ne makam bulduysa Yüce Peygamberimiz Hz. 

Muhammed'e uymakla buldu 133 

Her durumda itaat şarttır 137 

Cemaate kim katılmış sayılır? 139 

Aranızda kardeşlik ve sevgi oluşturun. Yüce Allah ile gerçek ilişki kurmaya 

çalışın! 141 

Vâdedilen Mesih Hazretlerinin elinden biat etmenin iki yararı vardır. 142 
Bu çağın sağlam kalesi Vâdedilen Mesih Hazretleridir 142 



8 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biat Şartları 

1. Biat olan herkes bundan böyle mezara girinceye kadar şirkten 1 
uzak duracağına dair içtenlikle söz verecektir. 

2. Yalan, zina, harama bakmak, her çeşit sapıklık, günah, zulüm, 
hıyanet, fesat ve isyan yollarından korunup ihtirasları ne kadar 
kuvvetli olursa olsun bunlara yenilmeyecektir. 

3. Allah'ın ve Peygamber'in (s.a.v.) emirlerine göre beş vakit na- 
mazı hiç aksatmadan eda edecek. Devamlı olarak elinden geldi- 
ğince teheccüd 2 namazı kılmaya çabalayacak. Her gün 
Resulüllah'a (s.a.v.) salât ve selam göndermeyi âdet edinecek. 
Kendi günahlarının bağışlanması için tövbe ve istiğfar 3 etmeyi 
daimi olarak günlük alışkanlık haline getirecek. Gönül sevgisiyle 
Yüce Allah'ın (c.c.) ihsan ve nimetlerini hatırlayarak, her gün 
sürekli olarak O'na hamd ü sena edecektir. 

4. Genelde Allah'ın her yaratığına, özellikle de müslümanlara, 
kendi ihtirasları uğruna ne diliyle, ne eliyle, ne de başka her hangi 
bir yolla câiz olmayan bir zarar vermeyecektir. 

5. Hayatın bütün şartlarında; keder ve mutlulukta, sıkıntıda ve 
refahta, nimette ve belâda Allah'a vefakâr kalacaktır. Şartları her 



1 Allah'a ortak koşma. 

2 İmsaktan önce kılınan nafile namaz. 

3 Bağışlanmak için yalvarma. 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



9 



ne olursa olsun kaza ve kadere rıza gösterecektir. O'nun yolunda 
her türlü zillete ve sıkıntıya katlanmaya hazır bulunacak. Her han- 
gi bir sıkıntı, zorluk veya belâ ile karşılaştığı zaman O'ndan yüz 
çevirmeyecek, aksine ileriye doğru adım atacaktır. 

6. İslâmî olmayan örf ve âdet ile şehvet ve heveslere uymaktan 
vazgeçecek. Kendini tamamen Kur'ân-ı Kerim' in hâkimiyetine 
teslim edecektir. Allah'ın (c.c.) ve Peygamber' in (s.a.v.) buyrukla- 
rını hayatının her döneminde kendisine rehber edinecektir. 

7. Kendini beğenme ve kibri tamamen bırakacak. Hayatını alçak 
gönüllülük, tevazu, güleryüzlülük, yumuşak huyluluk ve uysallık- 
la geçirecektir. 

8. İslâm dininin emirlerini, izzetini ve çıkarlarını, kendi hayatın- 
dan, malından, şerefinden, çocuklarından ve diğer sevdiklerinin 
hepsinden daha üstün tutacaktır. 

9. Allah rızası için O'nun bütün yaratıklarına dert ortağı olmakla 
kalmayıp elinden geldiğince, Allah tarafından kendisine bağışla- 
nan kuvvet, yetenek ve nimetleri insanlığın yararı için kullanacak- 
tır. 

10. Allah'ın (c.c.) bu âciz kulu ile kardeşlik ilişkisine girecek ve 
Allah rızası için iyi olan her işte bana itaat edeceğine söz verip 
ölünceye kadar sözüne sadık kalacaktır. Benimle kardeşlik bağın- 
da öylesine yüksek bir seviyeye varacaktır ki, benzeri dünyevî 
akrabalık, ilişki, bağ ve itaat durumlarının hiçbirinde bulunmaya- 
caktır. 4 

Bazı ahbaplarımdan, "Biz biatimizi yeniledik, biat şartlarına 
bağlı kalacağımızı da kabul ettik ve söz dahi verdik. Ancak bağlı 
kalacağımız ve inandığımız o on şartın ne olduğunu tam olarak 
bilmemekte ve anlamamaktayız" diye mektuplar geldi. Düşündüm 
ve bugün İngiltere Cemaati Yıllık Toplantısında bu konuda bir 
şeyler söylemenin hayırlı olacağını hissetim. Bu çok uzun bir ko- 
nudur. Burada bütün şartları kapsayabilmem zordur. Ancak birkaç 
biat şartını biraz detaylı olarak anlatacağım. Geri kalanları inşallah 
gelecekte, hutbelerimde yahut başka bir zamanda açıklayacağım. 



4 İştihar Tekmil-i Tebliğ, 12 Ocak 1889 



10 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biat Nedir? 

İlk soru şudur ki, biat nedir? Ben bu sorunun cevabını hadis- 
ler ve Vâdedilen Mesih Hazretlerinin yazıları ışığında açıklayaca- 
ğım. Vâdedilen Mesih Hazretleri: "Biat kelimesinin anlamı ger- 
çekten bir insanın kendi kendisini satmasıdır. Onun bereketleri ve 
tesirleri de aynı şarta bağlıdır. Mesela bir tohum ekildiği zaman 
onun ilk durumu ancak bir çiftçinin elinden ekilmiş olur. Daha 
sonra onun ne olacağı asla bilinmez. Eğer o tohum güzelse ve 
içinde gelişme kuvveti mevcutsa Yüce Allah'ın lütfuyla ve o çift- 
çinin çabasıyla o tohum çıkar ve bir tanecik bin tane olur. Aynı 
şekilde biat eden bir kimse ilk olarak alçak gönüllülüğü ve 
tevazuyu benimsemelidir, bencillik ile nefsanîyetinden uzaklaş- 
malıdır. İşte o zaman, gelişip ilerleme kabiliyetini elde eder. An- 
cak biat ile birlikte bencilliğini de devam ettiren asla bir feyiz elde 
edemez, "der. 5 

Yüce Allah'a canımızı teslim etmek biat demektir. 

Daha sonra Vâdedilen Mesih hazretleri, "Biat, Yüce Allah'a 
canımızı teslim etmek demektir. Bu da "biz bugün canımızı Yüce 
Allah'a sattık demektir. Allah yolunda yürümekten bir kimsenin, 



5 Melfuzât; c.6, s. 173 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



11 



netice itibarıyla zarara uğraması asla mümkün değildir. Böyle 
düşünmek bile yanlıştır. Doğru bir kimse asla zarara uğramaz. 
Zarara giren daima yalancıdır. Herkim dünya uğruna ve dünya 
korkusundan dolayı biatini ve Yüce Allah ile yaptığı sözleşmeyi 
bozarsa, ölüm anında hiçbir hâkim yahut kralın kendisini kurtara- 
mayacağını iyi bilmelidir. Kendisi hâkimlerin hâkimi olan Yüce 
Allah'ın huzuruna çıkacaktır. O da kendisine, "Neden bana aldırış 
etmedin?" diye soracaktır. O bakımdan her müminin, göklerle 
yeryüzünün padişahı olan Allah'a iman etmesi ve gerçekten tövbe 
etmesi gerekir", der. 6 

Vâdedilen Mesih hazretlerinin yazılarından biatin ne olduğu 
apaçık anlaşılmaktadır. Her birimizin, artık kendi zatımızın bizim 
olmadığını, artık ne olursa olsun Yüce Allah'ın emirlerine itaat 
etmemiz gerektiğini iyi bilmemiz gerekir. Artık bizim her işimiz 
Allah'ın rızası uğruna olmalıdır. Eğer her birimiz bunu anlarsak o 
zaman on biat şartının özetinin de ancak bu olduğunu algılamış 
oluruz. 

Şimdi ben, biat ile ilgili değişik kelimelerin rivayet edildiği 
değişik hadisler ileri süreceğim. Aizüllah B. Abdullah'ın rivayet 
ettiğine göre, Ubâde B. Samit (r.a) Bedir savaşına katılmış ve Uk- 
be Biatine de iştirak etmiş olan ashaptandır. Samit oğlu Ubâde'nin 
kendisine anlattığına göre, Hz. Resulüllah (s.a.v.), sahabelerin bir 
cemaati kendi etrafındayken, onlara: "Siz asla Allah'a ortak koş- 
mayacaksınız. Çocuklarınızı öldürmeyeceksiniz. Hiç kimseye 
iftira etmeyeceksiniz. Hiçbir marûf (hayırlı) konuda bana itaatsiz- 
lik etmeyeceksiniz. Gelin bu suretle bana biat olun. Aranızdan her 
kim biat sözleşmesini tam olarak yerine getirirse onun ecri Allah 
katındadır. Her kim bu sözleşmeyi (tam olarak yerine getirmeyip) 
eksik bırakırsa ve cezasını da bu dünyada çekerse, cezası kendisi 
için kefaret olacaktır. Herkim onu (biat sözleşmesi) eksik bırakır- 
sa, Yüce Allah da onun eksikliğini (bu dünyada) gizli tutarsa onun 
işi Allah'ın elindedir. İsterse kendisini cezalandırır. İsterse de 
kendisini affeder" buyurdu. 



6 Melfuzât; c.7, s.29-30 

7 Sahih-i Buhari, kitab-ul biat 



12 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Müminlerin anası olan Hz. Ayşe (r.a), Hz. Resulüllah'ın şu 
ayeti kerimeye göre kadınlardan biat aldığını rivayet eder. 

İfj^i y ıJGjVS d!a*j*Jl t—fjTEsr ıS] ^ I igjiüt^> 

# - - 

\ \ 

Ey Peygamber! Mümin kadınlar, Allah'a ortak koşmayacak- 
ları, hırsızlık yapmayacakları, kendi aralarında birbirlerine yalan 
yere iftira etmeyecekleri, hayırlı işlerde sana itaatsizlik etmeye- 
cekleri şartıyla biat etmek üzere sana geldikleri zaman onlardan 
biat al ve Allah'tan onlara mağfiret dile. Şüphesiz Allah bağışla- 
yan ve rahmet edendir. 

Hz. Ayşe'nin bildirdiğine göre, Hz. Resulüllah'ın eli, kendi 
eşleri dışında hiçbir kadının eline değmezdi. 9 

Vâdedilen Mesih hazretlerinin daha biat almaya başlamasın- 
dan önce, efendi ve İslamiyet'in derdini taşıyan bazı evliyaullah, o 
zaman İslamiyet'in batmakta olan gemisini kurtarabilen tam ola- 
rak İslamiyet'i seven ve gerçekten onun sancısını hisseden bir 
kimse varsa onun da ancak Hz. Mirza Gulam Kadiyani olduğunu, 
Mesih ile Mehdinin de ancak kendisinin olduğunun farkındaydı- 
lar. Bazı kimseler kendisinden biat almasını da rica ederlerdi. An- 
cak o, daima: Ben Yüce Allah'ın seçip görevlendirdiği bir kimse 
değilim" diye karşılık verirdi. Bir defasında Mir Abbas Ali vasıta- 
sıyla, Mevlevi Abdülkadir Bey' e şöyle açıkça " Bendenizin tabiati 
üzerinde tevhid ve kendini Allah'a teslim etme duygusunun etkisi 
vardır. Şimdiye kadar biat konusunda Yüce Rabbim tarafından 
bana bir bilgi verilmemiştir. Onun için bu zahmet yoluna adım 
atmak caiz değildir. Belki Yüce Allah daha sonra yeni bir kapı 



Mümtahine Suresi; a. 13 
9 Sahih-i Buhari, kitab-ül ahkâm 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



13 



açacak. Mevlevi (Abdülkadir) Bey, din kardeşliği duygusunu iler- 
letmelidir. İhlâs ve sevgi pınarından (temiz su alarak) bu fidanı 
yetiştirmeye devam ederse, inşallah çok faydalı olacaktır" diye 
mektup yazdı. 10 

Yüce Allah tarafından biat alma emri: 

Nihayet altı yahut yedi sene sonra, 1888 senesinin ilk çeyre- 
ğinde Vâdedilen Mesih hazretlerine Yüce Allah tarafından biat 
alması konusunda emir verildi. Bu ilahi buyruk şöyle idi: "Azmet- 
tikten sonra Yüce Allah'a güven. Bizim gözlerimiz önünde ve 
vahyimize göre bir gemi hazırla. Sana biat olanlar şüphesiz Al- 
lah'a biat olurlar. Yüce Allah'ın eli onların elleri üzerinde olacak- 
tır." 11 

Hz. Mirza Gulam Ahmed tabiat itibarıyla her çeşit sıradan in- 
sanları toplamaktan hoşlanmayan biri idi. Gönlü, huylarında vefa 
bulunan ve çiğ olmayan kimselerin bu mübarek cemaate katılma- 
larını istiyordu. Onun için ihlâs sahipleri ile münafıklar arasında 
ayırım yapacak bir hâdisenin ortaya çıkmasını bekledi. Yüce Al- 
lah'ın üstün hikmeti ve rahmetiyle aynı yıl Kasım 1888'de Birinci 
Beşir, Vâdedilen Mesih hazretlerinin oğlu öldü. Ülke çapında 
kendisinin aleyhinde büyük bir muhalefet kasırgası kopuverdi. 
Ham olan kimseler kötü zanda bulunarak kendisinden ayrıldılar. 
Kendi gözünde bu mübarek cemaatin başlangıcı için en uygun 
zaman da işte o hâdise zamanıydı. Bir Aralık 1888 günü, bir duyu- 
ru vasıtasıyla biat konusunda genel bir bildiri yayınladı. Vâdedilen 
Mesih hazretleri, biat olmak isteyenlerin sünnet-i seniyyeye uygun 
olarak istihare duasından sonra biat için kendisine gelmelerini 
kendilerine duyurdu. 12 

Yani önce dua etsinler ve istihare duasını yaptıktan sonra biat 
etsinler. Bu duyurudan sonra Vâdedilen Mesih hazretleri 



lu Hayat-ı Ahmed; c.2, s.12-13 

11 İştihar 1 Aralık, 1888, s.2 

12 İştihar Tekmil-i Tablig, 12 Ocak 1889 



14 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Kadiyan'dan Ludyane'ye giderek, Hz. Sufi Ahmet Çan'ın yeni 
mahallede bulunan evine yerleşti. 13 

Biatin amacı ve gayeleri 

Ludyane'deyken 4 Mart 1888 gününde yine başka bir duyuru 
ile Biatin amaç ve gayelerini şöyle izah etti: "Biat işlemi, takvaya 
bağlı olan kimseleri bir arada toplamak içindir. Gayesi de takva 
sahibi kimselerin büyük bir topluluğunun dünyaya hayırlı bir şe- 
kilde etkisini göstermesidir. Onların birliği de îslam için bereket, 
yücelik ve hayırlı neticelere vesile olsun. Bir tek kelime ve tek ses 
üzerinde birleştiklerinin bereketi ile İslam'ın yüce ve kutsal hiz- 
met işlerinde çabucak faydalı olabilsin. Tembel, cimri ve işe ya- 
ramaz birer müslüman olmasınlar. Onların dağılıp bölünmeleri, 
birliklerinin bulunmayışı İslam'a aşırı derecede zarar vermiş, İs- 
lam'ın güzel yüzünü fâsıkça durumlarından dolayı lekelemiştir. 
Böyle işe yaramaz insanlar gibi olmasınlar. Keza İslamiyet'in 
ihtiyaçlarından asla haberleri olmayan, kardeşlerine karşı hiç 
sempatisi olmayan, insanoğlunun hayrı için de asla bir coşkuları 
bulunmayan gafil ve köşeye çekilmiş dervişler gibi de olmasınlar. 
Aksine başkalarına karşı sempatisi olan milletin dert ortağı olup 
fakirlere sığınak, yetimlere baba gibi olsunlar. îslami işleri yerine 
getirmek için tutkun âşık gibi feda olmaya daima hazır bulunsun- 
lar. Kamu hizmet ve bereketleri dünyaya yayılsın gayesiyle bütün 
çabaları olsun. Allah sevgisiyle O'nun kullarının hayrı ve sempa- 
tisi pınarı her kalpten gürül gürül akıp bir yerde toplanarak bir 
nehir gibi akmakta görülsün. Yüce Allah bu topluluğu kendi cela- 
lini belli etmek ve kudretini göstermek için ortaya çıkarmak ve 
geliştirmek istemiştir. Gayesi de bütün dünyada Allah sevgisiyle 
içten bir tövbe, gönül temizliğiyle gerçek hayır, barış, yetenek ve 
insanoğlu sempatisi yaymaktır. İşte bu topluluk O'nun özel bir 
topluluğu olacaktır. O, kendilerine bizzat kendi ruhuyla güç vere- 
cektir. Kendilerini kötü bir yaşayıştan temizleyecek ve yaşamları- 
na tertemiz bir değişiklik bahşedecektir. O, daha önce verdiği kut- 
sal haberlerinde söz verdiği gibi bu topluluğu çok çoğaltacak ve 



13 Hayat-ı Ahmad, c.3, c.l, s.l 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



15 



binlerce doğru kimseleri bu topluluğa katacaktır. O bizzat bu ağa- 
cı sulayacak ve yetiştirecektir. Öyle ki, onların çokluğu ve bereke- 
ti gözlere hayret verici olacaktır. Onlar yüksek bir yere konmuş 
olan lamba gibi kendi aydınlıklarını dünyanın dört bucağına yaya- 
caklardır. Keza onlar îslami bereketler için örnek olacaklardır. Bu 
cemaatin içinden tam olarak itaat edenlere, her çeşit bereket konu- 
sunda diğer topluluklardaki kimseler üzerine üstünlük verecektir. 
Daima, kıyamete kadar onlar arasında kabul gören ve yardım edi- 
len kimseler doğup çoğalacaklardır. O Yüce Rabbimiz işte bunu 
istemiştir. O, kadirdir, istediğini yapar. Her güç ve kudret 
O'nundur." 14 

Aynı duyuruda kendisi biat etmek isteyen kimselerin 20 
Mart' a kadar Ludyana'ya ulaşmalarını da istemiştir. 

Biatin Başlangıcı 

Buna göre Vâdedilen Mesih hazretleri 1889 tarihinde Sufi 
Ahmet Çan'ın yeni mahallede bulunan evinde biat aldı. Hz. Münşi 
Abdullah Sanori'nin rivayetine göre, Biatin tarihî kelimeleri için 
bir defter hazırlandı. O defterin adı da: "Takva ve iç temizliği için 
tövbe biati" olarak konuldu. 

O dönemde Vâdedilen Mesih hazretleri biat almak üzere her- 
kesi ayrı ayrı olarak odaya çağırıp onlardan biat alırdı. İlk olarak 
Mevlana Nurettin hazretlerinden biat aldı. Vâdedilen Mesih Haz- 
retleri biat edenlere nasihat ederek şöyle buyurmuştur: "Bu cema- 
ate katılarak ilk olarak yaşayışınızda bir değişme meydana getir- 
melisiniz. Allah'a imanınız doğru ve içten olmalıdır. Bu iman, 
sıkıntılı zamanınızda işinize yaramalıdır. O'nun emirlerini asla 
küçük görmemelisiniz. Aksine her bir emrine saygı göstermelisi- 
niz ve fiilen emirlerini yücelttiğinizi göstermelisiniz. 

Tamamen maddi vesilelere yönelmek, ancak onlara güven- 
mek ve Allah'a tevekkül etmekten uzaklaşmak, bütün bunlar şirk- 
tir ve Allah'ın varoluşunu inkâr etmek demektir. Vesilelere ancak 
şirki gerektirmeyecek derecede riayet etmelisiniz. Biz vesilelere 



Teblig-e Risalet, c.l, s.150-155 



16 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



riayet etmekten kimseyi alıkoymuyoruz. Ancak ona güvenmeyi 
yasak ediyoruz. "El işte gönül aşkta" gibi olmalıdır işimiz! 

Bakınız, siz biat olmuşsunuz ve bir söz vermişsinizdir. Bunu 
dil ile söyleyivermek kolaydır. Ancak onu yerine getirmek zordur. 
Şeytan daima insanı dinden kayıtsız etmeye uğraşır. Dünya ve 
onun çıkarlarını ona kolay gösterir, dini ise zor ve uzak gösterir. 
Böylece insanın kalbi katılaşır ve onun son durumu ilk durumun- 
dan daha da beter olur. Eğer Allah'ı razı etmek istiyorsanız, gü- 
nahtan kurtulmak konusunda verdiğiniz sözü yerine getirmek üze- 
re kuvvetle ve çaba sarfederek daima hazır olunuz. 

Fitne doğuracak hiçbir harekette bulunmayınız. Kötülük 
yaymayınız. Küfredildiği zaman sabrediniz. Hiç kimseyle boy 
ölçüşmeyiniz. Size karşı koyana da iyi muamele ediniz ve iyilikle 
davranınız. Tatlı sözlü olmanın en güzel örneğini gösteriniz. Yüce 
Allah razı olsun diye her emre içtenlikle boyun eğiniz. Düşmanı- 
nız bile biat ettikten sonra eskisi gibi olmadığınızı bilsin. Mahke- 
melerdeki duruşmalarda doğru tanıklık ediniz. Bu cemaate katıla- 
nın tam can ü gönülden ve var gücüyle doğruluğa bağlanması ge- 
rekir. 15 

Mart 1903'te bir bayram günüydü. Birkaç ahbap oturmaktay- 
dı. Vâdedilen Mesih hazretleri "Bugün ne kadar biat olanlar varsa 
ve daha önce biat etmiş olanların hepsine nasihat olarak birkaç 
kelime söylemek istiyorum. (Biat için gelmiş olan bazı kimseler 
varmış anlaşılan.) Sözümü iyi dinlemeniz gerekir. Sizin bu 
biatiniz tövbe biatidir. Tövbe iki şekilde olur. Birincisi, eski gü- 
nahları düzeltmek için çaba sarf etmek, yani yapmış olduğu hata- 
ların kötü sonuçlarını mümkün mertebede telafi etmek, günah ve 
hataları yok ederek, ıslah etmektir. İkincisi, gelecekte o günahlar- 
dan korunarak kendi kendini o ateşten korumaktır. 

Geçmişteki bütün günahlar tövbe ile affolunur. Bu Yüce Al- 
lah'ın verdiği bir sözdür. Ancak o tövbe içtenlikle ve iyi niyetle 
olmalıdır. Hiçbir gizli aldatmaca tövbe edenin kalbinin bir köşe- 
sinde gizli bir şekilde bulunmamalıdır. O, kalplerde gizli ve saklı 



15 Zikr-i Habib; s. 436-439 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



17 



bulunan sırları da bilir. Hiç kimse O'nu aldatamaz. Onun için hiç 
kimse Yüce Tanrı' yı aldatmaya kalkmasın. İkiyüzlülükle değil, 
doğrulukla O'nun huzurunda tövbe etmelidir. Tövbe bir insan için 
fazla yahut faydasız bir şey değildir. Onun etkisi yalnız kıyamet 
günüyle sınırlı değildir. Aksine onunla insanın hem dünyası hem 
de dini düzelir. Tövbe edene hem bu cihanda, hem de gelecek 
cihanda her ikisinde de rahat ve refah nasip olur," dedi. 16 



Melfuzât; c. 5, s. 187-188 



18 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Birinci Şartı 



"Biat olan herkes bundan böyle, mezara girinceye kadar Al- 
lah'a ortak koşmaktan uzak duracağına dair içtenlikle söz vere- 
cektir." 

Yüce Allah şirki (Allah'a ortak koşmayı) affetmez. 

Cenab-ı Hak, Nisa suresinde şöyle buyurur: 

. s. LiJ j^J ^ ^^j~*î ^ ^ oly 



"Allah kendisine ortak koşulmayı asla bağışlamaz. Öteki gü- 
nahları dilediğine bağışlar. Her kim Allah'a ortak koşarsa o, ger- 

1 7 

çekten büyük bir kötülük uydurmuş olur." 

Vâdedilen Mesih hazretleri bu konuda: "Aynı şekilde Hak 
Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm' de: 



buyurmuştur. Yani her günah için mağfiret vardır. Ancak Yü- 
ce Allah şirk koşmayı bağışlamaz. Onun için şirke asla yanaşma- 
yınız ve onun yasaklanmış bir ağaç olduğunu kabul ediniz" bu- 
yurmuştur. 18 

Aynı Şekilde, Vâdedilen Mesih hazretleri şirki açıklayarak 
"Burada şirk demek ancak taşlara vesaireye tapmak değildir. Se- 
beplere tapmak da bir şirktir. Keza dünyadaki ilahlara aşırı dere- 
cede önem vermek dahi şirktir" buyurmuştur. 19 



Nisa Suresi; a.49 

18 Zamime Tühfe-yi Golaraviye; Ruhani Lazain, c.17, s. 323-324 

19 El-hakem, no.24; 30 Haziran 1903, s.l 1 





Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



19 



Aynı şekilde Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de: 

buyurmuştur. Yani Lokman, bir zamanlar oğluna nasihat ve- 
rirken: "Sevgili oğlum! Allah'a ortak koşmayasın, Şüphesiz Al- 

20 

lah'a ortak koşmak büyük bir zulümdür " demiştir. 

Hz. Resulüllah (s.a.v.) bile, kendi ümmeti arasında şirkin or- 
taya çıkacağından kaygılanırdı. Bu konuda bir hadis şöyledir: 
"Ubâde bin Nessi, bize Şeddad B. Evs'in ağladığını anlatıyordu. 
Kendisinden neden ağladığı soruldu. O, Hz. Resulüllah' tan duy- 
duğu bir sözü hatırlayarak ağladığını söyledi. O, Hz. 
Resulüllah' tan şöyle duyduğunu söyledi: "Ben ümmetim için şirk 
ve gizli temennilerden kaygı duyuyorum" (Ravi diyor ki) ben: Ya 
Resulüllah! Sizin ümmetiniz, sizden sonra şirk etmeye mi başla- 
yacak? diye sordum. Bunun üzerine Hz. Resulüllah (s.a.v.) "Evet, 
benim ümmetim güneş ve aya, putlara ve taşlara elbette tapmaya- 
caktır. Ancak işlerinde gösterişe kapılacak ve gizli heveslere yaka- 
lanacaktır. Eğer onlardan bir kimse oruçlu olduğu halde güne baş- 
larsa, daha sonra bir heves araya girerse, o, orucunu bozarak o 
hevese kapılacaktır 21 " buyurdu. 

Şirkin değişik çeşitleri 

Bu hadisten de anlaşıldığına göre, zâhiri şirk, yani putlara ve 
aya tapmak olmasa da, gösteriş ve heveslere tabi olmak bir şirktir. 
Eğer bir memur, kendi şefi yahut müdürüne itaatten daha ziyade 
dalkavukluk derecesinde onun etrafında dolaşırsa ve geçiminin 
ancak ona bağlı olduğunu zannederse, bu da şirkin bir çeşididir. 
Eğer birisi kendi oğullarıyla övünürse, "Benim bu kadar oğlum 
vardır, onlar artık yetişmektedir, onlar mal kazanacaklar ve bana 
göz kulak olacaklar ve ben geri kalan ömrümü rahatlıkla geçirece- 
ğim, diye düşünüyorsa bu da bir çeşit şirktir. Yahut ta, Alt Kıta' da 



Lokman Suresi; 31:34 

Müsned Ahmed B. Hanbel; c.4, s. 124, Beyrut baskısı 



20 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



yani Hindistan, Pakistan ve üçüncü dünyada "Şarika " olarak 
adlandırılan çirkin bir gelenek vardır. Artık benim hısımlarım ba- 
na karşı koyamayacaklardır" diye tamamen çocuklarına güveni- 
yorsa, onlar da hayırsız evlat çıkarsa yahut bir kazada hepsi ölür- 
lerse yahut sakat kalırlarsa, öyle bir kimsenin bütün güvenceleri 
sona ermiş olmaz mı? Vâdedilen Mesih hazretleri bu konuda şöyle 
demiştir: "Tevhid, yalnız ağız ile "La ilahe illallah" deyip kalbin 
içinde binlerce put toplamak demek değildir. Herkim, herhangi bir 
işini, hile, aldatma, düzen ve tedbirini Yüce Allah kadar yüceltirse 
yahut bir insana Allah'a güvenircesine güvenirse yahut Yüce Al- 
lah'a vermesi gereken yüceliği kendi nefsine verirse, bütün bu 
durumlar, Allah katında put sayılır. Putlar ancak altın, gümüş, 
bakır yahut taştan yapılmış olan ve güvenilen varlıklar değildir. 
Aksine Yüce Allah'a vermemiz gereken yüceliği verdiğimiz her 
söz yahut iş dahi Allah katında bir puttur. Unutulmamalıdır ki, 
Yüce Allah'ın bizim ifade etmemizi istediği ve bu ifadeyle kurtu- 
luşun da bağlı bulunduğu gerçek tevhid şudur ki, Yüce Rabbimizi 
kendi zatında, ister put olsun isterse insan, ister güneş yahut ay 
olsun, isterse insanın kendi nefsi, kendi hilesi, aldatması, düzeni 
ve tedbiri olsun, bütün bunlardan pek uzak kabul edelim. Allah'a 
karşı hiç kimsenin kudret sahibi, rızık veren, onur veren ve aşağı- 
latan olduğunu kabul etmeyelim. O'nun dışında hiç kimsenin ger- 
çek yardımcı ve destekleyici olduğunu da kabul etmeyelim. 

Öz bir sevgiyle ancak O'na bağlanmalıyız. Ancak O'na kul- 
luk etmeliyiz. Ancak O'na eğilmeliyiz. Ancak O'ndan korkmalı- 
yız. Kısacası hiçbir tevhid şu üç özellik olmadan tam olamaz: Bi- 
rincisi, zat bakımından tevhittir. Yani O'nun varlığına karşı bütün 
varlıkları yok gibi saymak ve hepsinin ergeç yok olacağını ve ger- 
çeklerinin aslında bir hiç olup anlamsız olduğunu kabul etmektir. 
İkincisi, sıfat bakımından tevhittir. Yani Rab ve ilah olma sıfatla- 
rının, O yaratan dışında başka hiçbir kimsede olduğunu kabul et- 
memektir. Görünürde değişik eşyaların sahibi yahut feyiz veren 
gibi görünenlerin ancak O'nun elinin bir düzeni olduklarına inan- 
maktır. 



Kıskanan hısımlar 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



21 



Üçüncüsü, kendi sevgimiz, içtenlik ve gönül temizliği bakı- 
mından tevhittir. Yani sevgi ve kulluk alışkanlıklarında hiç kim- 
seyi Allah'a ortak koşmamak, aksine tam olarak kendini O'nun 
sevgisinde yok etmektir. 23 " 

Ben daha önce bunu özet olarak izah etmiş bulunuyorum. 
Vâdedilen Mesih'in birinci halifesi Nurettin Hazretleri: " Yüce 
Allah dışında O'nun ismine, işine ve ibâdetine başka bir kimseyi 
ortak koşmak şirktir. Bütün hayırlı işleri insan ancak Allah'ın rı- 
zası uğruna yapsın, işte bunun adı ibâdettir. İnsanlar, Allah dışın- 
da bir yaratıcının bulunmadığına inanırlar. Keza ölüm ve yaşamın 
da Yüce Allah'ın kudreti ve elinde olduğuna da inanırlar. Bunu 
kabul etmekle birlikte O'nun dışında başka kimselere secde eder- 
ler, yalan söyler onların etrafında dönerler. Allah'ın ibâdetini terk 
eder, diğer kimselerin ibâdetini yaparlar. Allah'ın oruçlarını bıra- 
kır, diğer kimseler uğruna oruç tutarlar. Allah'ın namazlarına aldı- 
rış etmeyerek Allah'tan başka varlıklar uğruna namaz kılarlar. 
Onlar adına zekât verirler. Cenab-ı Hak, bu gibi batıl inançları yok 
etmek için Hz. Muhammed Resulüllah'ı göndermiştir" 24 der. 



Siracettin hırıstiyanın dört sorusu; Ruhani Hazain, c. 12, s. 349-350 
Hutubat-ı Nur, s.7-8 



22 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin İkinci Şartı 

"Yalan, zina, harama bakmak, her çeşit sapıklık, günah, zu- 
lüm, hıyanet, fesat ve isyan yollarından korunup ihtirasları ne 
kadar kuvvetli olursa olsun bunlara yenilmeyecektir." 

Bu bir tek şartta dokuz çeşit kötülükten bahsedilmiştir. Her 
biat edenin ve cemaatimize katılmış olduğunu iddia eden her bir 
kimsenin bu kötülüklerden uzak durması lazım gelir. 

En büyük günah: Yalan! 

Aslında en büyük kötülük yalandır. Nitekim adamın biri yüce 
Peygamber Efendimize, "Bana, uygulayabileceğim bir nasihat 
edin, bende birçok kötülük vardır, ben bütün kötülükleri birden 
bırakamıyorum," diye ricada bulundu. Hz. Resulüllah ona; "Dai- 
ma doğru söyleyeceğine ve asla yalan söylemeyeceğine dair bana 
söz ver" diye buyurdu. Böylece birbiri ardına onun bütün kötülük- 
leri yok oldu. Her ne zaman bir kötülük yapma düşüncesi aklına 
gelse hemen kendi kendine, "Yakalanırsam Hz. Resulüllah' ın 
önüne çıkarılacağım. Ben ona yalan söylemeyeceğime söz verdim. 
Doğru söylersem ya mahcup olacağım yahut ta ceza göreceğim" 
diye düşündü. Böylece yavaş yavaş onun bütün kötülükleri yok 
oldu. Demek ki, aslında yalan bütün kötülüklerin köküdür. 

Şimdi ben bunu biraz daha ayrıntılı olarak anlatmak istiyo- 
rum. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de: 

j»İO °C«U-rj <bj X& <Ü Jgt- j£Î <UJ( C*U _f ploju ^>Jİ^> 
J^lj^arlj ^Ğ'yls j^r^ jJÜÂ JbJ U *î\ ftfHfl 




Yani Allah'ın belirttiği saygıdeğer yerlere bir kimsenin saygı 
göstermesi Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Kur'ân-ı Ke- 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



23 



rim'de yasak edilen hayvanlar dışında diğer bütün hayvanlar size 
helal kılınmıştır. Siz putlara tapmak pisliğinden ve yalan söyle- 
mekten uzak durun," diye buyrulmuştur. 25 

Burada yalan sözcüğü şirk ile birlikte anlatılmıştır. Kur'ân-ı 
Kerim' de ayrıca: 



Yani, İyi dinleyin! Hâlis din ancak Allah'a yaraşır. Allah'tan 
başkasını dost edinenler, "biz onlara ancak bizi Allah'a yaklaştır- 
sınlar diye tapıyoruz" derler. Allah, aralarında ihtilaf ettikleri ko- 
nular hakkında, şüphesiz karar verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı 
ve nankör olan kimseye hidayet yolunu nasip etmez," diye buy- 
rulmuştur. 26 

Sahih-i Müslim'de şöyle bir hadis vardır. Abdullah B. Amr B. 
El-as (r.a) rivayet eder: Hz. Resulüllah (s.a.v.) her kimde dört şey 
bulunursa o, kesin bir münafıktır. Her kimde onlarından birisi 
bulunursa onu bırakıncaya kadar, kendisinde ikiyüzlülüğün bir 
özelliği bulunur. 

1 . Konuştuğu zaman yalan söyler. 

2. Sözleşme yaptığı zaman onu bozar. 

3. Söz verdiği zaman ona aykırı davranır. (Bu da bir çeşit 
yalandır.) 

4. Kavga edince küfürler savurur. 

İşte bütün bunlar aslında yalan ile ilgilidir. Bu konuda bir ha- 
dis daha vardır. Hz. İmam Malik kendisine Hz. Abdullah Bin 
Mes'ud'un şu nasihatinin ulaştığını rivayet etmiştir: "Sizler daima 
doğruluğu benimsemelisiniz. Çünkü doğruluk iyilik yolunu göste- 
rir, iyilik ise insanı cennete götürür. Yalandan sakınınız. Çünkü 
yalan itaatsizliğe götürür ve itaatsizlik ise insanı cehenneme götü- 





Hacc Suresi, a. 31 
Zümer Suresi, a.4 



24 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



rür. Filan kişi doğru söyledi ve itaat edenlerden oldu, yalan söyle- 
di ve kötülüklere saplandı. Bunun böyle söylendiğini duymadınız 

mı? 27 " 

Keza Müsnet Ahmet Bin Hanbel'de bir hadis vardır. Hz. Ebu 
Hüreyre, Hz. Resulüllah'ın, "Birisi, bir çocuğa, "gel sana bir şey 
vereceğim" derse, ancak çocuk gelince ona bir şey vermezse, işte 
onun böyle söylemesi dahi yalan sayılır" buyurduğunu rivayet 

28 

etmiştir. 

Bu terbiye için çok önemli bir şeydir doğrusu. Özellikle ço- 
cuklara yalancıktan da olsa böyle sözler söylememek gerekir. Ak- 
si halde yalancıktan bile olsa, çocuklar yavaş yavaş gerçeğe aykırı 
sözler söylemeye alışırlar. Daha ileride bunu huy edinirler ve 
yalan uydurmaktan bile utanmazlar. Artık gitgide bunun duygusu 
bile ortadan kalkar. Hz. İbni Mesut (r.a.), Yüce Peygamber Efen- 
dimiz; "Doğruluk iyiliğe götürür. İyilik ise cennete iletir. Daima 
doğruyu söyleyen bir kimse Allah katında sıddık yazılır. Yalan ise 
insanı günah ve fısk-ü fücura sürükler. Fısk-ü fücur ise insanı ce- 
henneme götürür. Daima yalan söyleyen bir kimse Allah katında 
yalancı yazılır" dedi, diye rivayet eder. 29 

Hz. Abdullah Bin Ömer Bin (a.s.) rivayet eder: "Adamın biri 
Peygamber Efendimizin huzuruna gelir ve "Ya Resulüllah cennete 
götüren amel hangisidir?" diye sorar. Peygamber Efendimiz de, 
"Doğru söylemek! Adamın biri doğru söylediği zaman itaat eden 
biri oluverir. îtaat eden olduğu zaman da gerçek mümin oluverir. 
Gerçek mümin olduğu zaman da eninde sonunda cennete girer," 
dedi. Yine aynı adam Peygamber Efendimize "Ya Resulüllah! 
Cehenneme götüren amel hangisidir? diye sordu. Bunun üzerine 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Yalan söylemek! Adamın biri yalan 
söylediği zaman aslında itaatsizlik etmiş olur. İtaatsizlik ettiği 
zaman da kâfirlik etmiş olur. Kâfirlik üzerinde ısrarla durduğu 
zaman da artık cehenneme girer," dedi. 30 



Muvatta İmam-ı Malik, Bab-ü mâ ca'a Fıssıdk-ı vel-Kzibi 
Müsnet Ahmet B. Hanbel, c.2, s. 348, Beyrut 

Buhari, Kitab-ül Edeb, Bab-ü Kavlillah, "İttekullah ve kûnû ma 'assâdıkîn " 
Müsnet Ahmet bin Hanbel, c.2, s. 176, Beyrut 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



25 



Vâdedilen Mesih hazretleri, "Kur'ân-ı Kerîm, yalana pislik ve 
çirkeflik der. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm "Putların pisliğinden ve 

3 1 

yalan söz söylemekten sakının," der. Yüce Allah yalandan, puta 
paralel olarak söz etmiştir. Gerçekten yalan da bir nevi put demek- 
tir. Yoksa insan gerçeği bırakıp da neden başka tarafa gitsin? Na- 
sıl ki, bir put altında herhangi bir gerçek yatmıyorsa, tıpkı onun 
gibi yalan da yaldızcılıktan öte bir şey değildir. Yalancılara güven 
öylesine azalır ki, onlar doğruyu konuşmak isterlerse de konuştuk- 
larına belki de yalan karıştırmışlardır diye zannedilir. Yalancılar, 
yalanlarının azalmasını isterlerse de bu alışkanlık çabucak yok 
olacak değildir. Bu hususta uzun zaman manevi egzersiz yapmala- 
rı gerekir. Ancak o zaman doğruyu söylemek alışkanlığına nail 
olacaklardır," der. 32 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "İnsanın doğal hallerinden 
olup, tabiatının özelliği olan bir şey de doğruluktur. İnsanoğlu, 
kendisini nefsanî bir istek kışkırtmadıkça yalan söylemek istemez. 
Yalanı seçtiği zaman kalbinde bir nevi nefret ve burukluk hisse- 
der. Nitekim birinin apaçık yalanı ortaya çıkınca hoşnutsuz olur. 
Onu hor görür. Ancak bu durum onun doğal ahlakı sayılmaz. 
Çünkü bu hal çocuklar ve delilerde de görülür. Doğrusu insanoğ- 
lu, kendisini doğruluktan alıkoyan nefsanî arzularından ayrılma- 
dıkça gerçek anlamda doğru adam olamaz. Eğer insanoğlu sadece 
hiçbir sakıncası olmayan işlerde doğruyu söylerse, fakat canı, malı 
ve şerefinin zarar göreceği işlerde yalan uydurursa yahut doğruyu 
konuşmayıp susarsa o zaman onun çocuklar ve delilerden ne üs- 
tünlüğü olur? Deliler ve ergin olmayan çocuklar bile böyle doğru- 
yu söylemezler mi? Dünyada, herhangi bir tahrike kapılmaksızın, 
öyle boşu boşuna yalan uyduran yoktur. Nitekim herhangi bir za- 
rar kuşkusuyla terk edilen doğruluk asla gerçek ahlaktan sayılmaz. 
Doğru söylemenin en büyük yeri, cana, mala veya şerefe dokuna- 
cak zarar endişesinin bulunmasıdır. Bu hususta Yüce Allah'ın 
talimatı da şöyledir: 



Hacc suresi; 31 
Melfuzât, c.3, s. 350 



26 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



jjjül^jlj! ^Js> }) j ^Jü «.TlgJü JL J .^aJb j^ljâ 'jijT^ 



"Putlara tapmak ve yalan söylemekten uzak durun" Yani ya- 
lan da bir puttur âdeta. Puta güvenen kimse, Allah'a güvenmeyi 
terk eder. Nitekim yalan söylemekten dolayı Tanrı da elden gider. 
Yine Cenab-ı Hak, "Doğru tanıklık için çağrıldığınız zaman sakın 
hayır demeyin. Sakın doğru tanıklığı gizlemeyin. Bunu gizleyenin 
kalbi günahkârdır doğrusu. Konuştuğunuz zaman ağzınızı hayra 
açın ve büsbütün doğru ve adaletli söz söyleyin. İster yapacağınız 
tanıklık yakın akrabanıza karşı olsa bile! Hak ve adalet üzerinde 
olun! Her türlü tanıklığınız yalnız Tanrı uğruna olmalıdır. Sakın 
yalan söylemeyin! İster doğruluk uğruna canınıza, anne babanıza 
veya yakınlarınıza ve oğullarınıza zarar gelse bile! Size karşı bir 
milletin düşmanlığı dahi sizi doğru tanıklık etmekten sakın alı- 
koymasın! Doğru erkeklerle doğru kadınlar büyük ecirlere nail 
olacaklar. Onlar başkalarına da doğruluk için öğüt vermeyi âdet 
edinmişlerdir. Yalancıların toplantısında asla oturmazlar." 3 34 



33 İslam İlkeleri Felsefesi, Ruhani Hazain, c.10, s.360-361 

34 Enam suresi; 153, Nisa suresi;136, Maide suresi; 9, Ahzap suresi;36, Asr 
suresi; 4, Furkan suresi; 73 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



27 



Zinadan Sakının! 

Yine adı geçen şu ikinci şartta zinadan sakınmak da şart ko- 
şulmuştur. Bu hususta Cenab-ı Hak, 

"Sakın zinaya yaklaşmayın. Bu bir hayâsızlık ve en kötü yol- 
dur," der. 35 

Şöyle bir hadis vardır. Muhammed bin Şirin, Yüce Peygam- 
ber Efendimizin aşağıdaki konuyla ilgili olarak nasihatte bulundu- 
ğunu rivayet eder. Daha sonra uzun bir rivayeti anlatır. Bu riva- 
yette Peygamber Efendimiz, "iffet, namusluluk, doğruluk; zina ve 
yalan uydurmak karşısında en yüce ve kalıcı bir ahlaktır," diye 
öğütte bulunmuştur. 

Bu rivayette zina ile yalan söylemek bir arada anlatılmıştır. 
Bu da yalanın ne kadar büyük bir günah olduğunu gösterir. 
Vâdedilen Mesih hazretleri: "Sakın zinaya yaklaşmayın. Yani 
kalbinizde bunun düşüncesini bile meydana getirebilecek toplantı- 
lara sakın katılmayın. Bu günahı meydana getirme kuşkusu olan 
yollardan uzak durun. Doğrusu zina yapan bir kimse kötülüğü en 
yüksek çizgiye ulaştırmış olur. Zina yolu en kötü yoldur. İnsanın 
gerçek amacına ulaşmasına engel olur. Varacağınız son amacınız 
için de çok tehlikelidir. Evlilik imkânı bulamayan bir kimse na- 
musunu öteki yolardan korumalıdır. Örneğin oruç tutmalı, az ye- 
mek yemeli veyahut güçlerini vücudu yoran ağır işlerde çalıştır- 
malıdır," der. 37 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, insanın kafasında kötü düşünce- 
leri meydana getirebilecek bütün durumlardan uzak kalınmasını 
öğütler. Gençler bazen buna aldırış etmezler. Filmleri seyretmeye 
alışırlar. Seyredilmeye layık olmayan filmleri izlerler. Bazıları 
ahlak seviyesinin çok aşağısında olur. Bunlardan uzak durmalı, 
çünkü bu da zinanın bir çeşididir. 



35 Ben-i İsrail suresi; 33 

36 Sünen Dâr Kutnî, Kitab-ül Vasaya, Bab-ü ma yüstehabbü mine'et-teşehhüt 
ve 7- kelam 

37 İslam İlkeleri Felsefesi; Ruhani Hazâin c.10, s 342 



28 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Kötü bakmaktan uzak durun! 

Adı geçen şu ikinci şartta üçüncü çeşit fenalıktan ise "kötü 
bakmaktan uzak durun" diye bahsedilmiştir. Bu nedir? Tabii ki, 
gözleri yere indirmek demektir. Gözleri harama bakmaktan çe- 
virmek demektir. 

Şöyle bir hadis var; Ebu Rehane, bir savaş esnasında Pey- 
gamber Efendimizin yanında olduğunu rivayet eder. Bir gece Yü- 
ce Peygamber Efendimiz "Allah yolunda uyanık olan göze ateş 
haram kılınmıştır. Allah korkusundan gözyaşı döken göze de ateş 
haram kılınmıştır" dedi. Ebu Şüreh de râvinin birinin şöyle dedi- 
ğini anlatır. Yüce Peygamber Efendimiz, "Allah'ın haram kıldığı 
şeyleri görmeden yere inen göze ateş haram kılınmıştır. Allah 
yolunda patlatılan göze de ateş haram kılınmıştır," dedi. 38 

Yine şöyle bir hadis vardır. Ubâde bin Samit, Peygamber 
Efendimizin şöyle dediğini rivayet eder; "Kendiniz için şu altı şey 
hakkında bana kefalet verin, ben de size cennet için kefalet veri- 
rim." 

• Konuştuğunuz zaman doğru söyleyin. 

• Söz verdiğiniz zaman onu yerine getirin. 

• Size bir emanet verilirse istenildiği vakit hemen geri verin 

(boş yere oyalamayın) 

• Edep yerlerinizi koruyun. 

• Gözlerinizi yere indirin. 

• Ellerinizi zulmetmekten çekin. 

Hz. Ebu Sait Hudrî şöyle rivayet eder: Yüce Peygamber 
Efendimiz "Yolda toplanmaktan sakının" dedi. Ashab-ı Kiram da, 
"Eğer yollarda toplanmaktan başka çare yoksa" diye sorunca bu- 
nun üzerine Yüce Peygamber "O zaman yolların hakkını verin" 
dedi. Ashab-ı Kiram, "Ya Resulüllah yolların hakkı da nedir?" 
diye sordular. Yüce Peygamber de "Her gelip geçenin selamına 



Sünen Dârmi Kitab'ül- Cihat Babü fillezi yesherüfi sebilillahi hârisen 
Müsned Ahmed Bin Hanbel, c.5, s. 323 (Beyrut) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



29 



cevap verin. İcabında gözleri yere indirin. Yolu soranlara yol gös- 
terin. İyiliğe çağırın, kötülüğe engel olun" dedi. 40 

Vâdedilen Mesih hazretleri "Kur'ân-ı Kerîm insan tabiatının 
gerektirdiklerine ve zaafına uygun olarak talimat vermekte ne 
güzel yol seçmiştir! Yüce Allah, 

>- SJ . i - 'JBİ^tJ ^J 1 -^ 1 j>. ] J-**t J-fJ*^ J*f 

"Sen iman edenlere gözlerini yere indirmelerini, edep yerleri- 
ni korumalarını söyle. Doğrusu ancak bu amelle nefisleri tertemiz 
olacaktır," diye öğütler. Fürûc sözcüğü 41 yalnız edep yeri anlamı- 
na gelmez. Her çeşit delik anlamına gelir. Örneğin kulak vs. hep 
buna dâhildir. Bunda mahrem olmayan kadının şarkılarını dinle- 
meye karşı talimat verilmiştir. Binlerce tecrübeden şu gerçekte 
ispatlanmıştır ki Cenab-ı Hakk'ın yasak ettiği şeyden insanoğlu 
eninde sonunda vazgeçer" der. 42 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "İslamiyet, ister kadın ol- 
sun ister erkek, şeriat koşullarını yerine getirmek konusunda her 
ikisini bağlamıştır. Dinimiz kadınlara örtünme emri verdiği gibi, 
erkeklere de harama bakmayıp gözlerini yere indirmelerini sıkı 
sıkıya emir buyurmuştur. Namaz, oruç, zekât, hac, helali haram- 
dan ayırdetmek, Cenab-ı Hakk'ın ahkâmına karşın insanın kendi 
örf ve âdetlerini terk etmesi vs. Bunlar öylesine ağır sınırlamalar- 
dır ki, bunun sonucu İslamiyet'in kapısı pek daralmıştır. Bu ne- 
denle herkes bu kapıdan geçemez," der. 43 

Böylece bu mesele erkeklere artık iyice aydınlanmıştır. Onlar 
harama bakmayıp gözlerini daima yere indirmelidirler. Utanmak 
yalnız kadınlara mahsus değil, erkeklere de gereklidir. 



Müsned Ahmed Bin Hanbel, c.3, s. 16 (Beyrut) 
41 Metinde fürûc kelimesi geçer. Fürûc 'delikler' anlÂmina gelir. Biz de edep 
yeri diye tercüme ettik, (çevirmen) 
42 Melfuzât, c.7, s. 135 
43 Melfuzât c.5, s.614 



30 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Namusu koruma ahlakı, 
yani iffeti elde etmek için Cenab-ı Hak salt yüce talimatı anlat- 
makla kalmayıp, namuslu olabilmek için beş tane de çare buyur- 
muştur. Örneğin, insanın kendisini mahrem olmayana bakmaktan 
koruması, mahrem olmayanın sesini dinlemekten sakınması, mah- 
rem olmayanın hikâyelerini dinlememesi ve bu gibi kötü hareket- 
lerin ortaya çıkma endişesi olan toplantılardan uzak kalması, evli- 
lik olmadığı zaman oruç tutması v.s." der. 

Yine kendisi "Biz burada iddia ederek şunu söylüyoruz ki, 
her türlü önlemi içeren Kur'ân-ı Kerîm' in anlattığı şu yüce talim 
ancak İslamiyet'e özgüdür. Burada düşünmeye değer bir nokta 
daha var. İnsanın şehvani isteklerin kaynağı olan bir doğal duru- 
mu vardır. İnsanoğlu, olağanüstü bir değişme meydana gelmedik- 
çe bu isteklerden kopamaz. Onun şehvani duyguları yeri ve vakti 
gelince coşmaktan geri kalmaz. Başka bir ifadeyle bu duygular 
tamamen tehlikeye düşer. Onun için Cenab-ı Hak bize mahrem 
olmayan kadınlara rahatça bakabilirsiniz, onların bütün güzellikle- 
rini görebilirsiniz, onların dansı vs. gibi şeyleri seyredebilirsiniz, 
ancak temiz bakışlarla bakabilirsiniz diye bir buyruk asla verme- 
miştir. Yine Cenab-ı Hak, genç ve yabancı kadınların şarkılarını 
dinleyebilirsiniz, onların güzelliklerini anlatan hikâyeleri de din- 
leyebilirsiniz, ancak temiz düşüncelerle dinleyin diye de asla bu- 
yurmamıştır. Tam tersine bizler "mahrem olmayan kadınlara ve 
onların güzelliklerine asla bakmayalım; Ne temiz gözle ne kötü 
gözle, asla bakmayalım. Onların şarkı seslerini dinlemeyelim. 
Güzelliklerini anlatan hikâyeleri de dinlemeyelim. Ne temiz dü- 
şünceyle ne de kötü düşünceyle, asla dinlemeyelim diye sıkı sıkı- 
ya tembihlemiştir. Doğrusu hiç tökezlenmemek için böyle şeyleri 
dinlemek ve görmekten, leşten iğrendiğimiz gibi iğrenmeliyiz. 
Çünkü başıboş bakışlar sonucu günün birinde mutlaka tökezleme- 
ler meydana gelir. Cenab-ı Hak, gözlerimizin gönüllerimizin ve 
düşüncelerimizin tertemiz kalmasını istediği için bu yüce ahkâmı 
bize buyurmuştur. Hiç şüphesiz başıboşluk tökezlenmelere yol 
açar. (Herhangi bir uyarma olmasa elbette tökezlenme meydana 
gelir.) Aç bir köpeğin önüne yumuşacık ekmek koyduktan sonra 
"köpeğin aklından ekmeğin düşüncesi bile geçmez" diye düşün- 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



31 



memiz yanlış olur doğrusu. Nitekim Cenab-ı Hak, nefsanî kuv- 
vetlerin gizli kapaklı işlere dalmasına fırsat bırakmadı. Kötü dü- 
şüncelerin kabarıp taşmasına yol açan bir durumun meydana gel- 
mesini hiç istemedi" der. 44 

İtaatsizlik ve kargaşalıktan uzak durun! 

Yine bu ikinci şartta dördüncü tembih kargaşalık ve fitneci- 
likten uzak kalmakla ilgilidir. Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de 



"Bilin ki, Allah'ın Peygamberi şu anda aranızda mevcuttur. 
İşlerin çoğunda sizi dinlerse sıkıntıya düşersiniz. Fakat Allah ima- 
nı gözünüzde pek sevimli kıldı. Kalbinizde onu güzel olarak gös- 
terdi. Kâfirlikle itaat dışına çıkmayı ve isyan etmeyi gözünüzde 
pek çirkin olarak gösterdi. İşte (bu hükümlere uyanlar) doğru yol 
üzerindedirler," 45 der. 

Hz.Esved, Hz. Ebu Hüreyre'den şöyle rivayet eder: Yüce 
Peygamber Efendimiz, "İçinizden biri oruçlu olduğu zaman sakın 
çirkin söz söylememeli, fitnecilik meydana getiren konuşması 
olmamalı, cahilce söz söylememelidir. Birisi kendisine karşı ca- 
hilce davrandığı zaman ona "bağışlayın ben oruçluyum" demeli" 
dedi. 46 

Yine Yüce Peygamber Efendimiz, "mümine karşı sayıp söv- 
mek bir kötülüktür. Ona karşı savaşmak kâfirliktir," dedi. 

Abdurrahman bin Şibil'in rivayetine göre Peygamber Efen- 
dimiz, "Ticaret edenler facir olurlar" Bunun üzerine sahabenin 
biri, "Ya Resulüllah! Yüce Allah ticareti helal kılmadı mı?" dedi. 



İslam İlkelerinin Felsefesi S. 51 
Hucurat suresi; 8 

Müsnet Ahmet Bin Hanbel, c.2, s. 356 (Beyrut baskısı) 




32 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Peygamber Efendimiz "Tabii! Fakat onlar pazarlık ettikleri zaman 
yalan söylerler. Yeminler ederek fiyatı da artırırlar" dedi. Adı ge- 
çen rivayete göre Yüce Peygamber Efendimiz sözüne devam ede- 
rek "Fâsıklar cehennemliktirler" dedi. Bunun üzerine kendisine 
"Ya Resulüllah! Fâsık kimlerdir? diye arz edildiği zaman, Yüce 
Peygamber "Kadınlar da fâsık olurlar" dedi. Sahabenin biri "Ya 
Resulüllah! Kadınlar bizim analarımız, bacılarımız ve eşlerimiz 
değil midirler?" diye sorunca, Hazreti Peygamber "Gayet tabii! 
Fakat onlara bir şeyler verildiği zaman buna şükretmezler. Bir 
sınav başlarına gelince buna sabretmezler," dedi. 47 

Nitekim ticaretle uğraşanlar da bu hususta düşünmelidirler. 
Pek temiz ve katışıksız bir ticaret olmalıdır. Bu da biat şartların- 
dan biridir. 

Vâdedilen Mesih hazretleri "Kur' ân' a göre kâfirden önce 
fâsık cezalandırılmalıdır. Bu da Yüce Allah'ın olagelen bir yasa- 
sıdır. Yani milletin biri fitneci ve fesatçı olunca, başlarına başka 

48 

bir milleti musallat eder." der. 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri: "(müslümanlar) fitnecilik 
ve fesatçılıkta sınırı aştıkları zaman Yüce Tanrının ahkâmını hor 
gördükleri zaman, Allah'ın belirttiği saygıdeğer yerlerden ve say- 
gıdeğer şeylerden nefret etmeye başladıkları zaman, dünya renkle- 
ri ve güzelliklerine gırtlaklarına kadar daldıkları zaman Cenab-ı 
Hak da onları Hülagu Han ve Cengiz Han eliyle yerle bir ettirdi. 
Rivayete göre o zaman gökten "Ey Kâfirler! Fâsıkları öldürün!" 
diye ses gelirdi. Onun için fâsık ve fâcir bir insan Allah katında 
kâfirden de daha aşağılık ve iğrençtir," der. 49 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri "Zalim, fâsıkın duası kabul 
olunmaz. Çünkü böyle bir kimse Yüce Tanrı' ya aldırmaz. Yüce 
Tanrı da böyle bir kimseye aldırmaz. Eğer bir oğul, babasına al- 
dırmayan kötü evlat ise babası da ona hiç aldırmaz. Yüce Tanrı 
böyle bir kimseye neden aldırsın ki?" der. 5 



Müsnet Ahmet Bin Hanbel, c.3, s. 328 (Beyrut baskısı) 

Melfuzât c.2, s.653 

Melfuzât c.2, s. 108 

Vâdedilen Mesih'in Tefsiri, c.3, s.61 1 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



33 



Sakın zulüm etmeyin! 

Yine Biatin ikinci şartında "zulmetmeyecektir" diye bir cümle 
de vardır. Kur'ân-ı Kerîm, 

"Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Zulmedenle- 
re acı günün azabıyla yazıklar olsun." der. 51 

Hz. Cabir'in rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, 
"Zulmetmekten sakının. Çünkü zulüm, kıyamet gününde insana 
karşı karanlıklar olarak çıkacaktır. Hırs, cimrilik ve kin gütmekten 
sakının. Çünkü hırs, cimrilik ve kin, geçmiş milletleri mahvetmiş- 
tir. Bu kötülükler onları kan dökmeye sürükledi. Onlara, saygıde- 

52 

ğer şeylere karşı saygısızlık ettirdi." dedi. 

Başkasının hakkını gasp etmek de zulümdür. Hz. Abdullah 
Bin Mesud'un rivayetine göre kendisi Yüce Peygambere, "Zul- 
mün hangisi en büyük zulümdür?" diye sormuş. Yüce Peygamber 
de, "Eğer adamın biri kardeşinin toprağından bir karış toprak bile 
gasp ederse bu da bir zulümdür. Hatta o topraktan bir çakıltaşı bile 
gasp ederse kıyamet günü o taşın altında bulunan toprağın bütün 
tabakaları zincir halkaları olarak onun boynuna geçirilecektir. 
Toprağın derinliğini onu yaratandan başka hiç kimse bilemez," 
dedi. 

Bazı kimseler, kardeşlerinin ve kızkardeşlerinin veyahut 
komşularının haklarını vermezler. Veyahut kavga edip başkaları- 
nın mal ve mülklerini gasp ederler. Topraklarını zorla almaya kal- 
karlar. Bu gibi kimseler, yukarıda anlatılan hadis üzerinde iyi dü- 
şünsünler. Bir kere Ahmedi olduktan sonra hele "biz hiç kimsenin 
hakkını çiğnemeyeceğiz, zulmetmeyeceğiz" diyerek biat ettikten 
sonra yine de bir kimseye zulüm etmek artık korkulacak bir du- 
rumdur doğrusu. 

Bir hadis vardır. Hz. Ebu Hüreyre'nin anlattığına göre Yüce 
Peygamber Efendimiz, "İflâs etmiş kişi kimdir bilir misiniz?" diye 



51 Zuhruf Suresi; 66 

52 Müsnet Ahmet Bin Hanbel, c.3, s. 323 



34 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



sordu. Biz de "parasız pulsuz olan bir kimse" dedik. Yüce Pey- 
gamber de, "Benim ümmetimde iflâs etmiş kişi şudur: Kıyamet 
günü namazıyla, orucuyla ve zekâtıyla gelecek. Ama şuna küfür 
etmiş, buna iftira etmiş, kiminin malını yemiş, haksız yere kiminin 
kanına girmiş veyahut kimiyle dövüşmüş olacak. Bu adamın iyi- 
likleri kendisinden alınıp zulmüne uğramış kimselere dağıtılacak. 
Bu iyilikler zulme uğramış kimselerin haklarını ödemeye yetmez- 
se, o mazlumların günahları alınıp adı geçen zalim insana verile- 
cektir. Böylece o adam cennete gireceği yerde cehennemi boyla- 
yac aktır, işte gerçekten iflâs etmiş kişi budur," dedi. 

Şimdi iyi düşünün taşının. Bu gibi suçları işleyenlerin durumu 
çok korkulacak durumdur. İnşallah içimizden hiç kimse Allah'ın 
huzuruna böyle iflas etmiş kişi olarak çıkmaz. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Benim cemaatimin fertleri, ister 
burada bulunanlar, ister başka yerlerde yaşamlarını sürdürenler 
olsun, benim şu tavsiyeme kulak versinler, dikkatle dinlesinler; 
Bu cemaate katılıp benimle müritlik bağı kurmaktan gaye, iyilik, 
bahtiyarlık ve takvanın zirvesine ulaşmaktır. Bunlara herhangi bir 
fesat, kötülük ve ahlaksızlık yaklaşmasın. Beş vakit namazı cema- 
atle kılsınlar. Yalan söylemesinler. Hiç kimseye dilleriyle eziyet 
etmesinler. Herhangi bir ahlaksızlık yapmasınlar. Herhangi bir 
kötülük, zulüm, fesat ve fitne düşüncesine gönüllerinde bile yer 
vermesinler. Her türlü günah ve suç işlemekten, yapılması ve söz 
edilmesi ayıp olan davranışlardan, bütün nefsanî duygular ve uy- 
gunsuz hareketlerden uzak kalsınlar. Yüce Allah'ın gönlü terte- 
miz, zararsız, yumuşak başlı ve uysal mizaçlı kulları olsunlar. 
Tabiatlarında zehirli bir maya bulunmamalıdır. Bütün insanlara 
karşı sempati duymak prensipleri olmalıdır. Allah'tan korksunlar. 
Dillerini, ellerini ve gönül düşüncelerini her türlü yakışıksız, fesat 
ve hıyanet yollarından uzak tutsunlar. Beş vakit namazlarını de- 
vamlı olarak bilip isteyerek kılsınlar. Her türlü zulüm, zorbalık, 
gasp, rüşvet, başkalarının haklarını çiğnemek ve haksız yere taraf 
tutmaktan vazgeçsinler. Kötü dostların sohbetinden uzak kalsınlar. 
Eğer biri devamlı olarak size gelip gidiyorsa, daha sonraları o 



Müslim, Kitabü 'l-birr vessıla, Babü tahrimi-z-zulüm 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



35 



adamın, Allah'ın ahkâmına bağlı olmadığı veyahut kul haklarına 
hiç aldırmadığı, zalim tabiatlı, fitneci, ahlaksızın biri olduğu ispat- 
lanırsa veyahut sizin biat olup müritlik bağı kurduğunuz şahıs 
hakkında ileri geri konuştuğu, aleyhinde yersiz ve gereksiz abuk 
sabuk, saçma sapan konuştuğu, dil uzattığı, kendisine karşı asılsız 
suçlamalarda bulunup iftira etmeye devam ettiği ve böylece Al- 
lah'ın kullarını aldatmak istediği ispatlanırsa, böyle bir kötülüğü 
aranızdan uzaklaştırmak sizin için şart olacaktır. Böyle tehlikeli 
bir adamdan uzak durmanız gerekir. Hiçbir din, millet ve toplulu- 
ğa bağlı bir kimseye zarar vermeyi düşünmeyin bile. Herkes için 
hayırlı kişi olun. Haylazlar, kabadayı, fesatçı ve ahlaksız kimseler, 
toplantılarınıza sakın gelmesinler. Evlerinizde sakın ikamet etme- 
sinler. Yoksa böyle kimseler ilerde sizin için tökezlenme sebebi 
olabilirler," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Bu gibi işler ve koşullar 
hakkında baştan beri size anlatmaya çalıştım. Cemaatimin her 
ferdi bütün tavsiyelerime bağlı kalmalıdır. Toplantılarınızda hiçbir 
çirkeflik, alay etmek ve dalga geçmek gibi hareketler asla olma- 
malıdır. Yeryüzünde temiz kalpli, temiz huylu, temiz fikirli olarak 
yürüyün. Unutmayın ki, her kötülüğe karşılık vermeye değmez. 
Onun için genellikle affetmeyi ve bağışlamayı âdet edinin. Sabır 
ve yumuşak başlılıkla hareket edin. Hiç kimseye haksız yere sakın 
saldırmayın. Nefsanî duyguları bastırmaya çalışın. Herhangi bir 
bahse girdiğinizde veyahut dini konuşmalarda tartıştığınız zaman 
daima yumuşak sözlü, uslu ve edepli olun. Biri size karşı cahillik 
gösterirse, ona selam verip o toplantıyı hemen terk edin. Eğer ezi- 
yet edilecek, sövülüp sayılacak olursanız, size karşı en ağır söz 
kullanılsa dahi sakın alçaklığa karşı alçaklıkla karşılık vermeyin. 
Yoksa sizler de onların seviyesine düşersiniz. Cenab-ı Hak sizi 
bütün dünya için iyilik ve doğrulukta örnek olacak bir cemaat 
yapmak ister. Öyleyse aranızdan kötülük, huysuzluk, fitnecilik ve 
ahlaksızlık örneği olan kimseyi çabuk uzaklaştırın. Cemaatimizde 
biri alçak gönüllülükle, iyilik, efendilik, dürüstlük, uysallık, yu- 
muşak başlılık istemiyor ve yumuşak sözlü, iyi huylu ve iyi karak- 
terli olarak yaşamak istemiyorsa hemen bizden ayrılsın. Çünkü 
Yüce Tanrımız böyle kimsenin aramızda bulunmasını asla iste- 



36 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



mez. Hiç şüphesiz böyle bir kimse, bahtsızlık içinde ölecektir. 
Çünkü böyle bir kişi iyilik yolunu seçmedi. Dolaysıyla dikkatli 
olun. Gerçekten iyi kalpli yumuşak huylu ve dürüst kimse olun. 
Sizler beş vakit namazınızla ve güzel ahlakınızla tanınacaksınız. 
İçinde kötülük tohumu olan kimse bu nasihat üzerinde asla dura- 
maz," der. 54 

Sakın hainlik etmeyin! 

Cenab-ı Hak hıyanet hakkında, 



"Kendilerine hainlik edenlerden yana olup sakın onları sa- 
vunma. Allah hainlikte ileri gitmiş, günahlara iyice saplanmış 
olanları hiç sevmez, der." 55 

Şöyle bir hadis vardır; Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Size biri gelip bir şey emanet olarak 
bırakırsa o emaneti mutlaka sahibine geri verin. Daha önceleri 
size karşı hıyanet etmiş olana da sakın hıyanet etmeyin," dedi. 56 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Kötülük bırakma kısımlarından 
ikinci kısım emanet ve dürüstlük denilen bir ahlaktır. Bu da baş- 
kasının malını fesatlık ve kötü niyetle gaspedip ona eziyet çektir- 
meye razı olmamak demektir. Nitekim dürüstlük ve emanet, insa- 
nın tabii hallerinden bir durumdur. Onun için süt emen bir bebek 
dahi, yaşça küçük olduğundan dolayı doğal bir sadelik üzerinde- 
dir. Aynı zamanda yaşça küçük olduğundan dolayı henüz kötü 
alışkanlıklara alışmış değildir. Ama buna rağmen bazen başkası- 
nın bir şeyinden nefret eder. Örneğin yabancı bir kadının sütünü 
dahi zar zor içer," der. 57 



İştihar, 29 Mayıs 1898, Teblig-i Risalet c.7, s.42-43 
Nisa suresi; 108 

Ebu Davud, Kitabü'l-bilyû' Babil fir-raculi yahuzu hakkahu 
İslam İlkeleri Felsefesi, Ruhani Hazain c.10, s. 344 




Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



37 



Fesattan uzak durun! 



Fesat hakkında Cenab-ı Hak, 





"Allah'ın sana verdikleriyle ahiret evini arayıp bulmaya çalış. 
Dünya hayatından sana verilen payı da unutma. Allah'ın sana iyi- 
lik ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et. Sakın yeryüzünde karışık- 
lık çıkarmaya çalışma. Şüphesiz Allah karışıklık çıkaranları hiç 



Hz. Muâz bin Cebel'in rivayetine göre yüce Peygamber 
Efendimiz, "Savaş iki türlüdür. Biri, Allah'ın rızası için imama 
itaat eder, malının iyi tarafını Allah yolunda harcar. Yoldaşı için 
kolaylıklar sağlamaya çalışır. Fesattan uzak kalır. Böyle bir kim- 
senin yatıp kalkması dahi ona sevap getirir. Buna karşın adamın 
biri böbürlenmek için, gösteriş ve cesurluk hikâyelerini dünyaya 
anlatmak için savaşır. Böyle bir kimse imama itaatsizlik eder. 
Yeryüzünde karışıklık çıkarır. Böyle bir insan, yukarıda adı geçen 
insanla bir olamaz" dedi. 59 

Hz. Esma bint Yezid şöyle rivayet eder: "Yüce Peygamber 
Efendimiz, "Ben içinizden en iyi olanı size bildireyim mi?" dedi. 
Ashab-ı Kiram, "Neden olmasın ya Resulüllah! dediler. Yüce 
Peygamber de "Onlar güzel bir manzara gördükleri zaman Al- 
lah'ın zikrine dalarlar" dedi. Ve tekrar, "Ben içinizden en kötü 
olanları da bildireyim mi?" dedi. "En kötü olanlar kovuculuk ni- 
yetiyle sağa sola girip çıkarlar. Birbirlerini sevenlerin arasını 
bozmaya çalışırlar. Söz dinleyip boyun eğenlerin günaha girmele- 
rini arzu ederler," dedi. 60 



Kasas suresi, 78 

Sünen Ebi Davud, Kitabü'l-Cihad Babü fi men yagzu ve yeltemis. 
Müsnet Ahmet bin Hanbel, c.6 s.459 Beyrut baskısı 




38 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Vâdedilen Mesih hazretleri, "Bazı kimseler sizi, Allah'ın kur- 
duğu cemaate katıldığınız için terk ederler. Sakın siz onlara sa- 
taşmayın, kavga etmeyin. Tam tersine, gıyaben onlar için dua 
edin. Yüce Allah size lütfettiği basiret ve irfanı onlara da ihsan 
etsin. En üstün örneğiniz ve en üstün karakterinizle en iyi yolu 
seçtiğinizi ispatlayın. Bakın ben sizi sık sık bu yola çağırmakla 
görevliyim. Fesat ve kargaşalık olan yerlerden uzaklaşın, diyo- 
rum. Sövüp saymaya karşı sabırlı olun. Kötülüğe iyilikle karşılık 
verin. Fesat etmeye yeltenen biri olsa da, siz böyle bir yerden sıvı- 
şıp gidin ve yumuşaklıkla karşılık verin. Böylesi daha iyidir... 
Bazen ben, filan kişi bu cemaatin üyesi olduğu halde filan kişiyle 
kavga ettiğini duyuyorum. Ama bu benim hiç hoşuma gitmez. 
Cenab-ı Hak da, dünya için en iyi örnek olacak cemaatin takva 
yolu dışında olmasını hiç istemez. Eğer adamın biri bu cemaatin 
üyesi olup sabır ve dayanıklılığı elden bırakırsa onun bu cemaat- 
ten sayılmayacağını ben size belirtmek isterim. Cenab-ı Hak da bu 
görüşü destekler. En nihayet, coşkunluk, taşkınlık ve kışkırtmanın 
sebebi, birinin kalkıp bana küfretmesi olabilir. Siz bu meseleyi 
Allah'a havâle edin. Siz buna karar veremezsiniz. Benim mesele- 
mi Allah'a bırakın. Ama siz bu küfürlere karşı sabır ve tahammül 
gösterin," der. 61 

İsyan yollarından kaçının! 

Biatin şu ikinci şartında, biat edenin isyan yollarından kaçına- 
cağına dair sözler vardır. Vâdedilen Mesih hazretleri şu ayet-i 
kerimeyi açıklarken 

Yani; İsyanları ortadan kalkıncaya kadar onlara karşı koyun. 
Hatta din yolundaki engeller kalksın ve hükümet yalnız O'nun 
dininin olsun,"der. 62 Yine kendisi şu ayet-i kerimeyi şöyle açık- 
lar: Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de 



Melfuzât c.4, s. 157 
Bakara suresi, 194 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



39 




"Hürmetli ayda kimseyi öldürmek zaten günahtır. Fakat in- 
sanları, Allah yolundan alıkoymak, kâfirlik edinmek ve O'nun iyi 
kullarını Mescid-i Haram' dan çıkarıp atmak büyük günahtır. İsya- 
nı yaymak, yani güvenliği karıştırmak, öldürmekten daha da be- 
terdir," der. 63 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Görüyorum ki, bugünlerde 
birtakım cahil ve kötü kimseler; çoğu hindulardan ve biraz da 
müslümanlardan oluşan kimseler devlete karşı bazı hareketlerde 
bulunuyorlar. Bu hareketlerden isyan kokusu gelir. Korkarım bu 
isyankârlık huylarına yer etmesin. Bundan dolayı Hindistan'ın 
bazı bölgelerinde, örneğin Pencap ve öteki bölgelerde yaşamakta 
olan cemaatimin üyelerine sıkı sıkıya nasihat etmek istiyorum. 
Bugün cemaatimin üyelerinin sayısı Allah'ın lütfuyla yüzbinleri 
aşmıştır. Benim talimatıma sımsıkı tutunsunlar. Yaklaşık yirmialtı 
yıldan beri gerek konuşmalarımda gerek yazılarımda kafalarına şu 
nasihati yerleştirmeye çalıştım. Bu hükümete tam manasıyla itaat 
edin. Çünkü bu hükümet bize iyilik eden bir devlettir. İyi bilin ve 
hiç unutmayın ki, bu devlete karşı isyankârca düşünceleri içinde 
güden bir kimse bizim cemaatimizin üyesi olamaz. Sayesinde za- 
limlerin pençesinden kurtulduğumuz ve bugün gölgesi altında 
cemaatimizin ilerlemekte olduğu devletin iyiliğine teşekkür et- 
memek bence büyük bir alçaklıktır. Cenab-ı Hak Kur'ân-ı 
Kerîm' de 



"İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir" 64 der. Bir hadiste de, "İnsa- 
na teşekkür etmeyen Allah'a da şükretmemiş gibidir" denildi. 




Ceng-i Mukaddes, Ruhani Hazain; c.6, s. 255 
Rahman suresi, 61 



40 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Şöyle biraz düşünün; Eğer bu devletin gölgesini bırakıp biraz dı- 
şarıya çıksanız, duracağınız yer hani neresi? Size kucak açacak bir 
devletin adını söyleyin bari! Her müslüman devlet sizi öldürmek 
için diş bilemektedir. Çünkü sizler onların gözünde kâfir ve mür- 
tet olmuşsunuz. Öyleyse bu Tanrı vergisi olan nimetin değerini 
bilin. Şimdi boşuboşuna, "Kan akıtan bir Mehdi gelip Hıristiyan 
padişahları tutuklayacak" diye birtakım inançlar yaymak ve yay- 
gara koparmak neye yarar? Bunların hepsi uyduruk meselelerdir. 
Bunların sonucu, bize karşı olan müslümanların kalpleri simsiyah 
olup katılaştı. Bu gibi inançları olanlar pek tehlikeli insanlardır. 
Böyle inançlar, ilerde bazı cahiller için isyankârlık vesilesi olabi- 
lir, hatta mutlaka olacaktır. Bizler, müslümanların bu gibi inanç- 
lardan kurtulmaları için çalışıyoruz. İyi biliniz ki, içinde insanlık 
sempatisi olmayan bir din, asla Tanrı tarafından olamaz. Cenab-ı 
Hak bize, "Gökyüzünde rahmet edilesiniz diye yeryüzünde mer- 
hamet edin" diye öğretti," der. 65 

Nefsanî coşkulara yenik düşmeyin! 

Yine şu ikinci biat şartında nefsanî coşkular kabardığı zaman 
onlara yenik düşmemek için dikkatimiz çekilmiştir. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Manevi vücudun dördüncü de- 
recesini Cenab-ı Hak şu ayet-i kerime' de anlatmıştır: 



Yani üçüncü dereceden daha üstün derecedeki müminler, ya- 
sak nefsanî ve şehvâni duygulardan kendilerini korurlar. Bu dere- 
ce üçüncü dereceden neden üstündür? Çünkü üçüncü derecedeki 
mümin çok sevdiği ve çok hoşlandığı şeyi, yani malını Allah yo- 
lunda harcar. Ama dördüncü derecedeki mümin ise maldan da 
daha çok sevdiği ve tutkun olduğu şeyi yani nefsanî şehvetleri 
Allah yolunda feda eder. Çünkü insanoğlu kendi şehvetine öylesi- 
ne düşkündür ki, onun yerine gelmesi için sevdiği malını su gibi 
harcar. Binlerce Rupiyi 66 şehvetinin yerine gelmesi için mahveder. 




Mecmua-i İştihârât, c.3, s.582-585 

Rupi: Hindistan ve Pakistan'ın para birimidir. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



41 



Şehvetini yatıştırmak için malını hiçe sayar. Bilindiği gibi, nice 
iğrenç huylu ve cimri kimseler, ihtiyacı olan bir yoksula, aç ve 
çıplak kimseye cimriliğinden ötürü metelik veremeyen kimseler, 
nefsanî şehvetlerin coşkusunda hayat kadınlarına binlerce Rupi 
vererek yuvalarını yıkarlar. Anlaşılıyor ki şehvet seli öylesine 
şiddetli ve hiddetlidir ki, cimrilik gibi bir pisliği bile alıp götürür. 
Sözün açıkçası bu iman gücü, cimriliği ortadan kaldırır ve bunun 
sonucu insanoğlu sevdiği malını Allah yolunda harcar. Fakat öteki 
iman gücü bundan güçlüdür. Bunun sayesinde insanoğlu nefsanî 
şehvetlerin fırtınasından korunur. Bu iman gücü pek yamandır. 
Bunun kuvveti şeytana karşı koymak için pek dirençli ve sağlam- 
dır, çok uzun sürelidir. Doğrusu bu gücün temel işi nedir biliyor 
musunuz? Bu nefs-i emmâre'nin eski ejderhasını ayakları altına 
alıp çiğner. Aslında cimrilik, nefsanî şehvetleri yerine getiren coş- 
kunlukta, gösteriş ve riya zamanında ortadan kalkabilir de. Ama 
nefsanî şehvetlerin coşup kabardığı zaman meydana gelen fırtına 
pek korkunç ve uzun sürelidir. Allah'ın rahmeti olmaksızın asla 
uzaklaştırılamaz. Tıpkı insan vücudunun kemikleri gibi. însan 
vücudunun bütün organlarından en sağlam şey kemiktir. Kemik 
aynı zamanda uzun ömürlüdür. Bunun gibi, bu fırtınayı durdurabi- 
lecek iman gücü de pek sert ve uzun sürelidir. Böylelikle bu güç 
uzun zamana kadar düşmana karşı koyar, onu yıkıp yok eder. Bu 
da ancak Allah'ın lütfuyla mümkündür. Çünkü nefsanî şehvetler 
fırtınası öylesine korkunç, çetin ve şiddetlidir ki, Allah'ın özel 
rahmeti olmadan bunu yok etmek mümkün değildir. Nitekim Hz. 
Yusuf: 

. (Ö fi -fi , s s Oîfi j <3 s fi $■ . 

4<İO (♦■TJ ^ ^\ âjuV lJ JiA\ li\ .^-r-flj ^Jf 

Yani; "Ben nefsimin (her türlü hatadan) uzak olduğunu söy- 
leyemem. Çünkü insanın nefsi kötülüğü çok emreder. Onun saldı- 
rılarından kurtulmak mümkün değildir. Ancak Cenab-ı Hak 
lütfederse mümkün olur. 67 " demek zorunda kaldı. Bu ayet-i keri- 
mede "Ancak Rabbim rahmet ederse" diye geçen kelimelere ben- 
zer sözcükler Nuh tufanından sözeden ayette de geçer. Nitekim 



67 Yusuf suresi, 54 



42 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Cenab-ı Hak, "Bugün Allah'ın emrinden hiç kimse kurtaramaz. 
Ancak o kime rahmet ederse (ancak o kurtulur.) Bu da gösteri- 
yor ki, nefsanî şehvetler fırtınası, kendi azameti ve heybeti bakı- 
mından Nuh tufanına benzer," der. 69 

Kısacası, şehvet duyguları sizi mağlup etmeye çalışacak. Fa- 
kat siz daima ondan uzaklaşmaya çalışın. Allah'ın merhametine 
sığınarak ondan uzak kalmaya bakın. Çağımızda bunun nice yolla- 
rı açılmıştır. Eskiye nazaran daha çok dua etmeye Allah'a yönel- 
meye ve O'nun lütfunu dilemeye ihtiyacımız vardır. Cenab-ı Hak 
Kur'ân-ı Kerîm'de: 

Dikkat! Özgün din yalnız Allah'a yaraşır. Allah'tan başka 
varlıkları dost edinenler, "Biz onlara, ancak bizi Allah'a yaklaştır- 
sınlar diye tapıyoruz," derler. Allah ihtilâf ettikleri şeyler hakkın- 
da aralarında hüküm verecektir. Hiç şüphesiz Allah, yalancı ve 

70 

nankör kimseye hidayet yolunu göstermez,"der. 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Tevrat, İncil ve Kur' ân, bu üçü- 
nün söz birliği ettikleri Tanrıya inanın! Varlığı hakkında bu üç 
kitabın görüş birliğiyle verdikleri şehâdet ile ispatlanmayan tanrıyı 
kendi kendinize sakın uydurmayın. Akıl ve vicdanın tanıklık etti- 
ği, Tanrı kitaplarının görüş birliği içinde olduğu şeye inanın. Sa- 
kın Yüce Tanrı'ya O'nun kitaplarının arasını bozan bir şekilde 
inanmayın. Zina yapmayın, yalan söylemeyin. Kötü gözle bakma- 
yın! Her türlü itaatsizlik, günah işlemek, zulüm, hıyanet, fesat ve 
isyan yollarından uzak durun. Nefsin coşkunluklarına karşı yenik 
düşmeyin. Beş vakit namaz kılın. Çünkü insan tabiatında da beş 
şekilde devrim meydana gelir. Yüce Peygamber Efendimize karşı 



Hûd suresi, 44 

Berahin-i Ahmediye, c.5, Ruhani Hazain c.21, s.205-206 
Zümer suresi, 4 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



43 



daima şükran borçlu olun. Ona salavât getirin, çünkü karanlık 
çağdan sonra yeni baştan Tanrı' yı tanıma yollarını o öğretti," dedi. 

Yine kendisi, "Cemaatimin temel ilkeleri işte bunlardır. Ce- 
maatimizi başkalarından ayıran üstün belirtiler bunlardır. Cemaa- 
timizin temel taşını koyduğu insanlık sempatisi, insanlara eziyet 
etmemek, devlet yetkililerine karşı gelmemek ilkesine benzer bir 
şey, öteki müslümanlarda asla yoktur. Onların prensipleri, yaptık- 
ları sayısız hatalar yüzünden başka türlüdür. Bunların ayrıntılarına 
girmeye gerek yoktur, bunun yeri de değildir," dedi. 71 



71 Zamima Tiryak-ül Kulûb, Ruhani Hazain c.15, s. 524-526 



44 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Üçüncü Şartı 

"Biat eden kimse, Allah'ın ve Peygamberin emirlerine göre 
beş vakit namazı hiç aksatmadan eda edecek ve elinden geldi- 
ğince teheccüd namazı kılmaya, Yüce Peygamber (s.a.v.)'e 
salavât getirmeye ve her gün kendi günahlarının bağışlanması 
için af dilemeye devamlılık gösterecek. Öz bir sevgiyle Yüce Al- 
lah'ın lütuflarını hatırlayarak hamd-ü senada bulunmayı gün- 
lük alışkanlık haline getirecektir." 



Beş vakit namazı devamlı olarak kılın! 

Adı geçen şartta anlatılan ilk şey, biat eden kimse Allah ile 
Peygamberin emirlerine göre beş vakit namazı hiç aksatmadan 
eda edecektir. Allah ile Peygamberin emri hem kadınlar hem er- 
kekler içindir, yani her ikisi içindir. Aynı zamanda on yaşına 
ulaşmış çocuklar içindir. Namazı zamanında eda edin. Erkekler 
için, "Namazı cemaatle kılmaya özen gösterin," diye emir vardır. 
Camilere gidin, onları imar etmeye çalışın. O'nun lütfunu arayın. 
Beş vakit namaz asla bırakılamaz, bunda hiç mola yoktur. Ancak 
yolculuk ve hastalıkta kolaylık vardır. Örneğin; namazları birleşti- 
rerek veyahut kısaltarak kılmak gibi. Hastalıktan dolayı camiye 
gitmeme kolaylığı da var. Böyle şeylerden anlaşılıyor ki, namazı 
cemaatle kılmanın ne kadar büyük önemi vardır. Bunun önemini 
anlatan bir takım alıntılar size okuyacağım. Bununla birlikte biat 
olmuş herkesin kendi kendini yoklamasını rica ederim. Çünkü biat 
olan herkes aslında Allah'a kendisini satacağına söz verir. Bunun- 
la birlikte acaba herkes bu açık Kur' ân emrine bağlı mıdır? Her 
Ahmedi kendi kendisi için öğütleyicidir. Siz kendi kendinizi yok- 
layın, iyice inceleyin. Biz kendi kendimizi yoklayabilirsek, büyük 
bir devrim meydana gelebilir. 

Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'de: 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



45 



"Namazı kılın, zekât verin. Peygambere boyun eğin ki, mer- 
hamet edilesiniz," der. 72 

Yine Taha suresinde Cenab-ı Hak: 

4<s /JJ S jJL^İI j UM 4\ îiiı UM ^M 

"Hiç şüphesiz Ben Allah'ım! Benden başka hiçbir ilah yoktur. 

■7-5 

Bana kulluk edin. Beni anmak için namaz kılın," der. 

Bunun gibi, Kur'ân-ı Kerîm' de namaz hakkında sayısızca ah- 
kâm vardır. Size bir hadis anlatayım: Hz. Cabir (r.a.) Peygamber 
Efendimizin, "Namazı terk etmek insanı şirk ve küfre yaklaştırır," 
dediğini anlatır. 74 

Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz, "Kıyamet günü, kulun ilk önce hesaba çekilecek ameli, 
namazdır. Eğer namazı iyi olursa kurtulmuş olur. Eğer bozuk 
olursa kurtulmayıp başarısızlığa ve hüsrana uğrar. Eğer farzların- 
dan noksan bir şey çıkarsa, Yüce Allah, "kulumun nafilesi var mı 
bakınız?" buyurur. Farzdan eksik olanı, nafile ile tamamlanır. 

75 

Sonra diğer amelleri de incelenip denetlenecektir," dedi. 

Yine Ebu Hüreyre, Yüce Peygamber Efendimizin, "Şöyle dü- 
şünüyor musunuz? Birinizin kapısı önünden akıp duran bir ırmak 
olsa, her gün beş vakit içinde yıkansa, vücudunuzda kir ve pastan 
bir şey kalır mı? Ashab-ı Kiram "Hayır efendim, kirinden hiçbir 
şey kalmayacak," dediler. Yüce Peygamber, "Beş vakit namazın 
örneği de böyledir. Yüce Allah bununla günahları bağışlar, hatala- 
rı yok eder," dediğini işittim, der. 76 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Namaz kılın! Namaz kılın! Bü- 
tün saâdetlerin anahtarı namazdır," der. 77 

Yine kendisi, "Namazın özü ve ruhu yine duadır," der. 78 



72 Nur Suresi, 57 

73 Tâhâ Suresi, 15 

74 Müslim, Kitab' ül-İman fi beyanı ıtlak-i ism-l küfri alâ men taraka-s-salat 

75 Tirmizi kitab'üs-salât 

76 Buhari: Kitab-ü Mevakitü's-salât 

77 İzale-i Evham, s.829 

78 Ruhani Hazain: Eyyam' üs-sulh, c.14, s. 241 



46 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Ey kendisini cemaatimden 
sanan kimseler! Gökyüzünde, ancak takva yolları üzerine adım 
attığınız zaman gerçekten benim cemaatimden sayılırsınız. Beş 
vakit namazlarınızı öylesine korku ve dikkatle eda edin ki, sanki 
Allah'ı görüyormuşsunuz gibi. Oruçlarınızı da yalnız Allah için, 
içtenlikle tamamlayın. Zekât vermesi gereken kimse zekât versin. 
Kendisine hac etmesi farz olup buna bir engel olmayan hacca git- 
sin. İyiliği güzellikle eda edin. Kötülüğü ise tiksinerek terk edin. 
İyi bilin ki, takvadan boş olan bir amel Allah'a asla ulaşamaz. Her 
iyiliğin kökü takvadır. Eğer bir amelde bu kök yok olmazsa o 
amel de yok olmaz!" der. 7 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Namaz nedir? Cenab-ı 
Hakk'ı teşbih ederek, hamd edip ululayarak, bağışlanmayı dileye- 
rek, salavât getirerek, yalvarıp yakararak dua etmek demektir. 
Öyleyse, namaz kılarken habersiz kimseler gibi dualarınızda sade- 
ce Arapça sözcüklerine bağlı kalmayın. Böyle kimselerin namazı 
da istiğfarı da birer âdettir. Bunlarda gerçeklik yoktur. Fakat siz- 
ler namazı kılarken Allah'ın kelamı olan Kur'ân-ı Kerîm'den, 
Peygamberin kelamı olup hadislerde geçen dualardan başka bütün 
genel dualarınızda anadilinizde yalvarıp yakaracaksınız. Böyle 

80 

alçak gönüllülük ve tevazünün kalplerinize etkisi olur," der. 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Namaz öyle bir şeydir ki, 
bunun sonucu gök, insanoğluna eğilir. Namazının hakkını eda 
eden bir kimse, kendisinin öldüğünü hisseder. Ruhu ise eriyip 
Allah'ın eşiğine akar. İşte bu gibi namazı olan bir ev hiçbir zaman 
mahvolmaz. Bir hadise göre, Nuh Peygamberin zamanında namaz 
olsaydı, o millet asla mahvolmazdı. İnsanlar için hac da, oruç da, 
zekât da belli şartlara bağlıdır. Ancak namaz belli şartlara bağlı 
değildir. Namaz dışındaki ibâdetlerin hepsinin yılda birer kez eda 
edilmesi buyrulmuştur. Ancak namaz, tam tamına eda edilmedik- 
çe, bunun sonucu ortaya çıkan bereketler elde edilemez. O zaman 

Q 1 

bu Biatin da hiçbir yararı olmaz," der. 



Nuh'un Gemisi: Ruhani Hazain, c.19, s.15 
"Nuh'un Gemisi: Ruhani Hazain, c.19, s.68-69 
1 Melfuzât, c.3, s.627 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



47 



Vâdedilen Mesih hazretleri, "Namaz her müslüman'a farzdır. 
Nitekim bir hadise göre Yüce Peygamber Efendimiz' e milletin 
biri gelip müslüman oldu. Onlar, "Ya Resulüllah! Bizi namazdan 
muaf tutun. Biz ticaretle uğraşan kimseleriz. Bazen hayvanlarla 
beraber olduğumuz için üstümüz başımız temiz olmuyor. Aynı 
zamanda namaz kılmaya vaktimiz de olmuyor," dediler. Bunun 
üzerine Yüce Peygamber Efendimiz, "Eğer namaz yoksa hiçbir 
şey yok demektir. Namazı olmayan bir din, din olmaktan çıkar," 
dedi. Namaz nedir? İnsan, kendi hiçliğini, yalvarıp yakarmasını ve 
eksikliklerini Allah'ın huzuruna arz eder. Kimi zaman dilek ve 
isteklerinin yerine gelmesi için O'na ricada bulunmak, kimi za- 
man O'nun ululuğu için, O'nun ahkâmını yerine getirmek için el- 
pençe divan durmak, kimi zaman tam bir hiçlik ve tevazu ile 
O'nun huzurunda secdeye kapanmak, kimi zaman ihtiyaçların 
yerine gelmesi için yalvarmak, işte namaz budur. Bir dilenci gibi 
rica edileni överek, "Sen şöylesin! Sen böylesin" diye yalvarmak, 
O'nun azâmeti ve celalinden sözederek rahmetini harekete geçirip 
dilenmek v.s. Eğer dinin birinde bu yoksa o ne biçim dindir? însan 
her zaman muhtaçtır. Daima O'nun hoşnutluk yollarını dilemeli- 
dir. O'nun lütfunu kendisinden rica etmelidir. Çünkü ancak O'nun 
yardımıyla bir şeyler yapılabilir. Ey Allah'ım! Biz, Senin olalım 
diye yardımını esirgeme! Senin hoşnutluğuna bağlı kalarak Seni 
hoşnut edelim! Seni memnun edelim! Doğrusu Allah sevgisi, 
O'nun korkusuyla kalbin daima O'nu anmakla meşgul olması 
aslında namaz demektir. Gerçek din de budur işte. 

Namazdan uzak kalmak isteyen kimse hayvanlar gibidir doğ- 
rusu. Hayvanlar gibi yiyip içmek, onlar gibi yatıp uyumak. Bu din 
olamaz. Bu kâfirlerin ahlakıdır. "Gâfil olduğu müddetçe insan 

82 

kâfir olur," atasözü dosdoğru ve yerindedir," der. 

Namazda zevk duymak nasıl mümkündür? Bu hususta 
Vâdedilen Mesih hazretleri, "însan Allah'a şöyle yalv armalı, "Ey 
Allah'ım! Görüyorsun ben, gözü görmez kör bir adamım. Ben şu 
anda tamamen ölü bir vaziyetteyim. Biliyorum ki, biraz sonra 
Sen' den bana "Gel artık!" diye bir ses gelecek. Ben de koşup Sana 



Vâdedilen Mesih hazretlerinin Tefsiri, c.3, s. 61 1-61 Yeni basımevi Rabwah 



48 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



geleceğim. O zaman hiç kimse bana engel olamaz. Ama şu anda 
kalbim tamamıyla kör, bilmez tanımaz durumdadır. Sen, kalbime 
öylesine bir nur alevi indiriver ki, bu sevgin ve aşkınla dolup taş- 
sın. Ne olur, öylesine lutfeyle ki, haşr olunacağım zaman kör 
kalkmayayım. Gözü görmez kimselere katılmayayım" diye biri 
dua etmeye devam ederse günün birinde, namazındaki tatsızlık ve 
yavanlığına gökten bir şeyler düşecek. Bu da o insanın yüreğinde 
bir yumuşaklık meydana getirecektir," der. 83 

Teheccüd namazını kendinize lazım tutun! 

Adı geçen şu üçüncü şartta teheccüd namazı için tavsiyeler 
bulunmaktadır. Cenab-ı Hak da: "Güneşin zevalinden gecenin 
iyice kararmasına kadar (değişik saatlerde) namazı dosdoğru ola- 
rak kıl. Sabahleyin Kur' ân okumayı kendine lazım tut. Çünkü 
sabahleyin Kur' ân okumak hakkında tanıklık edilecektir. Bu 
(Kur' ân' la) gecenin bir bölümünü teheccüd namazıyla geçir. Bu 
senin için nafile namazıdır. Bakarsın Rabbin seni övülmüş bir 
makama ulaştırır." der. 84 

Hz. Bilal' in rivayetine göre, Yüce Peygamber Efendimiz, 
"Teheccüd namazını kendinize lazım tutun. Çünkü geçmiş salih 
kimselerin yoludur bu. Aynı zamanda Allah'a yaklaşma çaresidir. 
Bu alışkanlık insanı günahlardan alıkoyar. Kötülükleri yok eder. 
Bedeni hastalıklardan korur," der. 85 

Yine bir hadiste Hz. Ebu Hüreyre şöyle rivayet eder: Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Gecenin son saatlerinde Cenab-ı Hak 
dünya göğüne iner ve "Benim huzurumda dua eden var mı? Dua- 
sını kabul edeyim. Benden bağışlanmasını dileyen var mı? Ben de 
günahlarını bağışlayayım. Benden rızık isteyen var mı? Ben de 
kendisine rızık ihsan edeyim. Benden, sıkıntısının giderilmesi için 
dua eden var mı? Ben de onun sıkıntısını gidereyim," diye sesle- 
nir. Cenab-ı Hak sabaha kadar böyle devam eder," dedi. 86 



Melfuzât c.2, s.616 (Yeni baskı) 
Beni İsrail suresi, 79-80 
Tirmizi; Ebvâb'üd-davât 

Müsnet Ahmet bin Hanbel; c.2, s. 521 Beyrut Baskısı 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



49 



Birçok kimseler bana dua için mektup yazarlar. Eğer Yüce 
Peygamber Efendimizin şu dediği gibi hareket ederlerse, Allah'ın 
lütfunun yağmur gibi yağacağını görürler. 

Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet eder: Yüce Peygamber 
Efendimiz, "Cenab-ı Hak, "Benim dostuma düşman olana karşı 
Ben de savaş ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeyler 
dışında başka hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Ancak nafile 
ibâdetlerle Bana yaklaşmaya devam eder. Nihayet Ben de onu 
sevmeye başlarım. Onu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören 
gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey dilerse 
onu kendisine ihsan ederim. Bana sığınacak olursa, onu elbette 
korurum," der, dedi. 

Yine Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber 
Efendimiz, "Gecenin bir vaktinde kalkıp namaz kılan ve namaz 
için karısını uyandıran, kalkmadığı zaman yüzüne su serpen erke- 
ğe Allah merhamet eylesin. Gecenin bir vaktinde kalkıp namaz 
kılan ve namaz için kocasını uyandıran, kalkmadığı zaman yüzüne 
su serpen kadına da Allah merhamet eylesin," dedi. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Cemaatimizin her ferdi, kendi- 
sine teheccüd namazını lazım tutsun. Çok fazla değilse de, yalnız 
iki rekât kılsın. Böylece kendisine dua etme fırsatını mutlaka bu- 
lacaktır. O vakitte edilen duaların tesiri bir başkadır. Çünkü o va- 
kitteki dualar gerçekten bir dert ve coşkunlukla insanın içinden 
fışkırır. İnsanın kalbinde belli bir ızdırap ve acı olmazsa, tatlı uy- 
kudan nasıl uyanabilir ki? Öyleyse bu vakitte uyanmak bile insa- 
nın kalbinde bir acı uyandırır. Bu acı duada bir nevi yürek yumu- 
şaklığı ve ızdırap meydana getirir. Bu ızdırap ve çaresizlik duanın 
kabul edilmesine sebep olur. Fakat o vakitte uyanmaya tembellik 
ve gaflet gösterirse, adı geçen acı ve ızdırap insan kalbinde ortaya 
çıkmaz. Doğrusu uyku, keder ve kaygıyı ortadan kaldırır. Ama 
uykuyu terk edip uyanırsa, anlaşılıyor ki kendisini uyandıran, uy- 
kudan da öte daha büyük acı ve kaygısı vardır demektir," der. 89 



Buhari, Kitab'ür-rikak, Bab'üt-tevazu 
Ebu Davud, Kitab'üs-salat 
Melfuzât, c.2, s. 182 (Yeni baskı) 



50 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Geceleyin kalkın ve dua 
edin ki, Yüce Allah kendi yolunu size göstersin. Yüce Peygamber 
(s.a.v.)'in ashabı da derece derece, aşama aşama terbiye oldular. 
Daha önce neydiler? Bir çiftçinin tohum ektiği gibi, Yüce Pey- 
gamber Efendimiz de bunları suladı. Onlara dua etti. Tohum da, 
toprak da fevkaladeydi. Bu sulama neticesinde çok güzel meyve 
elde edildi. Onlar tıpatıp Yüce Peygamber Efendimiz gibi hareket 
ederlerdi. Onlar ne günü, ne geceyi beklerlerdi. Sizler de içtenlikle 
tövbe edin. Teheccüd namazı için kalkın. Dua edin. Kalbinizi dü- 
zeltin. Kusurlarınızı bırakın. Sözünüzü de, özünüzü de Yüce Al- 
lah'ın hoşnutluğuna uygun kılmaya çalışın," der. 90 

Yüce Peygambere devamlı olarak salât ve selam getirme- 
ye çalışın! 

Yine adı geçen şu üçüncü biat şartında "biat eden herkes, 
bundan böyle Yüce Peygambere salât ve selam getirmeye çalışa- 
cak. Bu hususta devamlılık gösterecektir." Yüce Allah da bu ko- 
nuda Kur'ân-ı Kerîm' de: 



"Hiç şüphesiz Allah, bu Peygambere rahmetini indirmektedir. 
O'nun melekleri de şüphesiz kendisine dua ediyorlar. Ey inanan- 
lar! Sizler de bu Peygambere bol bol selam ve salavât getirmeye 
çalışın," der. 91 

Hz.Abdullah bin Amr bin el-Âs (r.a.) Resulüllah'ı şöyle söy- 
lerken işittiğini rivayet eder: 

"Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediğini siz de tekrar- 
layın. Sonra bana selam ve salavât getirin. Zira kim bana bir kere 
salât ve selam getirirse, Yüce Allah da buna karşılık olarak o kim- 
seye on kere daha fazla rahmet edecektir. Sonra bana Allah'tan 
vesileyi isteyiniz. Çünkü vesile, cennette yüce bir makamdır. Bu 





Melfuzât, c.l, s. 28 (Yeni baskı) 
Ahzab suresi, 57 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



51 



makam Allah'ın kullarından ancak tek bir kişiye verilecektir. O da 
umarım ben olacağım. Kim benim için vesile dilerse, ona şefaat 
helâl olacaktır. 92 

Aslında her şeyi göz önünde tutmak gereklidir. O'nun rızası- 
na kavuşmak, Hakk'a ulaşmak, dualarımızın Allah'ın huzurunda 
kabul edilmesi için Yüce Peygamberi vesile edinmemiz gerekir. 
Bunun en güzel yolu, hadiste olduğu gibi, Vâdedilen Mesih'in de 
anlattığı gibi Yüce Peygamber Efendimiz' e sık sık salavât ve se- 
lam getirmektir. 

^s- <^SjU ll^a 1— 5oı ^\'J>\ JT j^g^pj ^J»^J>\ 

_ J-^B-â .tl».'»- ^lt&\ jj\ 

Hz. Amir Bin Rabia şöyle rivayet eder. Yüce Peygamber 
Efendimiz, "müslümanın biri bana salât-ü selam getirdiği sürece 
melekler de ona salât getirirler. Artık o müslüman, isterse bunu 
azaltsın, isterse çoğaltsın," der. 

Hz. Ömer bin Hattâb (r.a.) "Sen, yüce Peygamberine salât-ü 
selam getirmedikçe senin duaların yer ile gök arasında asılı kalır. 
Dualardan hiçbiri yukarı Allah'ın huzuruna çıkmaz,"der. 

Hz. Abdullah bin Mesut'un rivayetine göre Yüce Peygamber 
Efendimiz, "Kıyamet günü, insanlardan bana en yakını bana en 
çok salât-ü selam getirenidir," dedi. 94 

Vâdedilen Mesih Hazretleri bu hususta kendi tecrübesini şöy- 
le anlatır: 

"Bir kere, başlangıçtan beri uzun bir zamana kadar bende Yü- 
ce Peygamber Efendimize salât getirme tutkusu vardı. Çünkü ben, 



Sahih Müslim, Kitab'üs-salât, Babül-kavl misle kavlil-müezzin semaihû 
sümme yusalli alen-nebiy 

93 Tirmizi, Kitab'üs-salât, babü ma câ fı fazlis-sala alen nebiyy. 

94 Aynı eser, aynı bölüm 



52 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Allah yollarının son derece ince olduğunu ve Yüce Peygamberin 
vesilesi olmaksızın bunlara ulaşmanın mümkün olamayacağını 
gayet iyi biliyordum. Nitekim Cenab-ı Hak da "Ona vesile ara- 
yın," der. Uzun müddet sonra bir keşifte tulumla su taşıyan iki 
kişinin evime girdiğini gördüm. Biri, evin iç yoluyla, öteki ise 
dışarıdan girdi. Omuzlarında nurla dopdolu tulumları taşıyan bu 
iki kişi, "Bunlar yüce Peygamber Hz. Muhammed'e getirdiğin 
salavâtın meyvesidir," dediler. 95 

Yani bu bereketler, yüce Peygambere getirdiği salavât netice- 
sindedir. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Selam ve salavâtın yüzü suyu 
hürmetine Yüce Allah'ın yüce feyzanının acayip nurlar halinde 
Yüce Peygambere ulaştığını görüyorum. Nihayet onun göğsüne 
girip siner. Daha sonra oradan çıkıp sayısız borular halini alır. 
Oradan bu borular, hakkı olduğu kadarıyla layık olana ulaşır. Hiç 
şüphesiz, hiçbir feyiz, Yüce Peygamberin vesilesi olmaksızın baş- 
kasına asla ulaşamaz. Salavât ne demektir? Aslında, içinden bu 
nur boruları çıkan Peygamber Efendimizin arşını hareket ettirmek 
demektir. Yüce Allah'ın lütfü ve feyzanına nail olmak isteyen 
herkes Yüce Peygambere sık sık salavât-ü selam getirmelidir. 
Böylece bu feyzanda bir hareket meydana gelecektir," der. 96 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Aslında insanoğlu yalnız bir 
kuldur. Kul ise sahibinin emrine uyar. Onun sözünü dinler. Eğer 
yüce Peygamberin feyzanını kazanmak istiyorsanız, onun kölesi 
olun. Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de, "Günah işleyerek kendile- 
rine yazık eden kullarım!" der. Buradaki kul kelimesi köle anla- 
mındadır. Bütün mahlûk demek değildir. Yüce Peygamberin köle- 
si olabilmek için kendisine salavât getirin, hiçbir buyruğuna karşı 
gelmeyin. Bütün emirlerine boyun eğin," der. 97 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ey Allah'ım! Yüce Peygamber 
Hz. Muhammed ve onun âline, kalbinde bu ümmet için taşıdığı 



Hakikatul-Vahy Haşiyesi s. 128, Ruhani Hazain c.22 s.131 (Haşiye) 

El-Hakem Gazetesi, 27 Şubat 1903, S.7 

El-Bedr Gazetesi: c.2, no: 14, Tarih: 24 Nisan 1903, s. 109 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



53 



dert, üzüntü ve keder sayısınca, kendisine rahmet eyle Yârabbi! 
Kendisine, yüce rahmetinin nurlarını ebediyete kadar indir !, 98 der. 

Sürekli olarak bağışlanmayı dileyin! 

Yine Biatin şu üçüncü şartında istiğfar (günahların bağışlan- 
ması) için Allah'a yalvarma hususundan bahsedilmiştir. Cenab-ı 
Hak, Kur'ân-ı Kerîm' de: 



"Onlara, Rabbinizden bağışlanmayı dileyin. O, sonsuz bağış- 
layandır. Eğer tövbe ederseniz, size bol bol yağmur yağdıran bu- 
lutları gönderecektir. Mal ve evlatlarla size yardım edecek. Size 
bahçeler yetiştirip, nehirler akıtacaktır, dedim," der." 



"Rabbini hamd ederek teşbih eyle. Kendisinden bağışlanmayı 
dile. Çünkü o son derece tövbe kabul edendir," 100 

Bu hususta şöyle bir hadis vardır. Ebi Bürde bin Ebi Musa 
babasından, o da yüce Peygamber (s.a.v.)'den şöyle rivayet eder. 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Yüce Allah bana, ümmetime iki 
emanet verme hususunda şöyle vahiy etti: "Sen içlerinde bulun- 
duğun sürece Allah onları azaba uğratmaz. Onlar bağışlanmayı 
diledikçe de Allah onlara azap etmez," dedi. 101 Ben onlardan ebe- 
diyen ayrıldığım zaman içlerinde, kıyamete dek bağışlanmayı 
bıraktım," dedi. 102 

Hz. İbni Abbas'ın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, "İstiğfara sımsıkı tutunan kimseye, Yüce Allah, her türlü 



Berekat'üd-dua, Ruhani Hazain c.6,s.l 1 
Nuh Suresi, 11-13 
1 Nasr suresi, 4 
' Enfal suresi, 34 

" Cami Tirmizi, Kitap Tefsirü'l-Kurân Enfal Suresi Tefsiri 





54 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



sıkıntıdan, güçlük ve zorluklardan kurtulma yollarını açar. Onun 

103 

ummadığı yerlerden kendisine rızk ihsan eder," dedi. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "îman köklerini sağlamlaştıran 
istiğfar kelimesi Kur'ân-ı Kerîm' de iki anlamda kullanılmıştır. 
Birincisi, kalbi Tanrı sevgisiyle sağlamlaştırarak yalnızlıkta coşan 
günahları Allah'a bağlı kalarak önlemek, O'na sımsıkı tutunarak, 
O'ndan yardım dilemek demektir. Bu denli istiğfar, ermiş kişilerin 
istiğfarıdır. Bu gibi kimseler, bir an olsun Yüce Allah'tan ayrıl- 
mayı kendileri için bir felaket görürler. Allah onları sevgisiyle 
kucaklayıp sarsın diye istiğfar ederler. Kusurlarının bağışlanması 
için Yüce Tanrı' ya yalvarırlar. İstiğfarın ikinci kısmı, günahtan 
kurtulup Yüce Allah'a koşmak, çabalamak demektir. Tıpkı ağacın 
toprağa ekildiği gibi, insan kalbinin tertemiz olarak yetişip günah- 
ların kuraklığı ve yıkımından korunmak için O'na tutkun ve vur- 
gun olmak istiğfar demektir. Adı geçen her iki ifadeye istiğfar adı 
verilmiştir. İstiğfar kelimesi aslında Gafara sözcüğünden türetil- 
miştir. Örtmek, saklamak ve bastırmak anlamına gelir. Başka bir 
ifadeyle istiğfar, Yüce Allah'ın sevgisinde sabit olup hiç sarsılma- 
yan kaim ve daim olan kimsenin günahlarını açığa vurmayıp sak- 
laması, örtmesi ve beşeri zaaf köklerinin aşılmamasına özen gös- 
termesi demektir. Dahası var, O'nun Tanrılık çarşafına saklayıp 
ululuğundan bir pay ihsan etmesi demektir. Veyahut günah yü- 
zünden beşeri zaafın herhangi bir kökü açığa çıkmışsa da onu ört- 
bas edip çıplaklığının olumsuz etkisinden korumak demektir. 
Çünkü Yüce Tanrı her türlü feyzanın temel kaynağıdır. O'nun 
nuru her çeşit karanlığı ortadan kaldırmak için hep mevcuttur. 
Nitekim tertemiz bir yaşam elde etmek için en doğru yol, bu kor- 
kunç vaziyetten korkarak o nezih ve tertemiz pınara doğru elleri- 
mizi açmaktır. Böylece bu pınar bize doğru fışkıracak ve bir çırpı- 
da bütün çirkefliği ortadan kaldıracaktır. Hakk'ın hoşnutluğuna 
nail olabilmek için O'nun yolunda ölümü kucaklayıp varlığımızı 
O'nun huzuruna koyuvermekten daha büyük fedakârlık yoktur 
doğrusu," der. 104 



Sünen Ebi Davud, Kitab'ül-vitr, babü fı'l-istiğfar 

Siracettin Hıristiyan'ın dört sorusuna cevap: Ruhani Hazain, c.12, s. 346-347 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



55 



Yine kendisi, "Cenab-ı Hak'tan kuvvet dilemek, yani istiğfar 
etmeleri sonucu Ruhül-Kudüs desteğiyle kusurları gidermek, gü- 
nah işlemekten kurtulmak mümkündür. Tıpkı Allah'ın nebi ve 
peygamberlerinin korundukları gibi. Eğer bazı insanlar günah 
işlemiş kimselerse, o zaman istiğfar onları günahın sonuçlarından, 
yani azaptan koruyacaktır," der. 105 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Bazı kimseler günahı ga- 
yet iyi tanırlar. Bazı kimselerse günahtan tamamen habersiz kim- 
selerdir. Onun için Cenab-ı Hak, insanoğlunun devamlı olarak 
istiğfar etmesini tavsiye etmiştir. însan her çeşit günah için, ister 
iç günahı olsun, ister dış günahı olsun, bilinse de, bilinmese de, el, 
ayak, dil, göz, kulak burunla ilgili bütün günahlardan istiğfar et- 
meli, bağışlanmayı dilemelidir. Hele bugünlerde Hz. Âdem'in 
ettiği duayı sık sık tekrarlamak lazım: 

"Biz canımıza yazık ettik. Bizi bağışlayıp rahmet etmezsen, 
şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz" 106 Bu dua zaten evvelden 
kabul edilmiştir. Sakın gafil olarak yaşamayın. Gaflet içinde haya- 
tını yaşamayan bir kimsenin olağanüstü bir felakete uğraması asla 
beklenmez. Hiçbir bela izin olmadan kopmaz. Bana şu dua ilham 
edildi: 

O 8/9,/ 9 O S .s- O |, ı O .t <*> s ^ ? 0 * t ^ * ** 

uir^J ^ab» j^â JT 

"Ya Rabbi! Herşey senin hizmetindedir. Beni koru, bana yar- 
dım et, bana merhamet eyle Ya Rabbi!" 107 

İstiğfar ile Tövbe 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "(Kur'ân-ı Kerîm' de) "Rabbi- 
nizden mağfiret dileyerek O'na tövbe edin" diye emir vardır. Bu 
ümmete iki şeyin ihsan edildiğini iyi biliniz. Biri, gücü elde etmek 



Nuh'un Gemisi: Ruhani Hazain, c.19, s. 34 
Araf suresi, 24 

Melfuzât c.2, s.577 (Yeni baskı) 



56 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



için, diğeri ise, elde edilen gücü fiilen ortaya koymak için. Gücü 
elde etmek için istiğfar vardır. Başka bir ifadeyle, buna yardım ve 
medet dilemek de derler. Sufiler, nasıl ki, egzersiz yapmak için 
tomruk ve gülle kaldırmak vücuda kuvvet ve güç verirse, onun 
gibi, istiğfar da manevi bir tomruktur. Bununla insan ruhu güç 
kazanır. Kalbinde dayanma ve direnme gücü meydana gelir. Güç 
ve kuvvet kazanmak isteyen kimse istiğfara sarılmalıdır. Gafara 
kelimesi örtmek ve bastırmak anlamına gelir. İnsanoğlu istiğfar 
sayesinde Allah yolundan alıkoyan düşünce ve duyguları bastırıp 
saklamaya çalışır. Öyleyse, insana saldırıp onu mahveden zehirli 
maddeye karşı üstün gelmek, Cenab-ı Hakk'ın buyruklarını yerine 
getirme yolundaki bütün engelleri aşarak ifa etmek, bunları fiilen 
uygulamaya koymak istiğfar demektir. Cenab-ı Hakk'ın insanda 
iki çeşit madde koyduğunu iyi biliniz. Biri zehirli maddedir. Bu da 
şeytanın tahrikiyle harekete geçer. Öteki ise panzehir maddesidir. 
İnsanoğlu böbürlendiği zaman ve kendini bir şey zannettiği za- 
man, panzehir çeşmesinden yararlanmazsa zehirli madde üstüne 
çıkar. Fakat insan, kendini bir hiç ve değersizin biri biliyorsa, için 
için Yüce Allah'ın yardımına muhtaç olduğunu hissediyorsa, işte 
o zaman Yüce Allah'tan bir pınar fışkırıverir. Bunun sonucu o 
insanın ruhu eriyip akar. îşte istiğfarın anlamı da budur. Yani o 
gücü elde edip zehirli maddeyi alt edip üstün gelmek demektir," 
der. 108 

Yüce Allah'a hamd etmeye devam edin! 

Biatin şu üçüncü şartında "biat eden bundan böyle Allah'a hamd 
etmeye devam etsin diye de şart koşulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm' de 
Cenab-ı Hak "El-hamdü lillâhi Rabbil-âlemin" Her türlü hamd 



âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur,"der. Başka bir yerde: 




Melfuzât c.l, s. 348-349 (Rabwah'da basılmıştır) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



57 



"Her türlü övgü yalnız Allah'a mahsustur. Göklerde ve yerde 
bulunanların hepsi O'nundur. Ahirette de sonsuz övgüye layık 
olan yine kendisidir. O, sonsuz hikmet sahibidir, her şeyden ha- 
berdardır," der. 109 

Hz.Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz, "Allah'ın hamdıyla başlanmayan her önemli iş eksik kalır," 
dedi. Yine başka bir hadiste, "Allah'ın hamdıyla başlanmayan bir 
konuşma uğursuz ve etkisiz olur," dediği rivayet edilir. 110 

Bu hususta başka bir hadis de şöyledir; Numan bin Beşir'in 
rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz günün birinde minbe- 
re çıkıp: "Az bir şeye şükretmeyen çoğa da şükretmez. Kullara 
şükretmeyen Tanrı 'nın nimetlerine de şükretmez. Yüce Tanrı 'nın 
nimetlerini hayırla anmak da şükretmek demektir. O'nun nimetle- 
rini hayırla anmamak nankörlüktür doğrusu," dedi. 111 

Hz. Muâz bin Cebel (r.a.)'ın rivayetine göre, Yüce Peygam- 
ber Efendimiz kendisinin kolundan tutup, Allah'a ant olsun ki, 
ben seni severim," dedi. Yine devam ederek, "Her namazın ardın- 
dan şu duayı okumanı tavsiye ederim: 

J&s qU. 3 ^JJ* j Jıp ^İJı 

Ey Allah'ım! Seni anmama, sana şükretmeme ve sana iyice 

112 

ibâdet etmeme yardım etmeni niyaz ederim!" 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "İnsanoğlu dikkat ve incelikle 
düşünecek olursa, bütün övgülere ve bütün vasıflara gerçekten 
Yüce Allah'ın layık olduğunu anlar. Hiçbir insan ya da başka bir 
yaratık sahiden ve gerçekten hamd-ü senaya layık değildir. Eğer 
insanoğlu hiçbir çıkar gözetmeksizin düşünecek olursa, birinin 
gerçek anlamda hamd-ü senaya layık olmasının ancak şu şekilde 
olabileceğini apaçık görecektir. Örneğin ezelden, hiçbir varlık ve 
yaratık daha yokken bu kâinatı yaratması O'nu gereğince hamd-ü 
senaya layık kılar. Veyahut ezelden ve ilk başlangıçtan daha hiç- 



Sebe suresi, 2 

110 Sünen İbni Mace, Ebvab'ün-Nikâh ve Sünen Ebu Davud, Kitab'ül-Edeb 

111 Müsnet Ahmet bin Hanbel: c.4, s. 278 (Beyrut Baskısı) 

112 Sünen Ebi Davut, Kitab'ül-Vitr, Bab fıl-istiğfar. 



58 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



bir yaratık ortalıkta yokken veya varlık ve onun bekası için, vücut 
sağlığı ve onun korunması için, hayatın tesis edilmesi ve idamesi 
için gerekli olan her şeyi sağlaması O'nu gerçek övgüye layık 
kılar. Veyahut insanın başına felaketler gelmesine engel olup ona 
lütfetmesi O'nu gerçek övgüye şayan kılar. Veyahut çaba harca- 
yanın çabasını boşa çıkarmayıp onun haklarını hiç eksiksiz büsbü- 
tün ödemesi de O'nu övgülere layık kılar. Görünürde çalışanın ve 
çaba harcayanın çabasına karşı bir şeyler ödemek bir bedel ve 
karşılıktır. Fakat hakları tastamam ve hiç eksiksiz ödeyene iyilik 
eden diyebiliriz. îşte birini hamd-ü senaya layık kılan yüce vasıf- 
lar bunlardır. Şimdi biraz dikkat edip düşünün! Gerçek anlamda 
bu övgülerin layığı olan ancak Ulu Tanrı'dır. Kendisi bu bütün 
yüce vasıflarını içinde bulundurmaktadır. Başka hiç kimse bu va- 
sıflara haiz değildir. Kısacası, Cenab-ı Hak başlı başına en mü- 
kemmel ve en yüce bir şekilde övgüye layıktır. Buna karşın başka 
hiç kimse kendi başına bu övgüye şayan değildir. Eğer başka bir 
kimse buna layıksa da ancak dolaylı olarak layıktır. Bu da Yüce 
Allah'ın rahmetidir. Kendisi yalnız ve tek olan, benzeri olmayan 
kimse olduğu halde kendi hamd ve övgülerini başkasına da pay- 

1 1 3 

laştırmıştır," der. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri cemaatine nasihat ederken, 
"Gökyüzünde meleklerin sizi övmesini istiyorsanız, dövülün ama 
sevinin, sövülün ama şükredin, başarısızlıklara uğrayın ama bağı- 
nızı koparmayın. Siz Allah'ın son cemaatisiniz. En doruk nokta- 
sında olan güzel ahlakınızı sergileyin. Aranızdan tembel olan kim- 
se bir çirkef gibi cemaatten dışarı atılacaktır. Büyük bir hasretle 
ölecektir. Yüce Allah'a karşı hiç birşey yapamayacaktır. Bakın! 
Ben büyük bir sevinçle, Sizin Allah'ınız gerçekten vardır, diye 
haber veriyorum. Gerçi hepsi O'nun mahlûkudur, ama O'nu seçe- 
ni O da seçer. O'na koşup gelene O da gelir. O'nu yücelteni O da 
yüceltir. Siz kalplerinizi dosdoğru tutarak, dilinizi, gözlerinizi ve 
kulaklarınızı tertemiz ederek koşup O'na gelin. O da sizi kabul 
buyuracaktır," der. 114 



Dua toplantısı raporu: Ruhani Hazain c,15, s. 598-602 
Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain, c.19, s. 15 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



59 



Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Yüce Tanrı' nın sizi heba 
edeceğini sakın düşünmeyin. Sizler, Cenab-ı Hakk'ın elinden top- 
rağa ekilen bir tohumsunuz. Cenab-ı Hak, "Bu tohum bitecek, 
yerden çıkıp yetişecek, dört bir yana dal budak salacak ve büyük 
bir ağaç haline gelecektir," der. Yüce Allah'ın sözüne inanan ve 
bu arada meydana gelen sınavlardan korkmayana ne mutlu! Çün- 
kü sınavların gelmesi de gereklidir. Böylece biat iddiasında kimin 
doğru, kimin yalancı olduğu ortaya çıksın diye Cenab-ı Hak mut- 
laka sizi dener. Bu sınavlarda ayağı kayan kimse Yüce Allah'a 
karşı hiçbir şey yapamayacaktır. Talihsizlik onu cehenneme sü- 
rükler. Hiç doğmamış olsaydı kendisi için daha iyi olurdu. Fakat 
sonuna dek dayanan ve sabredenler; gerçi başlarına bela deprem- 
leri gelecek, felaket kasırgaları kopacak, nice milletler kendileriy- 
le eğlenip alay edecektir. Dünya halkı onlardan tiksinecektir. Fa- 
kat eninde sonunda bu sabredenler zafer kazanmış olacaklar, son- 
suz bereket kapıları kendilerine açılacaktır. Cenab-ı Hak, cemaa- 
time şöyle haber vermemi istedi: İman eden ama imanları dünya 
katığından uzak olan, imanlarına ikiyüzlülük ve korkaklık bulaş- 
mamış olan, imanları itaatin hiçbir derecesinden aşağı olmayan 
kimseler Allah'ın sevgili kulları olacaklar," der ve yine Cenab-ı 
Hak, "Doğrusu ayakları doğruluk üzerinde olanlar da bunlardır," 
der. 115 

Cenab-ı Hak hepimizi bu gerçek üzerine daim kılsın. Allah 
hepimizi gerçek ve doğru bir Ahmedi müslüman kılsın. Biat söz- 
leşmesi üzerinde duran ve onu yerine getiren biri kılsın. Allah ile 
Peygamberine gerçek ve en iyi şekilde itaat eden kılsın. Vâdedilen 
Mesih hazretlerinin bu güzel cemaatine gölge düşürecek bir hare- 
kette bulunmayalım. Ey Allah'ım! Yanlışlıklarımızı bağışla. Ku- 
surlarımızı örtüver Ya Rabbi! Bizleri daima Sana boyun eğen ve 
vefa gösterenler arasına kat. Ey Allah'ım! Hepimizi vefa ve biat 
sözü üzerinde sabit eyle ! Bizleri, Seni sevenler arasına kat. Kuşak- 
larımıza bu antlaşmayı yerine getirme gücünü ihsan eyle ya Rab- 
bi! Kendi katından hiçbir zaman bizi ayırma! Bizlere, Seni gerçek 
tanıma irfanını lutfeyle ya Rabbi! Ey merhamet edenlerin en iyisi 



El-Vasiyet Risalesi: Ruhani Hazain, c.20, s. 309 



60 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



olan Allah'ım! Bize merhamet eyle! Bütün dualarımızı kabul ey- 
le! Bizi Vâdedilen Mesih hazretlerinin ettiği bütün duaların ve bu 
cemaate katılanlar hakkında ettiği bütün duaların varisi kıl ya 
Rabbi! 116 

Biat şartlarıyla ilgili bu konu çok önemlidir. Çağımızda bu- 
nun ehemmiyeti daha da artmıştır. Vâdedilen Mesih Hazretlerinin 
çağından gitgide uzaklaşmaktayız. İçimizden bazı kimseler, 
Vâdedilen Mesih Hazretlerinin filan sahabesinin soyundan oldu- 
ğunu iftiharla söylerler. Fakat atalarının yaptıkları fedakârlıklara 
pek dikkat etmezler. Daha sonraki kuşaklara hısımlık kanı geçi- 
yordur tabii. Fakat manevi değerler azalmaktadır. Ama bu doğal- 
dır doğrusu. Peygamberlik döneminden uzaklaştıkça elbette bazı 
eksiklikler ve kusurlar ortaya çıkacaktır. Fakat daima ilerleyen 
cemaatler, zaman, ortam ve çağdan şikayet edip yerlerinde otur- 
mazlar. Onlar, "Aslında bizler çok mutlu ve bahtiyarız. Çünkü 
bizler hakkında önceden verilmiş haberler bile vardır. Yani bizler 
Muhammedi Mesih'in cemaatine katılıp Yüce Peygamber Efen- 
dimizin yüce talimatını dünyanın dört bucağına ulaştıracağız diye 
önceden haberler verilmiştir," diye sevinirler. Tabii ki, tevhide 
bağlı kalma şartıyla biz bunu başarırız inşallah. Aynı zamanda 
Vâdedilen Mesih'in verdiği talimata hem kendimiz bağlı kalalım 
hem de nesillerimizi buna bağlı etmeye çalışalım. Şimdi ben, 
Vâdedilen Mesih hazretlerinin bir iktibasını size sunacağım. Bu 
iktibas kendisinin, biat edenlerden neler istediğini ortaya koyar. 
Daha sonra biatin dördüncü şartına geçeceğim. 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Benim elimin üzerinde tövbe 
etmek bir nevi ölüm ister. Böylece bu yeni hayatta yepyeni bir 
doğum elde etmiş olursunuz. Biat eğer içten değilse, hiçbir sonuç 
vermez. Bana biat olmakla, Cenab-ı Hak sizlerden gönül ikrarını 
ister. Nitekim beni içten kabul edip günahlarından gerçekten tövbe 
edenin günahlarını, sonsuz bağışlayan ve merhamet eden Allah, 
mutlaka affeder. Böyle bir kimse âdeta ana karnından yeniden 
doğmuş gibi olur. îşte o zaman melekler onu korur," der. 1 7 



116 Hz. Mehdi'nin beşinci halifesinin İngiltere yıllık konferansının son konuş- 
masından alınmıştır. 27 Temmuz 2003 
117 Melfuzât: c.3, s.262 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



61 



Biatin Dördüncü Şartı 

"Genelde Allah'ın her yaratığına, özellikle de 
müslümanlara, kendi ihtirasları uğruna ne diliyle, ne eliyle, ne 
de caiz olmayan başka bir yolla asla bir zarar vermeyecektir." 

Bu şarttan anlaşıldığı gibi öfkelenerek, kızgınlığına yenik dü- 
şerek kendine bir eza ve sahte gurur meselesi yaparak ne eliyle ne 
de diliyle hiç kimseye acı çektirmeyecek. Bu çok önemli bir şart- 
tır. Biat eden bir kimse, hiçbir müslümana asla zarar vermeyece- 
ğine söz verir. Doğrusu bu hepimizin görevidir. Buna özellikle 
bağlı kalacağız. Müslümanlar, sevgili Peygamber Efendimize 
mensup olan kimselerdir. Onlara kötülük etmek aklımızın bir kö- 
şesinden bile geçmez. Ancak sözde âlim diye geçinen ve İslami- 
yet'in güzel yüzünde bir leke olanlar müstesnadırlar. Onlar bu 
çağın Mesihi ve Mehdisini tanımayıp ona karşı düşmanlıklarını 
doruk noktasına ulaştırdılar. Onlara karşı da her türlü kuvvet ve 
kudret sahibi olup bütün kudretleri elinde bulunduran Allah'ın 
huzuruna eğilerek bu haylazlara karşı yardım dileyerek, "Ey Al- 
lah'ım! Bunları ancak Sen yakala," diye ricada bulunuyoruz. 
Çünkü Allah'ın Peygamberi bile bunlar için "aşağılık mahlûk" 
demiştir. Yoksa biz kimseye karşı kin gütmeyiz, öfke beslemeyiz. 
Bizler, Yüce Allah'ın buyruklarına göre hareket eden kimseleriz. 
Cenab-ı Hak, kızgınlığımızı bastırmamızı öğütleyerek, 

^jLi~jı£}\ Ljyi AJüıj ^»uîı jp (S^ulıj İ4Üİ1 

"Onlar bollukta da, darlıkta da Allah yolunda mallarını har- 
carlar. Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah 
iyilik edenleri sever," der. 118 

Bu ayet sayesinde Hz. îmam Hüseyin'in bir kölesi özgürlü- 
ğüne kavuşmuştu. Bir rivayete göre Hz. İmam Hüseyin'in bir kö- 



Al-i İmran suresi, 135 



62 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



lesi, günün birinde kendisinin üstüne sıcak su veyahut başka içe- 
cek bir şey döker. Hz. İmam Hüseyin de bu köleye biraz öfke ile 
bakar. Köle de pek keskin zekâlıdır. Kur' ân ilminden de anlar. 
Hemen atak davranarak adı geçen ayet-i kerime' den "Onlar öfke- 
lerini yenerler!" diye okuyarak bu ayet-i kerime 'yi hatırlatır. Hz. 
îmam Hüseyin, "Ben öfkemi yuttum," der. Köle de pek kurnaz, 
hemen düşünür. İmam şu anda öfkesini yendi ama başka bir za- 
man belki bunun acısını çıkarır diye hemen davranarak "Onlar 
insanların kusurlarını affederler," diye okur. Hz. İmam Hüseyin, 
"Peki seni affettim," der. Onun bilgisi ve kafa hızlılığı meyve ve- 
rir. Hemen davranarak, "Allah iyilik edenleri sever," ayetini okur. 
Hz. İmam Hüseyin, "Git sen hürsün artık!" der. Eski dönemde 
köleler satın alınırdı. Kolay kolay özgürlüğüne kavuşamazdı. Fa- 
kat adı geçen kölenin kurnazlığı, zekâsı ve bilgisiyle efendisinin 
takvası ona şans getirir. Adam özgürlüğüne kavuşur. Görüyorsu- 
nuz! İslamiyet'in talimatı budur işte. 

Affetmeyi ve bağışlamayı âdet edinin! 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, başkalarına iyilik etme yollarını 
ve onunla ilgili ahlaktan bahsederek, "Bu ahlaktan ilki affetmek- 
tir. Yani başkasının suçunu bağışlamak. Bunlardan başkasına iyi- 
lik etme davranışını şöyle açıklayabiliriz. Günah işleyen kişi as- 
lında başkasına zarar vermiş olur. Öyleyse böyle bir kimse de za- 
rara uğratılmalı, cezalandırılmalı, hapse atılmalı, para cezasına 
çarptırılmalı veya ona el kaldırıp ceza mı verilmeli? Eğer suçlarını 
bağışlasak, tabii ki bağışlamak uygunsa, yerindeyse, böyle bağış- 
lamak ona iyilik etmek demektir. Kur'ân-ı Kerîm bu hususta şöyle 
der: 



"İyi insanlar yerine göre hareket ederler. Öfkenin yenilmesi 
gerektiği yerlerde öfkelerini yenerler. Affedilmesi gereken yerler- 
de başkalarının suçlarını affederler. Yapılan kötülüğün cezası, 
yapıldığı ölçüde olmalıdır. Fakat suçları bağışlamak ve bu bağış- 




Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



63 



lama sonucu yalnız düzeltmek ve ıslah etmek söz konusu ise, her- 
hangi bir kötülük meydana gelmezse, yani bağışlamak yerli yerin- 
de ise, yersiz değilse, böyle bir kimse ecire nail olacaktır." 119 

Sık sık sözü edilen bir hadis vardır. Sizler de onu mutlaka 
işitmişsinizdir. Yüce Peygamber Efendimiz kalbine işaret ederek, 
"Takva buradadır, takva buradadır," der. Tabii ki eşsiz ve benzeri 
görülmemiş takva Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tertemiz kalbinde 
vardır. Orada bundan başka bir şey yoktur. 

Nitekim ey insanlar! Ey müminler cemaati! Size daima güzel 
örneği takip etmeniz buyrulmuştur. Bu güzel örnek ancak Yüce 
Peygamber Hz. Muhammed' in örneğidir. Kalbinizi biraz yokla- 
yın. Gönlünce bu güzel örneği izleyerek içinizi takva ile doldur- 
maya çalışıyor musunuz? İçinizde Allah'tan sakınarak korkma 
duygusu ve bunun sonucu insanlık sempatisi ve hayırseverliği var 
mı? 

Şimdi ben hadisin tümünü baştan size anlatayım. Hz. Ebu 
Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, "Birbi- 
rinize karşı kıskançlık etmeyin, kin gütmeyin, düşmanlık etmeyin, 
birbirinizin satışı üzerine satışa kalkmayın. Ey Allah'ın kulları! 
Birbirinizle kardeş olun! Bir müslüman öteki müslümanın karde- 
şidir. O, kardeşine zulüm etmez. Onu aşağılamaz. Onu hor gör- 
mez," dedi. Daha sonra Yüce Peygamber Efendimiz, göğsüne 
işaret ederek üç kere, "İşte takva buradadır. Kişiye, müslüman 
kardeşini hor görmesi fenalık olarak yeterdir. Her müslümanın 
kanı, malı ve ırzı öteki müslüman' a haramdır," dedi. 

Kimseye zarar vermeyin! 

Biatin dördüncü şartında biat eden kişi, "Ne eliyle ne diliyle 
ne de herhangi başka bir yolla hiç kimseye zarar vermeyeceğine 
söz verir. Buna daha da açıklık getirmek istiyorum. Adı geçen 
hadisi göz önünde tutun. Yüce Peygamber Efendimiz, "Sakın ha- 
set etmeyin," der. Haset öyle bir şeydir ki, gitgide düşmanlığa 



119 İslam İlkeleri Felsefesi: Ruhani Hazain, c.10, s.351 

120 Sahih Müslim; Kitab' ül-Birr ve's-süa Babü Tahrimi Zulm'ül-müslim ve 
huzlehi 



64 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



dönüşür. Haset eden kişi, başkasına daima zarar vermeyi düşünür 
durur. Doğrusu haset bir hastalıktır. Haset başkasına zaten zarar 
verir. Haset edenin yüreği de kıskançlık ve çekememezlik ateşinde 
daima yanar durur. Haset bazen çok küçük önemsiz şeylerden de 
olur. Örneğin; Filan kişinin ticareti neden benimkinden daha üs- 
tündür? Filan kişinin cebinde benden daha fazla para var. Falan 
kişinin evi benimkinden daha güzeldir. Filan kimsenin çocukları 
benimkinden daha iyidir. Kadınlar birbirlerini, takıları ve ziynet 
eşyası yüzünden kıskanırlar. Bu dünya eşyası şöyle dursun, din 
hususunda da bazı kimseler kıskanırlar. Din konusunda gıpta edip 
daha da ilerleyerek hizmet etmeye çalışmalıyız. Bazı kimseler 
hizmet edecekleri yerde hizmet edenlere çelme takmaya çalışırlar. 
Ona karşı şikâyetlerde bulunup din hizmetinden mahrum etmeye 
çalışırlar. 

Yine adı geçen hadiste "kavga etmeyin" diye nasihatler var- 
dır. Bazen çok ufak ve önemsiz şeylerden kavgalar, çekişmeler 
meydana gelir. Örneğin yıllık konferans (çalsa salana) esnasında 
görev başında olan bir delikanlıya sürekli haylazlıklarından dolayı 
yetkilinin biri biraz sert kelimelerle tembihlerde bulunur ve ona 
"Bundan sonra aynı hareketi tekrarlarsan seni cezalandırırım," 
diye uyarıda bulunursa yanıbaşında oturan ebeveyn kavga etmek 
için hemen kollarını sıvarlar. Bu durum kaç kere denenmiştir. Ar- 
tık o yetkili görevliyi öylesine hırpalarlar ki, el-aman! Bir taraftan 
bu hareketinizle biat sözleşmesini çiğnediniz. Biat ahdine aykırı 
hareket ederek kendi ahlakınızı bozdunuz. Diğer yandan yeni ku- 
şağın kalbinden nizam saygınlığını silip yok ettiniz. Onun kafa- 
sından eğriyle doğruyu ayırt etme gücünü de törpülediniz. 

Yine Yüce Peygamber Efendimiz, "Düşmanlıkları ortadan 
kaldırın!" der. Çok ufak ve önemsiz şeylerden düşmanlıklar mey- 
dana gelir. Yürekler kin, hınç ve nefretlerle dolar. Bazı kimseler 
düşmanlık öcünü alabilmek için fırsat kollar. Oysa "Hiç kimse ile 
düşmanlık etmeyin! Kin gütmeyin!" diye buyrulmuştur. Şöyle bir 
hadis vardır. Sahabenin biri, "Ya Resulüllah! Bana şöyle kısaca 
hiç unutmayacağım bazı öğütler verin," diye ricada bulunur. Yüce 
Peygamber de, "Sakın öfkelenme! Sakın öfkelenme," diye iki kere 
tekrarladı. Öfkelenmemeyi aklımıza koysak, kin, nefret ve hınçlar 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



65 



kendiliğinden ortadan kalkar. Bazen başkasına salt zarar vermek 
gayesiyle birinin satışı üzerine satış yaparlar. Adı geçen hadiste bu 
da yasak edilmiştir. Bazen başkasının satışını bozmak amacıyla 
bir şeyin değerini olduğundan çok abartarak söylerler. Bundan 
herhangi bir kâr elde etmek değil, sırf başkasını zarara uğratmak 
için bu yola başvururlar. Yeri gelmişken şunu da söylemek iste- 
rim. Bazı kimseler evlilik için mesaj üstüne mesaj gönderirler, bu 
da yasaktır. Ahmediler bundan vazgeçmelidirler. 

Yine Yüce Peygamber Efendimiz, "Sakın zulüm etmeyin! 
Hiç kimseyi hor görmeyin! Hiç kimseyi aşağılamayın!" der. Zalim 
bir kimse hiçbir zaman Allah'a yakınlık elde edemez. Nasıl olur 
da bir yandan siz Allah'ın hoşnutluğu için biat olup çağın yüce 
görevlisine inanıyorsunuz; diğer yandan zulmedip milletin hakla- 
rını gaspediyor sunuz. Kardeşlerinize haklarını vermiyorsunuz. Kız 
kardeşlerinize mal varlığınızdan hiçbir pay vermiyorsunuz. Ne- 
den? Çünkü onlar evlenip başka aileye gidecekler. Atalarınızdan 
sahip olduğunuz mal, mülk ve arazi başka aileye geçmesin diye 
kızkardeşlerinizin haklarını yiyorsunuz. Kırsal bölgelerde bu âdet 
pek yaygındır, olmaz böyle bir şey. Düpedüz zulümdür bu. îster 
hanımlarına zulmeden ve onların haklarını çiğneyen erkekler ol- 
sun, ister beylerin haklarına hiç aldırış etmeyen kadınlar olsun, 
hepsi yazık etmiş olurlar. 

Görüyorsunuz, günlük hayatınızda zulüm dairesine giren nice 
şeyler ortaya çıkar. Nice davranışlardan da anlaşılır ki, biri ötekini 
hor görmekte veyahut küçük düşürmektedir. Bir yandan biat ede- 
rek her türlü kötülükten vazgeçeceğine söz vermekten dem vur- 
mak, diğer yandan adı geçen şu çirkin hareketler! Bir müslümanın 
öteki müslüman'ı hor görmesi asla caiz değildir. Müslümanların 
kanı, malı ve ırzı öteki müslümanlara kesinlikle haramdır diye 
açıkça buyrulmuştur. Sizler, bu çağın yüce görevlisine inanıp İs- 
lam talimatını en iyi tatbik eden bir kimse olduğunuzu iddia edi- 
yorsunuz. Bir de adı geçen çirkin davranışların sizden sergilenme- 
si asla beklenmez ve dayanılmaz doğrusu. Buna rağmen kendinizi 
Vâdedilen Mesih hazretlerinin cemaatinden sayıyorsunuz! Sakın 
bu hareketleri küçümsemeyin. Yüce Peygamber Efendimizin as- 
habının davranışı neydi acaba? İslamiyet'i kabul ettikten sonra 



66 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



içlerini nasıl değiştirdiler? Bu hususta birkaç hadis daha arz etmek 
isterim. 

Hz. Ebûzer Gaffarî'nin rivayetine göre onların bir havuzu 
vardı. Herkes gelir oradan su doldururdu. Günün birinde bir aile- 
den birkaç kişi oraya gelip "içinizden hanginiz Ebûzer'in saçla- 
rından tutup sorgulayabilir? Dediler. Birileri "Ben yaparım bu 
işi," dedi. Ebûzer, "O adam bana sataşmaya başladı. Ben de havuz 
başında duruyordum. Benimle çekişmeye başladı, beni hırpalamak 
istedi. Ama ben önce ayaktaydım, sonra yere oturdum. Sonra da 
yere uzandım. Bunun üzerine o adam bana "Ey Ebûzer! Sen önce 
yere oturdun sonra da yere yattın, neden?" diye sordu. Ben de, 
"Yüce Peygamber Efendimiz bize, "içinizden biri kızdığı zaman, 
ayakta ise yere oturmalı, yine de kızgınlığı geçmezse yere yatma- 
lı," diye bize nasihat etti. Ben de onun için yere yattım," dedim. 121 

Bir hadiste şöyle bir rivayet vardır. Ravi, "Biz Urve bin 
Zübeyr'in yanında oturuyorduk. Adamın biri yanına gelip çekiş- 
meye başladı. Urve bin Zübeyr de pek sinirlendi. Bunun üzerine 
ayağa kalktı, abdest aldı ve yanımıza gelip "Babam, Üteyh'in ara- 
cılığıyla (Üteyh ashab-ı Kiram' dandı) şu rivayeti anlattı. "Yüce 
Peygamber Efendimiz, "öfke şeytandan gelir. Şeytan da ateşten- 
dir. Ateş su ile söndürülür. Onun için, içinizden biri öfkelenirse 

1 22 

gidip abdest almalı" dedi. 

Hz. Ziyad, amcası Utbe'den şöyle rivayet eder: Yüce Pey- 
gamber Efendimiz, "Ey Allah'ım! Ben, her türlü kötü ahlak, kötü 
amel ve kötü isteklerden sana sığınırım," diye hep dua ederdi. 

Vâdedilen Mesih Hazretlerinin bu hususta neler söylediğini 
ve cemaatinden neler beklediğini size arz edeyim: Vâdedilen Me- 
sih hazretleri, "Benim cemaatimin fertleri, ister burada bulunanlar, 
ister başka yerlerde yaşamlarını sürdürenler olsun, benim şu tavsi- 
yeme kulak versinler, dikkatle dinlesinler; Bu cemaate katılıp be- 
nimle müritlik bağı kurmaktan gaye, iyilik, bahtiyarlık ve takva- 
nın zirvesine ulaşmaktır. Bunlara herhangi bir fesat, kötülük ve 



Müsnet Ahmet bin Hanbel: c.5, s. 153, Beyrut baskısı 
Müsnet Ahmet bin Hanbel: c.4, s. 226 (Beyrut baskısı) 
Tirmizi, Ebvab-ud- davât Bâb câmiüd-davât 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



67 



ahlaksızlık yaklaşmasın. Beş vakit namazı cemaatle kılsınlar. Ya- 
lan söylemesinler. Hiç kimseye dilleriyle eziyet etmesinler. Her- 
hangi bir ahlaksızlık yapmasınlar. Herhangi bir kötülük, zulüm, 
fesat ve fitne düşüncesine gönüllerinde bile yer vermesinler. Her 
türlü günah ve suç işlemekten, yapılması ve söz edilmesi ayıp 
olan davranışlardan, bütün nefsanî duygular ve uygunsuz hareket- 
lerden uzak kalsınlar. Yüce Allah'ın gönlü tertemiz, zararsız, yu- 
muşak başlı ve uysal mizaçlı kulları olsunlar. Tabiatlarında zehirli 
bir maya bulunmamalıdır. Bütün insanlara karşı sempati duymak 
prensipleri olmalıdır. Allah'tan korksunlar. Dillerini, ellerini ve 
gönül düşüncelerini her türlü yakışıksız, fesat ve hıyanet yoların- 
dan uzak tutsunlar. Beş vakit namazlarını devamlı olarak bilip 
isteyerek kılsınlar. Her türlü zulüm, zorbalık, gasp, rüşvet, başka- 
larının haklarını çiğnemek ve haksız yere taraf tutmaktan vazgeç- 
sinler. Kötü dostların sohbetinden uzak kalsınlar. Eğer biri devam- 
lı olarak size gelip gidiyorsa, daha sonraları o adamın, Allah'ın 
ahkâmına bağlı olmadığı veyahut kul haklarına hiç aldırmadığı, 
zalim tabiatlı, fitneci, ahlaksızın biri olduğu ispatlanırsa veyahut 
sizin biat olup müritlik bağı kurduğunuz şahıs hakkında ileri geri 
konuştuğu, aleyhinde yersiz ve gereksiz abuk sabuk, saçma sapan 
konuştuğu, dil uzattığı, kendisine karşı asılsız suçlamalarda bulu- 
nup iftira etmeye devam ettiği ve böylece Allah'ın kullarını al- 
datmak istediği ispatlanırsa, böyle bir kötülüğü aranızdan uzaklaş- 
tırmak sizin için şart olacaktır. Böyle tehlikeli bir adamdan uzak 
durmanız gerekir. Hiçbir din, millet ve topluluğa bağlı bir kimseye 
zarar vermeyi düşünmeyin bile. Herkes için hayırlı kişi olun. Hay- 
lazlar, kabadayı, fesatçı ve ahlaksız kimseler, toplantılarınıza sa- 
kın gelmesinler. Evlerinizde sakın ikamet etmesinler. Yoksa böyle 
kimseler ilerde sizin için tökezlenme sebebi olabilirler," der. 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "Bu gibi işler ve koşullar 
hakkında baştan beri size anlatmaya çalıştım. Cemaatimin her 
ferdi bütün tavsiyelerime bağlı kalmalıdır. Toplantılarınızda hiçbir 
çirkeflik, alay etmek ve dalga geçmek gibi hareketler asla olma- 
malıdır. Yeryüzünde temiz kalpli, temiz huylu, temiz fikirli olarak 
yürüyün. Unutmayın ki, her kötülüğe karşılık vermeye değmez. 
Onun için genellikle affetmeyi ve bağışlamayı âdet edinin. Sabır 



68 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



ve yumuşak başlılıkla hareket edin. Hiç kimseye haksız yere sakın 
saldırmayın. Nefsanî duyguları bastırmaya çalışın. Herhangi bir 
bahse girdiğinizde veyahut dini konuşmalarda tartıştığınız zaman 
daima yumuşak sözlü, uslu ve edepli olun. Biri size karşı cahillik 
gösterirse, ona selam verip o toplantıyı hemen terk edin. Eğer ezi- 
yet edilecek, sövülüp sayılacak olursanız, size karşı en ağır söz 
kullanılsa dahi sakın alçaklığa karşı alçaklıkla karşılık vermeyin. 
Yoksa sizler de onların seviyesine düşersiniz. Cenab-ı Hak sizi 
bütün dünya için iyilik ve doğrulukta örnek olacak bir cemaat 
yapmak ister. Öyleyse aranızdan kötülük, huysuzluk, fitnecilik ve 
ahlaksızlık örneği olan kimseyi çabuk uzaklaştırın. Cemaatimizde 
alçak gönüllülükle, iyilik, efendilik, dürüstlük, uysallık, yumuşak 
başlılık ve yumuşak sözlü, iyi huylu ve iyi karakterli olarak yaşa- 
mak istemiyorsa hemen bizden ayrılsın. Çünkü Yüce Tanrımız 
böyle kimsenin aramızda bulunmasını asla istemez. Hiç şüphesiz 
böyle bir kimse, bahtsızlık içinde ölecektir. Çünkü böyle bir kişi 
iyilik yolunu seçmedi. Onun için dikkatli olun. Gerçekten iyi kalp- 
li yumuşak huylu ve dürüst kimse olun. Sizler beş vakit namazı- 
nızla ve güzel ahlakınızla tanınacaksınız. İçinde kötülük tohumu 
olan kimse bu nasihat üzerinde asla duramaz. 

Yine kendisi, "İnsan hiçbir zaman şımarmamalı, hayâsızlık 
etmemeli, başkalarına karşı kötü davranmamalı, herkese karşı 
sevgi ve iyilikle davranmalı, yalnız nefsanî çıkarları için kimseye 
karşı kin gütmemeli. İster sertlik olsun, ister yumuşaklık olsun, 
her ahlak yerli yerinde olmalıdır," der 

Tevazu ve alçak gönüllülüğü benimseyin! 

Vâdedilen Mesih hazretleri tevazu ve alçak gönüllülük hak- 
kında, "Allah'ın azabı gelip tövbe kapısını kapatmadan önce tövbe 
edin! İnsan, dünya yasalarından çok korkar. Nasıl olur da Ulu 
Tanrı'nın yasalarından korkmasın. Bir felaket insanın başına gel- 
diğinde ister istemez ona katlanır. Herkes teheccüd namazı için 
kalkmaya çalışmalıdır. Beş vakit namazlarınıza dualarınızı da 



İştihar, 29 Mayıs 1898, Tebliğ-i Risalet c.7, s.42-43 
Melfuzât. c.5, s. 609 (Yeni baskı) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



69 



katın. Cenab-ı Hakk'ı kızdıran her hareketten tövbe edin. Tövbe 
demek, her türlü kötülüğe ve Cenab-ı Hakk'ın hoşnutsuzluğuna 
sebep olan yolları bırakıp içinizde gerçek bir değişiklik meydana 
getirmeye çalışın. İlerleyin ve takva sahibi olun! Bunda da Al- 
lah'ın lütfü meydana gelir. İnsanlık alışkanlıklarına çeki düzen 
verin. Sakın öfke olmasın. Yerine tevazu ve alçakgönüllülük geç- 
sin. Ahlakı düzeltmekle birlikte gücünüzün yettiği kadar sadaka 
da verin. Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm' de, "Müminler, Allah sev- 
gisi için yoksulları, öksüzleri ve esirleri doyururlar. Onlar, "Yalnız 
Allah'ın rızası için size bir şeyler veririz. Korkunç günün azabın- 
dan biz korkarız derler," der. Uzun sözün kısası, dua ve tövbe ile 
işleri görün. Sadakalar da verin ki, Yüce Allah size lütuf ve ihsan- 
la muamele etsin" der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ey arkadaşlar! Size anla- 
tacağım şu ilkeye sımsıkı tutunun! Her millete karşı yumuşak dav- 
ranın. Yumuşaklıkla akıl gelişir. Dayanıklılıkla derin düşünceler 
meydana gelir. Bu yolla hareket etmeyen kimse bizden değildir. 
Cemaatimizden biri, bize karşı olanların sövüp saymaları ve ağır 
konuşmalarına dayanamayıp bu meseleyi adliyeye gidip mahke- 
meye verebilir. Ama şiddete karşı şiddet kullanarak herhangi bir 
fitneyi meydana getirmeyin. Bizim tavsiyemiz budur işte. Buna 
uymayan kimseden biz uzağız. Onu cemaatten çıkarırız," der. 127 



Melfuzât: c.l, s.134-135 (Yeni baskı) 
Tebliğ-i Risalet c.6, s. 170 



70 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Beşinci Şartı 

"Biat eden kişi hayatın bütün şartlarında, kederde ve mutlu- 
lukta, sıkıntıda ve refahta, nimette ve belada Allah'a bağlı kala- 
caktır. Bütün şartlarda kaza ve kadere rıza gösterecektir. O'nun 
yolunda her türlü zillete ve sıkıntıya katlanmaya hazır buluna- 
caktır. Herhangi bir bela ile karşılaştığı zaman O'ndan yüz çe- 
virmeyecek, aksine ileriye gidecektir. " 

Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de: 

"İnsanlardan bazıları, Allah'ın rızasına kavuşmak için kendi 
canını bile satarlar. Allah, kullarına karşı sonsuz lutfedendir," 
der. 128 

Vâdedilen Mesih Hazretleri bu ayet-i kerimeyi açıklayarak, 
"İnsanların arasından, Allah'ın hoşnutluğunda kaybolan kimseler 
kendi canlarını satıp Yüce Allah'ın rızasını satın alırlar. Üzerlerine 
Allah'ın rahmeti olan kişiler de bunlardır. . . Cenab-ı Hak, bu ayet-i 
kerimede, "Benim yolumda, hoşnutluğumun yolunda kendi canını 
satan kimse her türlü üzüntüden kurtulmuş olur. Böyle bir kimse 
büyük bir fedakârlıkla, kendisinin Allah'ın olduğunu, varlığının 
yalnız Yüce Yaratana boyun eğmek için ve insanlara hizmet et- 
mek için yaratıldığını ispatlar," der. 129 

Yine kendisi, "Allah'ın sevgili kulu O'nun yolunda canını fe- 
da eder. Onun karşılığında rızasını satın alır. Allah'ın özel rahme- 
tine nail olanlar da bunlardır," der. 130 



Bakara suresi; 208 

Büyük dinler toplantısı raporu: s. 131-132 
Aynı eser: s. 188 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



71 



Yine kendisi, "Bazı kimseler, Allah onlardan razı olsun diye, 

131 

nefislerini O'nun yolunda satarlar," der. 

Doğrusu bu gibi insanlar hakkında Cenab-ı Hak müjdeler ve- 
rerek: 



"Ey huzura kavuşmuş nefis! Rızaya nail olup rıza sahibi ola- 
rak kendi Rabbine geri dön artık. Gel kullarıma katıl, cennetime 
gir!" der. 132 

Cenab-ı Hak, kendi rızasına razı olanları, O'nun hatırı için her 
türlü eziyet ve acıya katlananları hiçbir zaman karşılıksız bırak- 
maz... Aramızdan hata eden, kusur ve zayıflıkları olan, nice yan- 
lışlık edip günah işleyenler vardır. Ama Allah'ın rızasına rıza gös- 
termeye alışık olanlar, O'nun hatırı için her türlü sıkıntı ve eziyete 
katlanmaya hazır olan ve fiilen buna katlananlara, azıcık zarar ve 
ziyanı görüp bağırıp çağıran, yaygara ve gürültü koparıp âdeta 
göğü başlarına kaldıran kadınlar gibi olmayıp, sabreden kimselere 
Yüce Peygamber Efendimiz şu müjdeyi vermiştir: 

"Sıkıntılar, günahlara kefâret olur" 

Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamberimiz, 
"Bir müslümanın uğradığı her bela, üzüntü sıkıntı, acı ve kayıp, 
hatta kendisine bir diken dahi batsa Yüce Allah onu günahları için 
kefaret olarak kabul eder," der. 

Yine bu konuyla ilgili başka bir hadis vardır. Hz. Süheb bin 
Sinan'ın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, "Müminin 
durumu pek tuhaftır doğrusu. Onun bütün işleri tamamen uğurlu- 
dur, bereketlidir. Bu lütuf yalnız mümine özgüdür. Kendisine her- 
hangi bir mutluluk, sevinç ve bolluk gelirse Allah'a şükreder. 



131 Barış mesajı: Ruhani Hazain s.23, S.473 

132 Fecr suresi: 28-31 

133 Müslim, Kitab'ül-birr ve's-sıla (Müminin uğradığı hastalık ve üzüntü hak- 
kında hadisler) 




72 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Onun Allah'a şükretmesi kendisine hayırlı ve uğurlu olur. Eğer 
ona herhangi bir üzüntü, sıkıntı, darlık ve zarar gelirse, bunun 
üzerine sabreder. Onun bu davranışı da kendisi için hayır vesilesi 
olur. Çünkü o sabredip sevaba nail olur," dedi. 134 

Bazen Cenab-ı Hak, kulunu onun evladıyla da sınar. Evladın 
ölmesi sonucu bazı evlerde çok ağıt tutulur. Hele kadınlar arasın- 
da çok yas tutulur. Allah'a şükürler olsun, Cenab-ı Hak, Müslü- 
man Ahmediye Cemaatine çok sabreden ve O'nun rızasına razı 
olan analar ihsan etmiştir. Fakat bazen az da olsa tek tük yerlerden 
şikâyetler dile getirilir. Özellikle tahsili az olan kimseler şikâyet 
ederler. Fakat bence nankörlükle ilgili kelimeler, şikâyetler, ya- 
kınmalar, sadece tahsili az olanlarda görülmez, bayağı tahsilli 
kimselerde de bu duruma rastlanır. 

Bir rivayete göre Yüce Peygamber Efendimiz, kadınlardan 
biat sözü aldığı zaman adıgeçen şeyler için de söz alırdı. Bununla 
ilgili bir hadis de şöyledir: 

Hz. Üseyyid, Peygamber Efendimizin elinden biat eden bir 
hanım sahabeden şöyle rivayet eder: "Yüce Peygamber Efendimiz 
kadınlardan biat alırken, "biz buyruklarınıza karşı gelmeyeceğiz. 
Yas tuttuğumuzda dövünüp yırtınmayacağız, yaygara koparmaya- 
cağız, yakamızı yırtmayacağız, saçlarımızı dağıtmayacağız (aşırı 
derecede üzüntü, kaygı, sabırsızlık ve karamsarlık göstermeyece- 
ğiz.)" diye bizden söz alırdı." 135 

Gerçek sabır acının başındadır 

Hz. Enes (r.a.)'nın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, birinin kabri başında oturmuş ağlayan bir kadının yanından 
geçti. Yüce Efendimiz yaşlı kadına "Allah'tan sakın ve sabreyle," 
diye tavsiye etti. Kadın, "Haydi git buradan, uzaklaş! Başıma ge- 
lenler, senin başına gelmedi," dedi. (Kadın aslında Yüce Peygam- 
beri tanıyamamış olacak ki böyle küstahça ve terbiyesizce kelime- 
ler kullandı) Daha sonra kadına kendisinin Hz. Muhammed 



Müslim, Kitab'üz-züht (Müminin her şeyi hayırlıdır) 
Ebu Davut, Kitab'ül-cenaiz (ağıt tutmakla ilgili hadisler) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



73 



(s.a.v.) olduğu anlatılınca, hemen toparlandı ve kendine geldi. 
Koşarak Peygamber Efendimizin evinin kapısına kadar geldi. Es- 
kiden kapıda bekçi veya yaverler yoktu. Kadın doğru içeri girdi. 
"Ya Resulüllah! Kusura bakmayın! Ben sizi tanıyamadım doğru- 
su!" diye açıklamada bulundu. Yüce Peygamber Efendimiz, "Sa- 
bır aslında acının başında olur," dedi. (Yoksa zamanın geçmesiyle 
herkes ister istemez sabreder) 136 

Şu anda üzerinde durduğumuz biatin beşinci şartında çok 
önemli bir noktaya değinilmiştir. Sözgelimi insanın günleri, hali 
vakti ne kadar dar ve sıkıntılı olursa olsun, bu kara günleri ne ka- 
dar uzarsa uzasın, dünyanın maddi parlaklığı ve yaldızlığı ne ka- 
dar çekici olursa olsun insan böyle şeylere aldırış etmemelidir. 
Kimi zaman insan şöyle "acaba filan iş yapsam çok kâr ve kazanç 
elde ederim" diye düşünür. Hele dünya güçleri ve göze çarpan 
parlaklığı onu davet ediyorsa ve kendisini, "sen Ahmedi olup ce- 
maate bağlı kalarak da bu işleri yapabilirsin. Bak şu alışverişi ya- 
parsan, şu ticarete girersen durumun düzelir. Halin vaktin yerine 
gelir. Aylık aidatı da rahatlıkla ödersin," diye çeliyorsa da çok 
dikkatli olmak gerekir. İnsanı aldatıp eğri ve dolambaçlı işlere 
sokarlar. Bunların hepsi deccal fitnesidir. Cemaatten ve Yüce Al- 
lah'tan koparıp uzaklaştıracak birer tuzaktır. Vâdedilen Mesih 
hazretleri, "Eğer siz biat edip cemaate katılmışsanız sakın bu dü- 
menlere kanmayın, bu dalavereden uzak durun. Allah'a bağlılık 
ve vefa gösterin. O'na meyil edin, O'na eğilin. İşte o zaman siz 
benimsiniz. O vakit her şeyi elde edeceksiniz," der. Bu hususta 
Yüce Peygamber Efendimizin pek tatlı bir öğüdü de şöyledir: 

Hz. İbni Abbas, "Günün birinde bir bineğe Peygamber Efen- 
dimizin arkasına binmiştim. Kendisi bana "Ey delikanlı! Sana 
birkaç öğütte bulunacağım. Evvela hep Allah'a dikkat et. O da 
seni dikkate alacaktır. Hep Allah'ı düşün. O'nu hemen 
yanıbaşında bulacaksın. Bir şeyi istediğin zaman da yalnız Al- 
lah'tan iste. Bir şeyi dilediğin zaman da hep O'ndan dile. İyi bil 
ki, bütün halk bir araya gelip sana yarar sağlamak isteseler, Allah 
istemedikçe sana asla yarar sağlayamazlar. Ancak Allah dilerse 



Buhari, Kitab'ül-cenaiz bab ziyaret' il-kubûr 



74 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



onu senin kısmetine yazar. Eğer onlar bir araya gelip sana zarar 
vermek isterlerse, Allah istemezse sana asla zarar veremezler. 
Ancak Allah dilerse onu senin kısmetine yazar. Kalemler kaldırıl- 
dı. Kader defteri kapanmıştır," dediğini anlatır. 

Başka bir rivayete göre Yüce Peygamber Efendimiz, "Allah'a 
dikkat et, O'nu karşında bulursun. Allah'ı bollukta tanı, O da seni 
darlıkta tanıyacaktır. Sana isabet etmeyen şey hiçbir zaman sana 
ulaşmaz. Çünkü senin kaderinde yoktu. Ama senin eline geçen 
mutlaka sana erişecekti. Senin eline geçmeden olmazdı. Çünkü 
yazgı böyleydi. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı sabredenlerden yana- 
dır. Sevinç, sıkıntıyla beraberdir. Her sıkıntıdan sonra kolaylık da 

1 37 

vardır," dedi. 

Yüce Peygamber Efendimizin hiçbir hareketi, hiçbir işi Al- 
lah'ın hoşnutluğu olmaksızın olmazdı. Yine de kendisi sızlanarak 
dua ederdi. Muhammed bin İbrahim, Hz. Ayşe'den şöyle rivayet 
eder: Bir keresinde ben, Yüce Peygamber Efendimizin yanında 
yatıyordum. Gecenin yarısında, kendisinin yanımda olmadığını 
hissettim. Yattığı yerde sağı solu yokladım. Birden elim, ayağına 
dokundu. Kendisi secdeye kapanmış şöyle dua ediyordu; "Ey Al- 
lah'ım! Senin kızgınlığından Senin hoşnutluğuna, Senin cezandan 
Senin affına sığınırım! Senin bütün hamdını dile getiremem. Sen 
kendi senanı anlattığın gibisin." 

Medine'den biri, Hz. Abdülvahâb bin Verd'den şöyle rivayet 
eder: Hz. Muaviye, Hz. Ayşe'ye, "Bana yazılı olarak nasihat 
edin," diye mektup yazar. Hz. Ayşe de kendisine, "Selamün 
Aleyküm. Ben Yüce Peygamberin: "İnsanları gücendirerek de 
olsa, Allah'ın rızasını üstün tutan kimseye Allah, insanlara karşın, 
ona bizzat kafi olur. Ama insanların hoşnutluğu için Allah'ı gü- 
cendireni, Allah insanlara teslim eder," dediğini işittim" diye 
mektup gönderdi. 139 



Sünen Tirmizi, Ebvab sıfat'ül-kıyame 
Sünen Tirmizi, Kitab'üd-davât 
Tirmizi, Kitab'üz-zühd 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



75 



Siz Allah'ın son cemaatisiniz 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, kendisine bağlı bulunmaları için 
cemaat üyelerine, "Sizden önce geçmiş müminlerin çeşitli üzüntü 
ve sıkıntılarla sınav edildiği gibi, sizler de böyle sınavlara mutlaka 
uğratılacaksınız. Dikkat! Sakın tökezlemeyin! Gök ile ilişkiniz 
sağlamsa, yer size karşı hiçbir şey yapamaz. Eğer zarara uğraya- 
cak olursanız, düşman elinden değil, kendi ellerinizden uğrarsınız. 
Eğer yeryüzündeki bütün saygınlığınızı yitirirseniz, Cenab-ı Hak, 
size gökyüzünde bitmez tükenmez bir saygınlık ihsan edecektir. 
Sakın O'nu bırakmayın. Sizler eziyet edilip nice umutlarınızdan 
mutlaka mahrum edileceksiniz. Böyle durumlarda sakın üzülme- 
yin. Çünkü Ulu Tanrı'nız acaba onun yolunda ayağınız sağlam mı, 
değil mi diye sizi sınar. Gökyüzünde meleklerin sizi övmelerini 
istiyorsanız, dövülün ama sevinin, sövülün ama şükredin, başarı- 
sızlıklara uğrayın ama ilişkiyi sakın kesmeyin. Siz Allah'ın son 
cemaatisiniz. Öyleyse yapacağınız işler en üstün ve en yüksek 
seviyeli olmalıdır. İçinizden tembel bir kimse iğrenç bir şey gibi 
cemaatin dışına atılacaktır. Büyük bir hasretle ölüp, Allah'a karşı 
hiçbir şey yapamayacaktır. Bakın ben size büyük bir sevinçle Yü- 
ce Allah'ınızın gerçekten var olduğunu haber veriyorum. Gerçi 
hepsi O'nun mahlûkudur, ama Allah, kendisini seçeni seçer, ken- 
disine gelene O da gelir, kendisine saygı göstereni O da sayar," 
der. 140 

Yine kendisi, "Allah'ı razı etmeye çalışmalıyız. Bunun için 
samimilik, doğruluk ve vefa şarttır. Çaba ve gayretimiz sadece 
sözde kalmamalıdır. Allah'ı razı ettiğimiz zaman Yüce Allah da 
bereketler ihsan eder. Bolluk ve bereketler kapısını ardına kadar 
açar. Doğruluk ve vefa kapısı denilen şu dar kapıdan geçmek de 
kolay değildir. Rüya veya ilham ile asla övünmeyiniz. El üstüne el 
koyup aylak aylak oturmak, mücadeleden el çekmek Allah'ın ho- 
şuna gitmez," der. 141 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Her mümin hep aynı du- 
rumdadır. Samimilik ve vefalılıkla O'nun olana Allah dost olur. 



Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain c.14, s. 15 

Bedr gazetesi, c.3, no. 18, Tarih, 8-16 Mayıs 1904 



76 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Eğer iman binası çürük ise o zaman durum vahimdir. Biz kimse- 
nin kalbinin halini bilmeyiz. Ama kul, içtenlikle Allah'a bağlan- 
dığı zaman, Yüce Allah da özellikle onu korur. Gerçi O herkesin 
Tanrısıdır. Ama bu alanda hususi özen gösterene O da özel tecelli- 
sini gösterir. O'nun için hususi ve özel olmak, nefsin paramparça 
olup hurdahaş olması demektir. Onun için ben cemaatime "Biat 
ile asla gururlanmayın" diyorum. Eğer kalp tertemiz değilse, el 

üstüne el koymak neye yarar Gerçekten ikrar edenin büyük 

günahları bile bağışlanır. Ona yepyeni bir hayat verilir," der. 142 

Benim olanlar benden kopamazlar 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Beni izlemek istemeyen kimse 
benden ayrılsın. Kim bilir daha geçip aşmak zorunda kalacağım 
nice korkunç ve dehşetli ormanlar ve dikenli çöller karşıma çıka- 
caktır. Ayakları nazik ve narin olan kimseler neden benimle bunca 
zahmetlere katlansın? Benim olanlar benden asla kopamazlar. Ne 
beladan, ne milletin sövüp saymalarından, ne semavi sınav ve 
imtihanlardan korkarak benden asla ayrılamazlar. Ama benim 
olmayanlar boşuna arkadaşlıktan dem vururlar. Çünkü onlar pek 
yakında benden koparılacaklar. Onların geleceği, geçmişlerinden 
daha da beter olacaktır. Biz depremlerden korkar mıyız? Allah 
yolunda karşılaşacağımız imtihanlardan ürker miyiz? Sevgili Tan- 
rı' mızın herhangi bir sınavından kaçar mıyız? Asla! Ama her şey 
O'nun sonsuz lütfü ve rahmeti sayesinde geçer gider. Öyleyse 
bizden ayrılmak isteyenler şimdiden ayrılsınlar. Onlara selam ve 
elveda! Fakat iyi bilin ki, kötü sanıda bulunarak ilişkiyi kestikten 
sonra dönmek isterlerse de bu dönüş Allah katında vefakâr insan- 
ların gördükleri saygınlığı göremez. Çünkü kötü sanı ve hainlik 
lekesi pek büyük bir lekedir," der. 143 



Melfuzât c.3, s. 65 Yeni baskı 
Envar'ül-İslam, Ruhani Hazain c.9, s. 23-24 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



77 



En mükemmel vefa ve sebatlılığın en güzel örneğini sergi- 
leyin! 

Bugünden yüz sene önce Vâdedilen Mesih Hazretlerinin iki 
ashabı en mükemmel vefa ve sebatlılığın en güzel örneğini sergi- 
lediler. Biat ahdini yerine getirdiler. Hem de en iyi şekilde ifa etti- 
ler. Biat sözünü bozmaları için düşmanlar pek cazip şeylerle onla- 
rı ayartmak istedilerse de bu sebat prensleri hiç aldırış etmediler. 
Biat sözünde sağlam bir şekilde direndiler. Asla sarsılmadılar. 
Vâdedilen Mesih Hazretleri ikisini büyük takdirle anmıştır. Onlar 
Sahipzade Seyyid Abdullatif Şehit ile Mevlevi Abdurrahman Han 
Efendidir. Bu hususta Vâdedilen Mesih hazretlerinin bir iktibasını 
sunuyorum. 

Kendisi, "Şimdi iman ve adaletle düşünmek gerekir. Eğer bir 
cemaatin temeli tamamen sahtekârlık, yalan ve iftira üzerine ku- 
rulmuşsa, o cemaatin üyeleri böyle bir sebat ve yiğitlik ortaya 
koyabilirler mi? Hatta bu yolda linç edilmeyi kabul ederler. Çoluk 
çocuğa dahi aldırış etmeyip canlarını mertçe feda ederler. Biat 
sözünden dönmeleri halinde kendilerine kurtuluş sık sık vaat edi- 
lir. Buna rağmen bu yoldan asla vazgeçmezler. Nitekim Şeyh 
Abdurrahman Kabil'de boğazlandı. Ama gık bile demedi. Kendisi 
"beni bırakın, ben biat sözünü bozuyorum," demedi hiç. îşte ger- 
çek dinin de, gerçek imamın da belirtisi budur. Birileri onun hak- 
kında gerçek ve tam bilgi sahibi olup can-ü gönüllerine iman tatlı- 
lığı sinerse, işte o zaman böyle kimseler bu yolda canını bile feda 
etmekten korkmazlar. Ancak imanları yüzeysel durumda olup 
damarlarına kadar inmemişse Yahuda İskariyoti 144 gibi, küçük bir 
şeyin hevesiyle bile imandan olurlar. Her Peygamberin zamanında 
bu gibi iğrenç döneklerin örnekleri pek çoktur. Ama Allah'a şü- 
kürler olsun, bana içten bağlı olanların kalabalık bir topluluğu 
benimle birliktedir. Bunlardan her biri benim için bir nişandır. Bu 
Allah'ımın bir lütfudur. Ya Rabbi! Sen benim cennetimsin. Senin 
rahmetin benim kalkanımdır. Ayetlerinse benim gıdamdır. Senin 
lütfün benim çarşafımdır," der. 145 



Hz. İsa'ya karşı yahudilerle işbirliği yapan ve karşılığında para alan havâri. 
Hakikat' ül- Vahiy, Ruhani Hazain c.22, s. 360-361 



78 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Bundan sonra da yüz yılı aşkın cemaatin tarihi, adı geçen vefa 
ve sebatlılık örneklerinin hep devam edegeldiğine şahittir. Her 
türlü can ve malla ilgili zararlar verildi. Nice kimseler şehit edildi. 
Babanın önünde oğul, oğlun önünde baba vuruldu. Peki vefalıların 
en vefalısı ve bu vefalılıklara en iyi karşılık veren Allah, dökülen 
bunca kanları boşa mı çıkaracak? Asla! Bunların nesillerine eski- 
den daha fazla kendi rahmeti ve lütuflarının sağanak yağmurunu 
yağdırdı. İçinizden burada bulunanlar veyahut dünyanın çeşitli 
ülkelerinde yaşayanlar buna tanıktırlar. Hatta bunların çoğu bu 
lütuflara nail olmuşlardır. Bu, Allah'a karşı gösterdiğiniz vefanın 
ve Vâdedilen Mesih hazretlerine verdiğiniz biat sözünü yerine 
getirmenizin meyvesidir. Sakın bolluk ve refahta siz veya nesille- 
riniz bu biat ahdini unutmay asınız. Sevgili Allah'a karşı daima 
vefalı olun. Böylelikle bu lütuf, kuşaklarınızda sürekli olarak de- 
vam eder. Bu vefalılık bağını gelecek kuşaklarınıza da geçirmeye 
çalışın. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



79 



Biatin Altıncı Şartı 

"İslamî olmayan gelenek ile şehvet ve heveslere uymaktan 
vazgeçecek ve kendini tamamen Kur'ân-ı Kerîm'in hâkimiyetine 
teslim edecektir. Allah 'ın ve Peygamberin buyruklarını hayatı- 
nın her döneminde kendisine rehber edinecektir." 

Vâdedilen Mesih Hazretleri: "Sizler, örf ve âdetlere uymaya- 
cağınıza biat ahdinde bana söz verin," diyor. Nasıl gelenekler? 
İçinde yaşadığınız toplumun parçası olduğu için dininize kattığı- 
nız gelenekler demek istiyor. Öteki dinlerde de bu gelenekler bu- 
lunduğu için sizler de bunları benimsediniz. Örneğin düğün der- 
neklerinde bazı saçma sapan gelenekler vardır. Mesela güvey tara- 
fından gelin için hediye olarak gönderilen elbise veya eşyayı orta- 
lıkta sergilemek veyahut çeyizi herkese göstermek için adamakıllı 
sergi sermek v.s. İslamiyet sadece mehir hakkıyla nikahın duyu- 
rulmasını emreder. Bundan öte bütün örf ve âdetler saçmalıktır. 
Gerek güvey ve ailesi tarafından gerek kızın ailesi tarafından veri- 
len çeyizin sergilenmesinden gaye, hali vakti yerinde olanlar "bi- 
zim hısımlarımızın çocuklarının düğünlerinde, kardeşleri, 
kızkardeşleri, oğlan veya kızlarının düğünlerinde verdikleri hedi- 
yelerden kat kat fazla verdik," diye böbürlenip kurulmaktır. Gaye 
yalnız bu hususta yarışarak gösterişte bulunmaktır. Bugünlerde 
içinizden nice kimseleri buraya geldikten sonra Cenab-ı Hak ge- 
çim genişliği ve bollukla şereflendirmiştir. Bu da Vâdedilen Me- 
sih Hazretlerinin cemaatine katılma bereketidir. Bir de sizin bü- 
yüklerinizin verdiği fedakârlıklar ve ettiği duaların feyzidir. İçi- 
nizden bazıları, bu lütuf ve bereketleri Allah'ın huzuruna eğilerek 
sunmak ve O'nun yolunda harcamak yerine düğünlerinde, evlilik 
törenlerinde yalnız gösteriş için, isim yapmak için, kendini gös- 
termek için bu âdetler uğruna su gibi para harcarlar. Evlilik tören- 
lerinde yemekler savurulur, israf edilir. Sırf gösteriş için türlü tür- 
lü aşlar, yemekler hazırlanır. Buna baka baka dar gelirli, gücü 
yetmeyen kimseler de artık çeyizlerini dünyaya göstermek için 



80 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



borca girerler. Kimi zaman kız tarafı, erkek tarafından fazlaca 
çeyiz talebinde bulunmasın veyahut onlar "gelin hiç çeyiz filan 
getirmedi" diye sitem etmesinler diye borç altına girerler. Erkek 
tarafı biraz Allah'tan korkmalıdır. Yalnız âdetler yerine gelsin 
diye, burunlarını yüksek göstermek için, dar gelirli kardeşlerini 
güçlüklere ve borçlara sokmasınlar. Bir taraftan biz, Ahmedi ol- 
duğumuzu iddia edip biatin on şartını yerine getireceğiz diye söz 
veriyoruz. Şimdilik ben, düğün âdetlerine kısaca değindim. Ama 
istersem düğünün örf ve âdetleriyle ilgili korkunç sonuç ve boyut- 
lara ulaşan daha nice örnekler verebilirim. Bu gibi örf ve âdetler 
çoğalınca insan artık kör olur. Böyle durumda insan ilk önce hırs 
ve hevesin kucağına düşer. Oysa biat ettikten sonra her türlü hırs 
ve hevesten vazgeçeceğine, kendini tamamen Allah ile Peygambe- 
rin hâkimiyetine teslim edeceğine söz vermiştir. Peki, Allah ile 
Peygamber bizden ne ister? Tabii ki, her çeşit örf ve âdeti, hırs ve 
hevesi bırakıp O'nun buyruklarına uymamızı ister. Nitekim 
Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm' de: 



Yani "Eğer hiçbir cevap vermezlerse bil ki, onlar yalnız kendi 
arzularına uyarlar. Zaten Allah'ın hidayetini bir yana bırakıp yal- 
nız kendi arzusunun peşine koşan kimseden daha sapık kim olabi- 
lir? Allah zalim olan bir millete hidayet yolunu göstermez," der. 146 

Bakın Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede kararını vermiştir. Bu 
da bizim için korkulacak bir durumdur. Çünkü yalnız kendi arzu- 
larının peşinde koşanlar doğru yola gelmezler. Bir yandan, çağın 
imamını tanıyıp ona inandığımızı iddia ediyoruz, diğer yandan 
toplumun kötülükleri vardır, bu fenalıklardan vazgeçeceğiz diye 
çağın imamına söz veriyoruz. Eğer bunlardan vazgeçmiyorsak, 
acaba böylelikle biz gerisin geriye gitmiyor muyuz? Herkes kendi 





Kasas suresi: 51 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



81 



kendini yoklamalıdır. Kendi durumunu gözden geçirmelidir. Eğer 
verdiğimiz sözü tutuyor, Yüce Allah'tan korkarak her türlü hırs ve 
hevesten uzak duruyor, sevgili Rabbimize hamd-ü sena ederek 
O'na eğiliyorsak, O da bunun karşılığında bize cenneti müjdeli- 
yor. 



Yani " Allah'ın yüceliğinden korkarak nefsini bayağı arzular- 
dan alıkoyan kimsenin kalacağı yer cennettir. 147 

Şimdi de örf ve âdetlerle ilgili bazı hadisleri sunuyorum. 

Hz. Ayşe (r.a.)'ın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, "Din ile hiç alakası olmayıp yine din içinde türetilen bir âdet, 
aslında reddedilmiş ve makbule geçmez bir gelenektir," dedi. 

Hz. Câbir'in rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz bize 
bir konuşma yaptı. Gözleri kızardı. Sesi yükseldi. Pek coşarak 
konuştu. Sanki bize saldırıya geçecek bir ordudan korkutuyormuş 
gibi, kendisi, "O ordu belki sabaha karşı, belki de akşamüstü size 
saldıracak," dedi ve devam etti. "Ben ve o saat birlikte gönderil- 
dik," bunu söylerken şahâdet parmağıyla orta parmağını birleştire- 
rek gösterdi. "Nasıl ki bu iki parmak birlikte yan yana ise, ben ve 
o saat böyle yan yanayız," dedi. Yine kendisi, "En iyi kelam Al- 
lah'ın kitabıdır ve en iyi yol Muhammed'in yoludur. En çirkin 
amel dinde yenilik çıkarmak, yeni yeni bidat ve âdetler çıkarmak- 
tır. Her bidat sapıklığa götürür," dedi. 149 

Hz. Amer bin Avf'un rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz, "Benim sünnetlerimden birini öylesine uygulamaya koyan 
kimse ki, halk da o sünneti tatbik etmeye başlasa, ona da, sünneti 
tatbik edene de eşit olarak ecir verilecektir. Ecirlerinde herhangi 
bir eksiklik olmayacaktır. Aynı zamanda biri, herhangi bir bidati 
çıkarır, halk da o bidati uygularsa, ona o günah işleyenlerden pay 



Naziat suresi: 41,42 

Buhari Kitab'üs-sulh babil iza istalahu âlâ sulh-ı cûdin 

Müslim, Kitabül- Cumua Namaz ve hutbenin kısa olmasıyla ilgili hadisler 





82 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



verilecektir. Bidati tatbik edenlerin günahlarında da herhangi bir 
eksiklik olmayacaktır," dedi. 150 

Yeni yeni bidat ve âdetler reddedilmeye lâyıktır 

Bu hadise göre din ile hiç alakası olmayan, dinden uzaklaştı- 
ran, Allah ile Peygamberin buyruklarını küçük düşüren örf ve 
âdetler reddedilmeye layıktır. Bunların hepsi yersiz ve gereksizdir. 
Hepsi de çürütülmeye layıktır. Bunlardan sakının. Çünkü bunlar 
yine dinde yeni yeni bidatlar çıkaracak ve böylece din de çığırın- 
dan çıkacaktır. Bakın öteki dinlerde meydana gelen örf ve âdetler 
dini bozmuştur, doğrusu olacağı da buydu. Çünkü çağımızda ya- 
şayan gerçek din yalnız İslamiyet olacaktı. Öteki dinlere şöyle bir 
göz gezdirin. Hıristiyanlığı ele alalım. Sözde tek bir din olmasına 
rağmen, değişik ülke ve bölgeler, kendi kültürlerinin örf ve âdetle- 
rini dinin bir parçasıymış gibi kabul etmişlerdir. Afrika'da bu gibi 
örneklere sık sık rastlanır. Bir kere bu bidatların yolu açılırsa, din- 
de de yepyeni bidatlar yerleşmeye başlar. Yüce Peygamber Efen- 
dimiz bu gibi bidat çıkaranları uyarmış, korkutmuştur. Kendisi bu 
hususta pek düşünceli ve kaygılıydı. Yüce Peygamber (s.a.v.), 
"içine düşeceğiniz bidatlardan dolayı, aşağılık heveslere kapılaca- 
ğınızdan ötürü, ben pek tasalıyım. Bunun yüzünden dinde bozul- 
ma meydana gelip sapıklığa düşmeyesiniz diye pek kaygılıyım," 
dedi. 

Bugünlerde siz batı toplumunda ikamet etmektesiniz. Buranın 
sayısızca örf ve âdetleri ortalığı sarmıştır. Bunlar dinden uzaklaştı- 
ran, İslamiyet'in güzel yüzüne gölge düşüren örf ve âdetler, tavır 
ve tarzlardır. Çünkü dünyanın parlaklığı ve yaldızlığı pek etki 
eder. Bundan ötürü bu toplum içinde çok dikkatle ve titizlikle 
adım atmak gerekir. Onların yalan yanlış örf ve âdetlerini benim- 
seyeceğimize, onlara İslamiyet'in güzel talimatını takdim etmek 
gerekir. Bir Ahmedi'nin karakteri ve tutumu, batı toplumunun 
etkileyemeyeceği kadar sağlam, güçlü ve sarsılmaz olmalıdır. 
Sözgelimi, îslamiyetin kadınlara örtünme emri vardır. Toplumda, 
kadınların örtünmeleriyle onurlu ve saygın yeri vardır. Kadının 



İbni Mace, Sünnetin ihyasıyla bir bidatin çıkarılmasıyla ilgili hadisler 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



83 



kendisinin örtünüp toplumda örtünmenin fayda ve güzelliklerini 
anlatması elbette daha fazla etkili olacaktır. Buna karşın, eğer er- 
kekler, örtünmenin yararlarını bu toplumda anlatırlarsa, o kadar 
etkili olmayacak sanırım. Onun için bu hususta örtünen kadın im- 
tiyazlı olarak daha fazla tebliğ fırsatları bulacaktır. Bu gerçeğe de 
dikkat edilmelidir. Bunun dışında batı toplumunun nice kötülükle- 
ri vardır. "Efendim biz bu toplumun bir parçasıyız. Bunlarla iç içe 
yaşıyoruz. Bu kötülükleri benimsemek zorundayız," diye düşün- 
mek korkunç bir şeydir doğrusu. Örneğin içki içen biriyle arka- 
daşlık ediyorsunuz. Onunla birlikte içkili bir lokanta ya da bara 
gidiyorsunuz. "Arkadaşım orada içki içer ben de kahve veya baş- 
ka içecek bir şey alırım" diye düşünmek doğru değildir. Çok dik- 
kat etmek lazımdır. Bakarsınız siz de günün birinde ondan etkile- 
nip başlangıçta bir iki yudum derken alışıverir siniz. Allah koru- 
sun! Peygamber Efendimizin bu hususta çok kaygılı ve düşünceli 
olduğu şu hadisini daima göz önünde tutun. Hz. Ebu Bürze 
(r.a.)'ın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, "karınları- 
nızla edep yerlerinizde meydana gelecek bayağı arzulardan ötürü, 
bir de aşağılık hevesler sonucu ortaya çıkacak sapıklıklardan do- 
layı çok kaygılıyım," dedi. 151 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "İnsanoğlu gerçek anlamda sava- 
şım ve çaba göstermedikçe İslamiyet'teki irfan hazinesine kavu- 
şamaz. İnsanoğlu buna nail olunca iğrenç hayatı son bulur, Yüce 
Allah'ı görür, O'nun seslerini duyar olur. Nitekim Cenab-ı Hak 
Kur'ân-ı Kerîm'de açıkça "Ama Allah'ın yüceliğinden korkarak 
nefsini bayağı arzulardan alıkoyan kimsenin kalacağı yer cennet- 
tir," der. Birinin böbürlenerek "Ben Allah'a inandım" demesi 
çok kolaydır. Bu iddiaya rağmen, eğer imanının hiç belirtisi ve 
meyveleri yoksa kuru laf ve lakırdıdan öte bir şey değildir. Böyle 
kimseler Allah'a hiç aldırmazlar, Allah da onlara hiç aldırmaz," 



Müsnet Ahmet bin Hanbel, c.4, s.423, Beyrut baskısı 
Naziat suresi, 41 

El-Hakem gazetesi, c.9, Tarih: 17.08.1905, S.6 



84 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Yine kendisi, "Rabbinin karşısında durmaktan korkan, nefsini 
aşağılık isteklerden alıkoyan kimsenin yeri cennettir. Nefsi bayağı 
arzulardan alıkoymak, fenafillâh olmak demektir. Böylelikle in- 
san, Yüce Allah'ın rızasına nail olarak bu dünyada cennete ulaşır," 
der. 154 

İslam talimatını anlamak için bize yol gösteren Kur'ân-ı 
Kerîm'dir 

Çirkin örf ve âdetlerden, bayağı heveslerden uzaklaşmak İs- 
lam talimatının bir parçasıdır. Bu talimatı anlamak için Kur'ân-ı 
Kerîm bize yol gösterir. Doğrusu müminin biri, kendi hayatı için 
Kur'ân-ı Kerîm' i rehber edinirse, kendisini bu yüce kitabın hâki- 
miyetine teslim ederse, bütün kötülükler kendiliğinden yok olur. 
Hiçbir bayağı arzu ve isteğin düşüncesi dahi akla gelmez. Çünkü 
Cenab-ı Hak bu yüce kitabı bir tüzük olarak, bununla şeriatı ta- 
mamlayıp, insan hayatının bütün yönlerini kapsayan bir kitap ola- 
rak yüce Peygamberin tertemiz kalbine indirdi. İhtiyaç duyulduğu 
zaman Yüce Peygamber Efendimiz, kendi sözüyle, özüyle, ame- 
liyle, davranışıyla bazı açıklamalarda bulundu. Onun için 
Vâdedilen Mesih hazretleri "Kur' ân' a başınızın üstünde yer ve- 
rin," diye tavsiyelerde bulunmuştur. Ben de bu hususta Kur' ân, 
Hadis ve Vâdedilen Mesih Hazretlerinin eserlerinden bazı iktibas- 
ları arzedeceğim. 

Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'de "Biz, Kur'ân'ı, öğüt almak 
için kolaylaştırdık. Öğüt almak isteyen var mı?" der. 155 

Bir hadiste Hz. Ebu Musa Eş'arî'nin rivayetine göre Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Kur'ân'ı okuyup onu tatbik eden mümin 
portakala benzer. Tadı da güzeldir, kokusu da güzeldir. Kur'ân'ı 
okumayan ama onu tatbik eden mümin hurma gibidir. Tadı güzel- 
dir ama kokusu yoktur. Münafık ise reyhan gibidir. Kokusu gü- 
zeldir ama tadı acıdır. Kur'ân'ı hiç okumayan münafık ise ebu 
cehil karpuzu gibidir. Tadı da acıdır, kokusu da çirkindir," der. 156 



Bedr gazetesi, c.l, s.2, Tarih: 3.8.1905 

Kamer suresi, 18 

Buhari, Kitab fazâil'ül-Kurân 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



85 



Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Kur' ân derin hikmetlerle dolu- 
dur. İncil'e karşın, her türlü talim ve gerçek iyiliği öğretmek için 
hep ileri adım atar. Özellikle Hak ve hiç değişmeyen Tanrı' yı gös- 
teren lamba yalnız Kur'ân'ın elindedir. Eğer bu yüce Kitap dün- 
yaya gelmemiş olsaydı Allah bilir mahlûka tapanların sayısı hangi 
boyutlara ulaşırdı. Şükürler olsun, Yüce Allah'ın yeryüzünden 
kaybolan tevhidi tekrar tesis edildi," der. 157 

Yaşamanız ancak Kur'ân'a bağlıdır 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Kur'ân'ı terk edilmiş bir 
şey gibi bırakmayın. Çünkü yaşamanız buna bağlıdır. Kur'ân'a 
saygı gösterenler gökyüzünde saygı görecekler. Kur'ân'ı her türlü 
hadis ve sözden üstün tutanlar gökyüzünde üstün tutulacaklar. 
İnsanoğlu için yeryüzünde Kur' ân' dan başka kitap yoktur. Âde- 
moğulları için Muhammed Mustafa'dan başka ne bir Peygamber 
ne bir şefaat edici vardır," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Kur'ân-ı Kerîm, manevi 
özelliği ve öz ışığıyla kendisini izleyeni kendisine çeker, gönlüne 
aydınlık verir. Daha sonra muazzam nişanlar göstererek Cenab-ı 
Hak'la pek sağlam ilişkiler kurup onu iyice pekiştirir. Bu ilişkiler 
öylesine sağlam, öylesine dayanıklı olur ki, her şeyi paramparça 
eden bir kılıç dahi onu asla kesemez. Bu yüce Kitap gönül gözünü 
açar, günah çeşmesini sıkıca kapatıp kurutur. Allah'ın şirin kela- 
mıyla şereflendirir. Gayp ilimleri ihsan eder. Cenab-ı Hak, duayı 
kabul buyurduğu zaman önceden haber verir. Kur'ân-ı Kerîm' i 
gerçekten izleyip onun arkasından giden biriyle boy ölçüşmeye 
kalkışana Cenab-ı Hak heybetli nişanlarla, bu yüce Kelamın arka- 
sından gidenin yanında olduğunu gösterir," der. 159 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Dikkatli olun! Yüce Al- 
lah'ın talimi ve Kur' ân hidayetine aykırı tek adım dahi atmayın 
sakın! Ben size gerçekten diyorum ki, biri Kur'ân-ı Kerîm' in 
yedi yüz buyruğundan küçük bir buyruğunu dahi atlarsa, o kurtuluş 



Tuhfe-Kayseriye, Ruhani Hazain c.12, s. 282 
Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain, c.19, s. 13 
Çeşme-i Marifet, Ruhani Hazain, c.23, s. 308 



86 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



kapısını kendi eliyle kendisi için kapatır. Gerçek ve tam kurtuluş 
yollarını Kur'ân-ı Kerîm açtı. Geçmiştekilerin hepsi onun gölge- 
siydi. Öyleyse Kur'ân'ı derin düşünerek dikkatle okuyun. Bugüne 
kadar hiç kimseyi sevmediğiniz kadar onu sevin. Cenab-ı Hak 
bana "Hayırların her türlüsü Kur'ân'dadır," dedi. Gerçek de budur 
doğrusu. Başka bir şeyi ondan üstün tutana yazıklar olsun! Sizin 
bütün felah ve kurtuluşunuzun kaynağı Kur'ân'dadır. Her türlü 
dini ihtiyacınız Kur' ân' da vardır. Kıyamet günü imanınızı doğru- 
layan veya yalanlayan Kur'ân-ı Kerîm' dir. Kur' ân vasıtası olmak- 
sızın size doğru yol gösteren bugün gök altında Kur' ân dışında 
hiçbir kitap yoktur. Cenab-ı Hakk'ın size Kur' ân gibi bir kitap 
ihsan etmesi O'nun büyük lütfudur. Doğrusu, size okunan kitap, 
Hıristiyanlara okunsaydı onlar asla mahvolmazlardı. Size ihsan 
edilen bu nimet ve hidayet, Yahudilere Tevrat yerine verilseydi 
onların bazı fırkaları kıyameti inkâr etmezdi. Size verilen bu ni- 
metin değerini bilin. Bu pek sevimli bir nimettir. Bu büyük bir 
servettir. Eğer gelmeseydi, dünya, bir leş gibi olurdu. Kur' ân öyle 
bir kitaptır ki, onun karşısında bütün hidayetler bir hiçtir," der. 160 

Durumumuzu yoklayıp gözden geçirmeliyiz. Acaba ne dere- 
ceye kadar Kur'ân-ı Kerîm'i seviyoruz? Onun buyruklarını yerine 
getiriyoruz, onu tatbik ediyoruz? Sevgi belirtmenin türlü yolları 
vardır doğrusu. Her Ahmedi için en geçerli olan şey hergün hiç 
aksatmadan Kur'ân-ı Kerîm' den en az üç bölüm okumasıdır. Bu- 
nu kendi kendimize farz etmeliyiz. Sonra ikinci aşamada tercüme- 
si gelir. Her Ahmedi her gün, Kur'ân'ı tercümesiyle birlikte oku- 
yacak. Kur'ân'ın mealini okumakla bu güzel talim, insan zihnine 
hiç sezdirmeden yavaş yavaş yerleşir. Biatin bu altıncı şartında 
Vâdedilen Mesih Hazretleri, biat eden kişinin Allah ile Peygambe- 
rin buyruklarını bir nizam, bir rehber olarak, her meselesinde göz 
önünde bulundurmasını ister. İhtiyaç duyulduğu zaman bunlara 
başvuracaktır. Bu bir laf değildir. Bu ahidi yerine getirmek insanı 
bayağı düşündürür. Cenab-ı Hak: 



Nuh'un gemisi; Ruhani Hazain, c.19, s. 26-27 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



87 



Jj\ j Jjijîl l jAl^j aJJ ıı ££>\ jJı ı$i £ ^ 

O , » O .* Ü » , ^ i». t,fs<f>*e.o , » 9 O / . o.» O O . i , 

ûj J>-»jİtj AÜI J» ojJ > #tr S» ^ ^jLJ jlâ /^N 

^bjÜ j-l^-lj^- ^sj-Vl çjJlj <dUb 

"Ey inananlar! Allah ile Peygambere ve içinizden buyruk sa- 
hibi olanlara itaat edin. Eğer bir şey hakkında görüş ayrılığına 
düşerseniz -Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız- o meselenin 
çözümü için Allah'a ve Peygambere başvurunuz. Bu, sizin için 
çok hayırlı ve sonuç itibarıyla en güzeldir," der. 161 

Yine Cenab-ı Hak: 

"Allah ile Peygambere itaat edin ki, merhamet edilesiniz," 
der. 162 

Yine Cenab-ı Hak şöyle diyor: 

"Ey Peygamber! Sana ganimetler hakkında soru sorarlar. Sen 
onlara, "Ganimetler Allah ile Peygamberindir. Allah'tan sakının 
ve aranızı düzeltin. Eğer siz gerçek müminseniz Allah ve Pey- 
gamberine itaat edin," de." 163 

Bu ayet-i kerime' de Cenab-ı Hak, "Benim buyruklarıma tam 
olarak boyun eğin ve onları tatbik edin," der. Yüce Peygamber 
Efendimiz bu buyrukları açıklamıştır. Ona göre bunları uygulayın 
artık. Başınızda bulunan başkanlarınıza itaat edip nizama boyun 
eğerseniz, Biatin hakkını verdiniz denebilecek doğrusu. Bu husus- 
ta birkaç hadis arzetmek isterim. 



Nisa suresi: 60 

Al-i İmran suresi: 133 

Enfal suresi: 2 



88 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Hz. Ubâde bin Sâmit, "Biz Peygamber Efendimize ister sev- 
diğimiz, ister sevmediğimiz şeyler üzerinde biat olup kendisine 
boyun eğeceğimize söz verirdik," diye rivayet eder. 164 

Abdurrahman bin Amar Selmi ve Hacer bin Hacer günün bi- 
rinde Hz. İrbaz bin Sariye'nin yanına geldiklerini söylerler. Hz. 
İrbaz şöyle anlattı: Günün birinde Yüce Peygamber Efendimiz 
sabah namazını kıldırdı. Namazdan sonra pek fasih ve etkileyici 
bir dille bize vaaz etti. Bunun üzerine halkın gözleri yaşardı. 
Kalpler korktu. İçimizden biri, "Ya Resulallah! Bu vaaz, veda 
eden kişinin vaazına benzer sanki. Efendimiz bize ne tavsiye 
eder? Ne nasihat edersiniz?" dedi. Yüce Peygamber Efendimiz, 
"Ben size Allah korkusunu tavsiye ederim. Başınızda zenci bir 
köle dahi olsa ona itaat edin, sözünü dinleyin. Öyle bir zaman 
gelecek ki, benden sonra içinizden kim sağ kalırsa, çok ihtilâf 
görecektir. Böyle karışıklık zamanında benim ve hidayet edilmiş 
Hulefâ-i Raşidîn'in yolunu izleyin. Buna dişlerle sıkarcasına sarı- 
lın. Dinde yeni çıkarılan şeylerden sakının. Dinde yeni çıkarılan 
şey bidattir. Zira her bidat düpedüz sapıklıktır," dedi. 165 

Yüce Peygamber Efendimizi tam olarak izleyen ve ona içten 
bağlı olup iman eden ve bu hususta iddialı olan biz Ahmediler 
daima bu nasihati ve hadisi göz önünde bulundurmalıyız. Yine 
başka bir rivayet de şöyledir: Hz. Enes'in rivayetine göre Yüce 
Peygamber, "İçinde şu üç şey bulunan kimse imanın tadına varır. 
Birincisi, en çok sevdiği varlık Allah ile Peygamber olmalı, ikin- 
cisi, yalnız Allah için sevmelidir, üçüncüsü, kâfirliğe gerisin geri- 
ye dönmeyi, ateşe atılmayı sevmediği gibi, hiç sevmemelidir," 
dedi. 166 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Cenab-ı Hak Kur'ân-ı 
Kerîm' de: "De ki, Allah'ı seviyorsanız, beni izleyin, Allah da sizi 
sevecektir," der. Allah'ın sevgilisi olmak için Yüce Peygambere 
uymaktan başka, Yüce Allah'a sizi ulaştıracak hiçbir yol yoktur. 
İnsanoğlunun tek amacı, hiç eşi benzeri olmayıp tek olan Allah'ı 



Buhari, Kitab'ül-ahkâm, (Halk nasıl biat olur?) 

Tirmizi, Kitab'ül-İlm (Sünnet-i Seniyyeye sarılmakla ilgili hadisler) 

Buhari, Kitab'ül-İman (İmanın tadı ile ilgili hadisler) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



89 



aramak olmalıdır. Allah'a eş koşmaktan ve her türlü bidattan uzak 
durmalıdır. Çirkin örf ve âdetlere uymamalıdır. Bayağı heveslere 
boyun eğmemelidir. Bakın ben yine tekrarlıyorum, Yüce Peygam- 
ber Efendimizin hak yolundan başka hiçbir yol insana başarı yü- 
zünü gösteremez. 

Bizim ancak tek bir Peygamberimiz vardır. Yalnız tek bir 
Kur' ân bu Peygambere inmiştir. Ancak ona uymakla biz Allah'a 
kavuşabiliriz. Bugünlerde sahte dervişlerin çıkardıkları tarikat 
yolları, tekkeci ve dergâhçıların duaları ile bedduaları, zikir ve 
vird çekmeleri insanı doğru yoldan saptırır. Bunlardan uzak du- 
run. Bunlar Yüce Peygamberin Hâtem'ül- enbiyâ mührünü boz- 
mak istediler. Adeta yeni bir şeriat çıkarmak istediler. İyi bilin ki, 
Kur' ân ile Yüce Peygamber Efendimizin buyruklarına uymak, 
namaz, oruç gibi alışılagelen dini yollar dışında Allah'ın lütuf ve 
bereketlerinin kapılarını açacak başka bir anahtar yoktur. Bu yol- 
ları bırakıp yeni yollar peşinde olan şaşkındır doğrusu. Allah ile 
Peygamberinin buyurduklarına uymayıp O'nu başka yollardan 
arayan hüsrânla ölecektir," dedi. 167 

Yine kendisi, "(Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de) Sen de ki, 
eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevecektir," 168 
der. Yüce Allah'ı memnun edecek yol, Yüce Peygambere gerçek- 
ten uymaktır. Görüyoruz ki, halk çeşitli örf ve âdetlere esir olmuş- 
tur. Biri öldüğü zaman türlü türlü bidat ve törenler yapılmaktadır. 
Oysa ölen kişi için sadece dua etmek gerekir. Çeşitli örf ve âdetle- 
rin yerine getirilmesinde Yüce Peygambere karşı gelinmekle ka- 
lınmıyor, aynı zamanda kendisine saygısızlık da ediliyor. Bu artık 
ne demektir? Yüce Peygamberin kelamı yeterli görülmüyor de- 
mektir. Eğer yeterli görseydiler, kendi kendilerine çeşitli örf ve 
âdetleri uydurup çıkarmazlardı," dedi. 169 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Bu birkaç günlük dünya, 
ister darlıkla, ister bollukla, nasıl olsa geçer. Ama ahiret meselesi 
pek ağırdır. Orası ebedi bir yerdir. Süresi ve zamanı asla bitmez, 
kesilmez. însan oraya Allah ile muamelesi düzgün olup alnı açık, 



Melfuzât, c.3, s. 102-103 (yeni baskı) 
Al-i İmran suresi: 32 
Melfuzât: c.3, s. 3 16 (yeni baskı) 



90 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



yüzü ak, gönlünü Allah korkusu sarmış, her türlü kabahatten tövbe 
ederek uzak kalmış, Allah'ın günah dediği her hareketten sakınmış 
olarak varırsa, Cenab-ı Hakk'ın lütfü ondan yana olacaktır. Kala- 
cağı yer, Allah'ın ondan, onun da Rabbinden razı olacağı yerdir. 
Eğer durum bunun tersi ise, insanoğlu hayatını vurdumduymazlık- 
la geçirmişse, işte o zaman akıbeti korkunçtur. Onun için kişi, biat 
ederken onun gerçek amacına ve onun neye yarayacağına önceden 
karar vermelidir. Eğer onun biati yalnız dünya içinse, o zaman 
yararsızdır. Eğer biati yalnız din için, sırf Allah'ın rızasını kazan- 
mak içinse, o zaman böyle bir biat gerçek amaçlı ve maksatlıdır. 
Bundan gerçek biatin yarar ve kazanç sağlanacağı beklenir," de- 
di. 170 

Cenab-ı Hak, bize Vâdedilen Mesih Hazretlerini bu çağın 
imamı olarak gönülden ve içten kabul etmemiz için güç versin. 
Nasıl bir dert ve dikkatle Allah ile Peygamberin manevi hüküme- 
tini bu dünyaya yerleştirecek bir cemaati yetiştirmek istiyor ve 
nasihat ediyorsa, Allah bizi onun umduğu gibi kılsın. Bizi, bizden 
aldığı biat sözünün şartlarını yerine getiren, ona sımsıkı bağlı ka- 
lan ve onları tatbik eden ve onları daima göz önünde tutan kimse- 
ler kılsın. Hiçbir hareketimiz, hiçbir amelimiz Vâdedilen Mesih 
Hazretlerinin verdiği talime aykırı olmasın. Daima kendi kendi- 
mizi yoklayan ve durumumuzu gözden geçiren kimseler olalım. 
Yüce Allah yardımcımız olsun. Bugün duadan sonra bu toplantı 
Allah'ın lütfuyla sona erecektir. İnşallah bu toplantının bereketi ve 
feyzini bir yıl boyunca değil, hayatınız boyunca alasınız. Cenab-ı 
Hak, kuşaklarımıza Allah ile Peygamberi, Vâdedilen Mesih ve 
hilafet ile sevgi ilişkisi ve bağı kurma gücünü ihsan etsin. Yüce 
Allah geçmiş noksanlarımızı, kabahat ve günahlarımızı örterek 
bizi bağışlasın. Yalnız kendi lütfü ile bizi kendisini sevenler ce- 
maatine katsın. Ey Allah'ım! Sen sonsuz bağışlayansın, merhamet 
edensin. Günahlarımızı affeyle ya Rabbi! Bize merhamet eyle, 
bizleri bağışla ve merhamet örtüsü ile ört! Bizi hiçbir zaman ken- 
dinden uzaklaştırma ya Rabbi! Âmin ya Rabbelâlemin! 171 



™ Melfuzât c.6, s. 142 

171 Beşinci Halife Hazretlerinin Almanya yıllık toplantısı son konuşması, 24 
Ağustos 2003 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



91 



Biatin Yedinci Şartı 

"Biat eden kimse, gururu ve kibiri tamamen bırakacaktır. 
Hayatını alçakgönüllülük, tevazu, güler yüzlülük, yumuşak huy- 
luluk ve uysallıkla geçirecektir. " 

Şirkten sonra kibir gibi bir bela yoktur 

Şeytan daha ilk başlangıçta kibirlenip kurulduğu zaman in- 
sanlardan hiçbirinin Rahman Allah'ın gerçek kulu olmaması için 
çabalamaya, son derece gayret gösterip elinden geleni ardına 
koymamaya karar vermişti. İnsanoğlunu çeşitli dolaplar çevirerek 
kendi tuzağına düşüreceğine kendi kendine söz vermişti. Öyle ki, 
insanoğlu herhangi bir iyilik etse de onu kendi huyuna suyuna 
çekecek ve insan artık yaptığı bu iyilikle dahi kasım kasım kasıla- 
cak. Böyle gurur ve kurum satmak yavaş yavaş onu kibirlenmeye, 
büyüklük taslamaya sürükleyecektir. Bu kibirlenme artık eninde 
sonunda onun yaptığı iyilik karşılığında kazanacağı sevaptan da 
mahrum edecektir. Çünkü şeytan ilk günden beri insanoğlunu 
doğru yoldan saptırmayı kafasına koymuştur. Kendisi de büyük- 
lük taslayarak Allah'ın enirini inkâr etmişti. İşte şeytan bu hokka- 
bazlığı, yalan dolanla, çeşitli düzen ve dolapları çevirerek insanla- 
ra karşı dener durur. Ancak Rahman olan Allah'ın belli kulları 
şeytanın bu saldırılarından korunurlar. Yalnız Allah'a kulluk eden 
kullar da bunlardır. Kısaca şeytan, kibirlenme düzeniyle insanları 
kendi tuzağına düşürmeyi başarır. Sakın bunu hafife almayın. 
Gerçi biz biat olurken, "Böbürlenmeyeceğiz, kasılıp kurulmaya- 
cağız, kibiri tamamen terk edeceğiz," diye şart koşulan biat şartını 
kabul ediyoruz. Ama bu o kadar kolay değildir. Bunun birçok 
çeşidi vardır. Şeytan türlü yollardan insan hayatına saldırır durur. 
Pek korkulacak bir durumdur bu. Doğrusu, yalnız Allah'ın lütfü 
insanı böyle şeylerden korur. Bundan dolayı Vâdedilen Mesih 
Hazretleri biatin yedinci şartında Allah'ın lütuflarına kavuşma 
yollarını da belirtmiştir. Kendisi "Kibir gibi alışkanlığı bırakaca- 
ğınız zaman bir boşluk meydana gelecektir. Bu boşluğu tevazu ve 
alçakgönüllülükle doldurmazsanız kibir tekrar saldırıya geçecek- 



92 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



tir," dedi. Dolayısıyla alçakgönüllülüğü benimsemeyi, âdet edin- 
meye çalışın. Zira Allah'ın sevdiği yol da budur işte. Vâdedilen 
Mesih Hazretleri bizzat alçakgönüllülüğünü benzeri bulunmaz bir 
düzeye ulaştırmıştır. Nitekim Yüce Allah memnuniyetini belirte- 
rek kendisine "Senin tevazu yolların O'nun hoşuna gitti," diye 
ilham etmiştir. 

Bizler, kendisine biat ettiğimizi iddia ediyoruz. Onun zama- 
nın imamı olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla, elimizden geldiğince 
bu güzel ahlakı benimsemeliyiz. İnsanoğlu haddi zatında bir hiç- 
tir. Kaldı ki, kasım kasım kasılsın dursun. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı 
Kerîm' de: 

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebi- 

172 

lirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin," der. 

Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi insan bir hiçtir. Ne di- 
ye kasılıp kurulur. Bazı kimseler kendilerini vaktin kralı zanneder- 
ler. İnsanoğlu haddini aşmamalıdır. İnsanlar kendi dairelerinde 
kendilerini bir şey zannederler. Ben şimdi size toplumun en küçük 
dairesini örnek olarak anlatmak istiyorum. Bir ailevi daire, bir ev 
ve onun ortamı, onun çevresinden sözetmek istiyorum. Bazı er- 
kekler evlerinde ailelerine karşı, çoluk çocuğuna karşı öylesine bir 
zulüm ve baskı uygularlar ki, düşündükçe insanın ruhu bile ürpe- 
rir. Bazı kız çocukları, "Biz ergenlik çağına ulaştık. Yeter, artık 
dayanamıyoruz. Babamız, annemize ve bize karşı hep zulüm ve 
baskı uygulamıştır. Babamız eve gelince, hepimiz odalarımıza 
kaçar, olduğumuz yere sineriz. Günün birinde annemiz veya biz- 
den biri babamıza, onun huyuna aykırı bir şey söylediğimiz zaman 
vay halimize! Evde kıyamet kopar," diye bana dert yanarlar. İşte 
nice babaları bu aşırı çizgiye ulaştıran kibir budur. Bazı kimsele- 
rin, evlerinin dışında gösterdikleri muamele gayet hoş ve yumuşak 
olur. Halk da onlar gibi bir beyefendinin bulunmadığını zanneder. 



Beni İsrail Suresi, 38 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



93 



Dışarıdaki tanıklık onların lehine olur. Bazı kimselerin evin içinde 
de, dışında da muameleleri birdir. Onların iç ve dış karakterleri 
ortadadır, her şeyi bellidir. Bu gibi hırçın ve kibirli kimselerin 
çocukları, özellikle erkek çocukları, ergenlik çağına geldiklerinde, 
babalarının annelerine veya kızkardeşlerine karşı veyahut kendile- 
rine karşı uyguladığı sert muameleden dolayı babalarına karşı 
diklenip dururlar. Babaları ömrünün zayıflık yıllarına ulaşınca bu 
gibi evlat artık öc almaya girişir. Bu gibi kibirli babaların yetki 
dairelerinde nice örneklere rastlanır. Toplumun çeşitli daireleri 
vardır. Evin içindeki ve dışındaki türlü daireler vardır. Bütün dai- 
releri inceleyecek olursanız, bu gibi böbürlenme dairelerine sık sık 
rastlanır. 

Nihayet büyüklük taslamanın bir de doruk noktası vardır. O 
nokta da bazı devlet ve milletler, öteki devlet ve milletlere tepeden 
bakar, onları aşağılık görürler. Zengin devletler, fakir millet ve 
devletleri pabucunun ucuna takar (aşağılar), hiç aldırmaz bile. 
Bugün dünyadaki kargaşaların başlıca sebebi de budur işte. Eğer 
gurur ve kibir yok olursa, dünyadan kargaşa da yok olur. Fakat şu 
büyüklük taslayıp böbürlenen milletler de devletler de, Cenab-ı 
Hak, kibirlenenlerin kibrini kırıp geçirdiği zaman, yok olup nere- 
ye gittiğini dahi bilmezler. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm' de: 



"İnsanlara karşı (öfkeden) yanaklarını şişirme, yeryüzünde 
büyüklük taslayarak yürüme, şüphesiz Allah, çok kasılıp kurulan 
ve övüngen kimseyi sevmez," der. 

Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi Yüce Allah "yanakla- 
rınızı şişirip durmayın, sağda solda kibirlenerek dolaşmayın" diye 
öğütler. Kibirli kimselerin belirli bir yürüyüşü vardır. Boynu dik- 
leştirerek yürümek Yüce Allah'ın hoşuna gitmez. Bazı kimselerin 
tuhaf bir âdeti vardır. Eğer karşıdaki adam biraz aşağı ise, onun 



•tfîİîl l\ . l£> j» jîl J J^Jİj ^ÜU Lİfl* jkjû jfy 




Lokman Suresi, 19 



94 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



önünden kasılarak geçerler. Eğer karşıki biraz yüksek dereceliyse 
onun önünden serilerek geçerler. Böyle kimselerde ikiyüzlülük de 
vardır. Kısacası kibir, nice kötülüklere neden olur. Bunun sonucu, 
nice iyiliklerin yolları yavaş yavaş kapanır. Böbürlenen kimseler 
dinden de, cemaatten de uzaklaşırlar. Kibirleri çoğaldıkça Allah 
ile Peygamberinden ve O'nun lütfundan da uzaklaşırlar. 

Şöyle bir hadis vardır: Hz. Câbir (r.a.)'ın rivayetine göre Yü- 
ce Peygamber (s.a.v.), "Kıyamet günü içinizden benim en çok 
sevdiklerimle bana en çok yakın olanlar, ahlakı en iyi olan kimse- 
ler olacaktır. İçinizden benim hiç sevmediğim ve benden uzak 
olanlar, sersâr yani dili düşük ve dili uzun olan ve müteşaddık 
yani yanaklarını şişirip konuşan kimseler ve mütefahık yani bö- 
bürlenen kimseler olacaklar," deyince, Ashab-ı Kiram, "Ya 
Resulüllah! Bizler sersâr ve müteşaddık sözcüğünün anlamını 
biliyoruz ama mütefahık sözcüğünün anlamını bilmiyoruz," dedi- 
ler. Bunun üzerine Yüce Peygamber Efendimiz, "mütefahık, bö- 
bürlenen, kasılıp kurulan kimse demektir," dedi. 174 

Başka bir hadiste Hz. İbni Mesut şöyle rivayet eder: Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Üç şey her günahın köküdür, onlardan 
uzak durun. Birincisi kibirdir. Şeytanı, Ademe secde etmemeye 
kışkırtan kibirdi. İkincisi açgözlülükten uzak durun. Çünkü 
Âdem'i o ağacın meyvesini yemesi için kandıran açgözlülüktü. 
Üçüncüsü hasettir, kıskançlıktır. Bundan uzak durun. Bu haset 
yüzünden Âdem'in iki oğlu birbirine girdi ve kardeş kardeşini 
öldürdü," dedi. 175 

Başka bir hadiste yine Abdullah bin Mesut şöyle rivayet eder: 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Yüce Allah, kalbinde zerrece kibir 
olanın cennete girmesine müsaade etmeyecektir," deyince adamın 
biri, "Ya Resulallah! İnsanoğlu üstünün başının iyi olmasını ve 
kendisine yakışacak elbise ve ayakkabının güzel olmasını ister," 
dedi. Bunun üzerine Yüce Peygamberimiz, "Cenab-ı Hak da gü- 
zeldir ve güzelliği sever. Kibir ise, insanın hakkı inkâr etmesi, 



Tirmizi, Ebvâb'ül-birr ves-sıla 
Kuşeyriye, kıskançlık bölümü s. 79 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



95 



öteki insanları aşağılık sanması ve onları hor görmesi, onlara karşı 
kötü muamele yapması demektir," dedi. 

Başka bir hadiste Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Cennetle Cehennem birbiriyle tartışmış. 
Cehennem; "pek zorba ve kibirli kimseler içime girerler," der. 
Cennet: "Benim içime ise, pek zayıf ve düşkün kimseler girerler," 
der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak cehenneme yönelerek, "Sen be- 
nim azabımı temsil ediyorsun. Birine azap etmek istediğim zaman 
seninle azap ederim," dedi. Daha sonra Cenab-ı Hak cennete yö- 
nelerek, "Sen benim rahmetimin temsilcisisin. Birine merhamet 
etmek istediğim zaman seninle merhamet ederim. Her ikiniz de 

177 

gereğince payınızı alacaksınız," dedi, diye anlattı. 

İnşallah her Ahmedi tevazu, alçakgönüllülük ve güzel ahlak 
yolları üzerinden yürüyerek Allah'ın lütfuna nail olur. O'nun cen- 
netine girer. İnşallah her ev kibir günahından tertemiz olur. 

Şöyle bir hadis daha var. Hz. Ebu Sait Hudri ve Hz. Ebu 
Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, "Yüce- 
lik Allah'ın elbisesidir, ululuk O'nun çarşafıdır. Cenab-ı Hak "Bi- 
risi bunları üstümden çekmek isterse onu azaba uğratırım," der 
diye anlattı. 178 

Böbürlenen kimse asla cennete giremeyecektir 

Kibir, eninde sonunda insanoğlunu Yüce Allah'a karşı baş 
kaldırtır. Yüce Allah ise, kendisine eş koşanları affetmeyeceğini 
söyledi. Tanrı olduğunu iddia edenler nasıl affolunur? Değişik 
zamanlarda Firavun gibi insanları yetiştiren de yine kibirdir. Nice 
Firavunların akıbeti hakkında hem okumuşsunuz, hem de zama- 
nımızda bizzat müşâhede etmişsinizdir. Bu pek korkulacak bir 
durumdur doğrusu. Her Ahmedi, zerrece dahi kibir olsa ondan 
sakınmalıdır. Bu bir kere yayıldı mı, insanı iyice sarıp sarmalar. 
Cenab-ı Hak bizi açıkça uyarmıştır; "Bu benim çarşafımdır, âlem- 
lerin Rabbi de Benim. Ululuk ancak benimdir. Bana boyun eğin. 



Sahih Müslim, Kitab'ül-iman (Kibirle ilgili hadisler) 

Sahih Müslim, Kitab'ül-cenne (cennet ve onun nimetleriyle ilgili hadisler) 

Sahih Müslim, Kitab'ül-birr ves-sıla 



96 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Alçakgönüllülük gösterin. Bu sınırları aşmak isterseniz azaba uğ- 
rarsınız. İçinizde bir zerre kadar kibir olsa dahi azabı hak etmiş 
olursunuz," diye ihtarda bulunmuştur. Bunun yanı sıra "İçinizde 
bir zerre kadar dahi iman olsa sizi ateş azabından koruyacağım" 
diye de müjdelemiştir. Şöyle bir hadis vardır. Hz. Abdullah'ın 
rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz "İçinde hardal tanesi 
kadar kibir olan kimse cennete giremeyecektir. İçinde hardal tane- 

1 7Q 

si kadar iman olan kimse de ateşe girmeyecektir," dedi. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ben size gerçekten diyorum ki, 
kıyamet günü şirkten sonra kibir gibi bir bela yoktur. Bu, her iki 
cihanda insanı rezil eder. Allah'ın rahmeti, O'nun birliğine inanan 
her kişiye yetişir. Ama kibirliye yetişmez. Gerçi şeytan da Allah- 
'ın birliğine inandığını iddia ederdi, ama onun beyninde kibir var- 
dı. Allah'ın sevgilisi olan Adem'i hor görmüş, onu yermeye yel- 
tenmiş. İşte şeytan onun için mahvoldu. Lanet hamudu boynuna 
asıldı. Kısacası ilk işlenen günah kibirdi. Bunun yüzünden biri 
ebediyen mahvoldu," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Eğer zihninizin bir köşe- 
sinde kibir varsa, riya varsa veya kendini beğenmişlik veyahut 
tembellik varsa o zaman siz kabul edilecek bir şey değilsiniz. Bir- 
kaç lafla kendi kendinizi "Biz yapabileceğimizi yaptık," diye sa- 
kın aldatmayasınız. Çünkü Cenab-ı Hak, varlığınız üzerinde büs- 
bütün bir inkılâp meydana gelmesini ister. O, sizden bir ölüm is- 
ter. Bundan sonra sizi diriltecektir," der. 181 

Kibir ile şeytan birbiriyle sıkıca bağlıdır 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Peygamberlerden milyon- 
larca derece aşağı oldukları halde, iki gün namaz kılıp böbürlenen 
kimseler de vardır. Oruç ve hacdan manevi temizlik elde edecek- 
leri yerde onlarda kibir ve gösteriş meydana gelir. Hiç unutmayın 
ki, kibir şeytandan gelir ve insanı büsbütün şeytan yapar. İnsanoğ- 
lu bundan uzaklaşmadıkça bu, Hakk'a makbul olması ve ilahi 



9 İbni Mâce, Kitab'ül-Mukaddeme 

0 Ayna-i Kemalât-ı İslam, Ruhani Hazain c.5, s. 598 

1 Nuh'un Gemisi; Ruhani Hazain c.19, s. 12 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



97 



feyzin yoluna bir engel teşkil eder. Asla kibirlenmemek gerekir. 
Ne ilim, ne servet, ne haşmet, ne aile, ne ailevi sınıf, ne sülale, ne 
soy sop bakımından asla kasılıp kurulmamak lazımdır. Çünkü 
kibir genellikle böyle şeylerden oluşur. İnsanoğlu bu gibi gurur- 
lardan arınmadıkça Yüce Allah'ın katında seçkin bir kişi olamaz. 
Duyguların çürük ve lüzumsuz taraflarını yok eden irfan bir kibir- 
liye verilmez. Zira bu şeytanın payıdır. Yüce Allah'ın hoşuna git- 
mez," der. 

Vâdedilen Mesih hazretleri hepimizi öğütlüyor. Bazı şeyler 
temellidir doğrusu. Bunlara da dikkat etmek lazımdır. Bunlardan 
uzaklaşmak gerekir. Bazı kimseler birkaç gün namaz kılar. Sonra 
da kendilerini büyük ermiş kişi olarak görmeye başlarlar. Yüzleri- 
ni tuhaf bir ciddiliğin yanı sıra kibir ve gurur da kaplar. Sizler de 
bazı kişileri uzun uzun cübbeler giymiş, ellerinde teşbih, camiler- 
den çıkarken görürsünüz. Dimdik boyunlarındaki gurur ve övünç 
hemen göze çarpar. Allah'a şükürler olsun, Müslüman Ahmediye 
Cemaatinde böyle cübbe ve entari giyenler yoktur. Sonra o hac 
dönüşündeki propaganda! El-emân! Bu gibi insanların oruçları da, 
haccı da hep gösteriştir. Büyüklük taslamak için böyle yaparlar. 
Onlar, "Filan kişi, ermiş bir adamdır," "hiç orucunu bozmaz," 
"hacıdır, hocadır," "pek dindardır" dedirtmek için yaparlar. 

Bunların hepsi gösteriştir, hep kibir yüzünden meydana gelir. 
Veyahut tam tersine, bunların hepsi riya ve gösteriştir, bunun so- 
nucunda kibir meydana gelir. Sonra Vâdedilen Mesih Hazretleri 
nasihat etmeye devam eder. Bazı kimseler ailevi sınıf ve soy 
soptan dolayı böbürlenirler. "Efendim bizim sülalemiz daha üstün 
daha asildir. Filan adam alt takımdandır. Bizimle boy ölçüşemez," 
diye kasım kasım kasılırlar. Vâdedilen Mesih Hazretleri kibirin 
çok çeşitli olduğunu söyler. Bunların hepsi insanoğlunu Allah'ın 
irfanından, O'na yakınlaşmaktan uzaklaştırır. Daha sonra insan 
yavaş yavaş şeytanın kucağına düşer. Vâdedilen Mesih Hazretleri, 
"Bana göre tertemiz olabilmek için en iyi yol insanoğlunun her 
türlü kibir ve gururdan uzaklaşmasıdır. Bundan daha üstün yol 
bulunamaz. Ne ilim bakımından, ne soy sop sülale bakımından, ne 
de mal ve servet bakımından, asla böbürlenmemelidir. Cenab-ı 
Hak, birine göz ihsan ettiği zaman, bu karanlıklardan kurtaracak 



98 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



her ışığın gökten geldiğini görür. İnsanoğlu her zaman gökten 
gelen ışığa muhtaçtır. Göz de gökten gelen güneş ışığı olmaksızın 
göremez. Bunun gibi her türlü karanlığı ortadan kaldırıp yerine 
takva ve temizlik nuru meydana getiren de manevi ışıktır. Bu ışık 
da gökten gelir. Ben size en doğrusunu diyorum ki, insanın takva- 
sı, imanı, ibâdeti ve temizliği hep gökten gelir. Bu da Allah'ın 
lütfuna bağlıdır. İsterse bunu var eder, isterse bunu ortadan kaldı- 
rır. Gerçek irfan da budur işte. İnsanoğlu kendini, her şey elinden 
alınmış bir hiç bilmelidir. Allah'ın eşiğine düşüp son derece teva- 
zu ve alçakgönüllülükle O'nun lütfunu dilenmelidir. Daha sonra 
nefis coşkunluğunu yakıp yıkan ve insanın içinde bir ışık yakan, 
iyiliklere karşı bir güç ve sıcaklık veren irfan nurunu O'ndan di- 
lenmelidir. Eğer O'nun lütfundan bir nebze elde etmeyi başarırsa, 
herhangi bir zaman iç açıklığı ve göğüs genişliğine nail olursa, 
buna asla kibirlenip böbürlenmemelidir. Tam tersine insan, tevazu 
ve alçakgönüllülükle daha da ileri adım atmalıdır. Zira insan ken- 
dini ne kadar bir hiç sayarsa, o kadar değişik manevi durumlar ve 
nurlar Cenab-ı Hak tarafından inecektir. Bunlar insana ışık ve güç 
verecektir. Eğer insan buna içten inanırsa, Allah'ın lütfuyla onun 
ahlak durumunun düzeleceği umulur. Bu dünyada kendi kendini 
bir şey sanmak da kibirdir. Hatta insanoğlu öyle bir duruma gelir 
ki, başkasını lanetler, onu hor görmeye başlar," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Böbürlenme korkunç bir 
hastalıktır. Kimin içinde ortaya çıksa onun için manevi bir ölüm 
demektir. Ben, bu hastalığın öldürmekten de daha ağır olduğunu 
kesinlikle biliyorum. Böbürlenen kimse şeytanın kardeşidir. Zira 
kibirlenmek şeytanı rezil etti. Bu da insanın mümin olması için bir 
şarttır. Yani kendisinde kibir olmamalıdır. Ancak kendisinde teva- 
zu, alçakgönüllülük ve eğimlilik bulunmalıdır. Cenab-ı Hak tara- 
fından görevli olarak gelenlerin özelliğidir bu. Onlarda son derece 
tevazu ve alçakgönüllülük bulunur. Bu güzel vasıf en çok Yüce 
Peygamber Efendimizde bulunurdu. Hizmetçilerinden birine "Sa- 
na karşı Yüce Peygamber nasıl davranırdı," diye sorulduğu zaman 



Melfuzât c.4, s.213-213 (Yeni baskı) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



99 



"Doğrusu benden ziyade o bana hizmet ederdi," diye karşılık 
vermiş. 

Allahümme salli âlâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve 
bârik ve settim" dedi. 183 

Kibir Yüce Allah'ın katında son derece iğrençtir 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ben cemaatime kibirden 
sakınmalarını öğütlerim. Zira kibir, ululuk sahibi Allah'ımızın 
katında son derece iğrençtir. Belki siz kibrin ne olduğunu bile- 
mezsiniz. Onun için benden öğrenin, çünkü ben Allah'ın ruhuy- 
la 184 konuşurum. Kardeşini, kendisi ondan daha fazla bilgilidir 
veya ondan daha akıllıdır veyahut daha hünerlidir diye hor gören 
kişi kibirlidir. Zira o, Cenab-ı Hakk'ın akıl ve bilginin asıl kayna- 
ğı olduğuna inanmıyor ve kendini bir şey zannediyor. Allah bu 
büyüklük taslayan kişiyi delirtmeye kadirdir. Ve hor gördüğü bu 
kardeşine ondan daha fazla akıl, ilim ve hüner ihsan edebilir. Bu- 
nun gibi kendi malını, yüksek mevki ve ihtişamını düşünerek kar- 
deşini küçük gören de kibirlidir. Çünkü o, bu mevki ve ihtişamın 
Cenab-ı Hak tarafından kendisine verildiğini unutmuştur. Doğrusu 
bu adam kördür. Cenab-ı Hakk'ın, kendisini aşağıların en aşağı 
derecesine ansızın düşürecek bir felaket indirebileceğine, hor gör- 
düğü kardeşine kendisinden daha iyi mal ve servet ihsan edebile- 
ceğine inanmıyor. Yine kendi vücut sağlığını görüp kasım kasım 
kasılan veyahut kendi güzelliği, yakışıklılığı, gücü ve kuvvetine 
gururlanan ve kardeşiyle alay edip ona aşağılık isimler takan ve 
onun bedeni eksikliklerinden halk arasında ileri geri konuşan da 
kibirlidir. Çünkü o Cenab-ı Hakk'ın kendisine bedeni kusur ve 
eksiklikleri indirip, hor görülenin bedeni güçlerine uzun zamana 
kadar hiç eksik olmayan ve bozulmayan güç üzerine güç ve bere- 
ket ihsan edeceğinden habersizdir. Çünkü O ne isterse yapar. Bir 
de kendi kuvvetlerine güvenip dua etmekte üşengeçlik eden kimse 
de kibirlidir. Çünkü kuvvet ve kudretlerin kaynağını tanımayıp 
kendini bir şey sanmıştır. Ey sevgili dostlarım! Dediklerimin hep- 



Melfuzât c.4, s.437-438 (Yeni baskı) 
Vahiy demektir 



100 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



sini kafanıza koyun. Sakın habersiz olup hiçbir bakımdan Allah 
katında kibirli olmayasınız. Eğer biri kardeşinin konuştuğu yanlış 
bir kelimeyi böbürlenerek düzeltiyorsa o da kibirden pay almıştır. 
Eğer biri, kardeşinin sözünü tevazu ile dinlemeyip yüz çevirirse o 
da kibirden pay almıştır. Biri, yanında oturan zavallı kardeşinden 
nefret ediyorsa o da kibirden pay almıştır. Biri, dua edene karşı 
alay edip dalga geçiyorsa o da kibirden pay almıştır. Cenab-ı 
Hakk'ın görevlisi ve peygamberine tam olarak boyun eğmek is- 
temiyorsa o da kibirden pay almıştır. Cenab-ı Hakk'ın görevlisi ve 
peygamberinin sözlerini dikkatle dinlemek, yazılarını dikkatle 
okumak istemiyorsa o da kibirden pay almıştır. Dolayısıyla kibir- 
den hiçbir payın sizde bulunmaması için çalışın ki, mahvolmaya- 
sınız, çoluk çocuğunuzla birlikte kurtuluşa kavuşasınız. Cenab-ı 
Hakk'a eğilin! Dünyada ne kadar bir kimseyi sevmek mümkünse 
siz O'nu sevin. Dünyada ne kadar bir kimseden korkmak müm- 
künse siz Allah'ınızdan korkun! Temiz kalpli, temiz düşünceli, 
garip, naçiz ve hiç kötülüksüz kimse olun ki, merhamet edilesi- 
niz!"der. 185 

Adı geçen biat şartındaki ikinci şey biat eden kişi hayatını uy- 
sallık, tevazu, güleryüzlülük, yumuşak huyluluk ve alçakgönüllü- 
lükle geçireceğine söz verir. Daha önce de söylediğim gibi, kalbi- 
nizle zihninizi kibirden temizleyip boşalttığınız zaman, onun yeri- 
ne en yüce vasıf, en yüce özellik ve ahlak oluşturmak gerekir. 
Yoksa şeytan tekrar saldırıya geçecektir. Onun işi budur. Peşinizi 
bırakmayacaktır. Ahlaktan, tevazu ve alçakgönüllülük gibi nitelik- 
leri kasdettim. Hep tevazu gösteren ile böbürlenen kimse bir arada 
yaşayamazlar. Kibirli kimseler Rahman Tanrı'nın kullarını iğne- 
lemeye, onur kırıcı sözler söylemeye, yuhalamaya çalışırlar. Oysa 
siz bunlara karşı aynı tavrı takınmayın, aynı şekilde karşılık ver- 
meyin. Tam tersine, Cenab-ı Hakk'ın buyruğuna kulak verin. O, 
yüce kitabında: 



Nüzûl'ül -Mesih, Ruhani Hazain c.18, s.402-403 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



101 



"Rahman'ın (gerçek) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler. 
Cahil kimseler kendilerine bir söz söyledikleri zaman bunlar (ce- 

1 86 

vap olarak onlara) yalnız "selam!" derler," der. 

Şöyle bir hadis vardır. Hz. Ebu Sait Hudri'nin rivayetine göre 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Eğer biri, yalnız Allah için bir dere- 
ce alçakgönüllülük gösterirse Yüce Allah da cennette, onu bir 
derece yükseltir. Hatta ona illiyyîn 'de yer verecektir. Eğer biri 
Allah'a karşı bir derece kibirlenirse, Yüce Allah onu bir derece 
aşağılatacaktır. Hatta onu aşağıların en aşağısı bir dereceye koya- 
caktır," dedi. 188 

Bu gibi insanların toplantılarından selam verip kalkmak sizin 
için daha hayırlıdır. Böylece dereceleriniz daha da yükselecektir. 
Bize karşı olanlarsa aşağıların en aşağısı dereceye düşecekler. 
Yine başka bir hadis de şöyledir. 

Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz, "Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah'ın bir kulu ne kadar 
başkalarının kusurlarını affediyorsa, Yüce Allah da onun şerefini 
daha da artırır. Biri ne kadar tevazu ve alçakgönüllülük ederse 
Allah da o kadar kendisine yüksek mertebe ihsan eder," dedi. 189 

Ayaz bin Hammâr bin Meşâcı'nın kardeşi şöyle rivayet eder: 
Yüce Peygamber Efendimiz aramızda konuşma yapmak için aya- 
ğa kalktı ve "Cenab-ı Hak bana, "Hepiniz öylesine tevazu edin ki, 
birbirinize karşı gururlanmayın ve birbirinize asla zulüm etme- 
yin," diye vahiy etti," dedi. 



Furkan suresi, 64 

İlliyyîn: Yüksek dereceler demektir. 

Müsnet Ahmet bin Hanbel, Babı Müsned'ül-mükesserîn min' es-sahabe 
Müslim, Kitab'ül-birr ves-sıla, (Affetmek ve alçakgönüllülükle ilgili hadis- 



102 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Öyleyse Ahmediler birbirlerini affetmeyi alışkanlık haline ge- 
tirmelidirler. Öteki cihanda dereceleriniz yükselecektir. Cenab-ı 
Hak bu cihanda da şerefinizi artıracaktır. 

Yüce Peygamberin gözünde fakirlerin derecesi 

Yüce Peygamber Efendimizin gözünde fakirlerin derecesini 
öğrenmek istiyorsanız şu hadisi okuyun: Hz. Ebu Sait Hudrî'nin 
rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle dua ederdi: "Ey Al- 
lah'ım! Beni fakir olarak yaşat, fakir olduğum halde bana ölüm 
ver, Kıyamet günü de fakirlerin arasında beni kaldır!" 190 

Öyleyse her Ahmedi, Yüce Peygamberin tuttuğu yolu izleme- 
lidir. Onun arkasından gitmek gerekir. Her Ahmedi kendini alçak- 
gönüllülerin zümresinde alıştırmaya çalışmalıdır. Çünkü biat şartı 
da budur işte. Biat eden herkes "Hayatımı tevazu ile geçireceğim" 
diye söz verir. 

Başka bir hadis de şöyledir. Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine 
göre Cafer bin Ebi Talib, fakir fukarayı pek çok severdi. Toplantı- 
larına katılır, onlarla uzun uzun sohbet ederdi. Onun içindir ki, 
Yüce Peygamber Efendimiz kendisine daima "Ebü'l-mesâkin (fa- 
kirlerin babası)" derdi. 191 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Eğer Yüce Allah'ı aramak isti- 
yorsanız, fakirlerin kalpleri yanında arayın. Onun için Yüce Pey- 
gamber Efendimiz fukara kıyafetini giyerdi. Dolayısıyla üstün bir 
millete mensup kimse kendisinden küçük millete mensup olanla 
sakın alay etmesin. "Benim sülalem daha üstündür" diye övünme- 
sin. Cenab-ı Hak, "Bana geleceğiniz zaman, siz hangi millettensi- 
niz" diye sormayacağım. Ben size, "Yaptığınız amel nedir, diye 
soracağım," der. Bunun gibi Yüce Peygamber Efendimiz de öz 
kızına, "Ey Fatıma! Cenab-ı Hak soy sop sormayacak. Sen eğer 



190 İbn-i Mace, Kitab'üz-zühd, (yoksul ve fakir kimselerin meclisi) Not: Arapça 
metninde miskin sözcüğü geçer; Arapça'da miskin; yoksul, düşkün, zavallı, 
kimsesiz, fakir anlAmina gelir. Türkçe'de ise uyuşuk, tembel, beceriksiz, âciz, 
elinden bir şey gelmeyen, bir de cüzam hastalığı için "miskin illeti" derler, 
(çevirmen) 

191 İbn-i Mace, Kitab'üz-zühd babü mecâlisetül-fukara 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



103 



bir kötülük işlersen, Peygamber kızısın diye Yüce Allah seni af- 
fetmeyecek. Onun için daima işlerine dikkat et," diye nasihat 
ederdi," dedi. 192 

Yine kendisi, "Takva sahibi kimselerin fakirlik ve alçakgö- 
nüllülükle hayatını geçirecekleri şart koşulmuştu. Bu da takvanın 
bir dalıdır, koludur. Bununla haksız yere öfkelenmeyi önlemeli- 
yiz. Büyük ermiş kişiler ve sıddıklar için dahi en son ve en ağır 
aşama öfkelenmekten sakınmaktır. Övünmekle böbürlenmek öf- 
kelenmekten doğar. Bazen de öfkelenme, övünmekle böbürlen- 
mekten meydana gelir. Zira öfkelenme, biri kendini başkasından 
üstün göreceği zamanda ortaya çıkar," dedi. 193 

Yine kendisi: Gökyüzünde Yüce Allah'ın sizden razı olmasını 
diliyorsanız," aranızda, aynı karından doğan iki öz kardeş gibi 
olun. İçinizden en üstün olan, kardeşinin kusurlarını en çok bağış- 
layandır, înat edip bağışlamak istemeyen bahtsızın biridir. Onun, 
benimle hiçbir alakası yoktur," der. 194 



Melfuzât, c.3, s. 370 (yeni baskı) 
Yıllık toplantı raporu: s.49, yıl. 1897 
Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain c.19, s. 12-13 



104 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Sekizinci Şartı 

"Din ile dinin şerefini ve İslam sempatisini kendi canından, 
malından, şerefinden, evladından ve diğer sevdiklerinden üstün 

tutacaktır." 

"Dini dünyadan üstün tutma ahdini," cemaat ile ilişkisi olan, 
toplantı ve içtimalara katılan her üye sık sık tekrarlar. Her içtima 
ve yıllık toplantılarda asılan pankartlarda "Dini dünyadan üstün 
tutacağım," sözleri genellikle yazılır. Buna neden o kadar önem 
verilmiştir? Çünkü bu olmadan iman olmaz. Bunu fiilen tatbik 
etmek kolay değildir. Dolayısıyla bunu elde etmek için her an 
Allah'ın yardımını dilemek gerekir. Ancak Allah'ın lütfuyla bu 
yüksek değer ayakta kalabilir. Allah'ın lütfuyla Vâdedilen Mesih 
Hazretlerine biat olan bizlere Cenab-ı Hak, "Hâlbuki onlara, 
ibâdeti yalnız Allah'a has kılarak, daima O'na eğilerek Allah'a 
kulluk etmeleri, namaz kılmaları, zekât vermeleri buyuruldu. 195 
İşte ayakta durabilen ve başkalarını da ayakta tutabilen talimatın 
dini budur," diye buyurur. Nitekim biz namazı, cemaat ile ve tam 
zamanında kılmakla, O'nun yolunda mal harcamakla, fakir fuka- 
ranın hal hatırını sormakla gerçek din üzerinde olabiliriz. Bu tali- 
matı hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirebiliriz. Hayatı- 
mızda fiilen uygulayabiliriz. Allah'a kulluk edip O'nun verdiği 
talimatı uygulayacağımız zaman Yüce Allah da bize güç verecek- 
tir, îmanlarımızı öylesine sağlamlaştıracak ki, biz kendi varlığımı- 
zı, isteklerimizi, evladımızı dinin karşısında bir hiç sayacağız. İşte 
o zaman her şey süzülüp katışıksız yalnız Allah için olacaktır. 
Bizim hiçbir şeyimiz kalmayacak. Yüce Allah da böyle kimseleri 
heba etmez. Onların şerefini de, evladını da korur. Onlara bolluk 
ve bereket ihsan eder. Onları ebediyen kendi lütfü ve rahmetinin 
çarşafıyla sarar kaplar. Her türlü korku ve kaygıyı onlardan uzak- 
laştırır. Nitekim Cenab-ı Hak, "Tabii ki, kendini Allah'a teslim 



Beyyine suresi, 6 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



105 



ederek ihsan eden kimse için Rabbinin katında mükâfat vardır. 
Böyle kimselere ne bir korku var, ne bir kaygı vardır," dedi. 196 

İslam talimatının özeti 

Yine Cenab-ı Hak: 



"En iyi işleri yaparak kendini büsbütün Allah'a teslim eden 
ve daima doğru yoldan giden İbrahim'in dinine uyan kimseden, 
din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i kendine 
dost edinmişti," der. 

Bu ayet-i kerimede İslam talimatının özeti anlatılmıştır. Baş- 
ka bir ifadeyle, tam teslimiyet ile bütün güçleriyle yalnız ve yalnız 
Allah'ın buyruklarına uyan, O'nun dini için kendini vakfeden ve 
başkalarına iyilik eden kimsenin çabalarını Yüce Allah boşa çı- 
karmaz. Bu iyilik eden kimse yalnız Allah için iyilik eden olmalı- 
dır. Eğer biri her zaman Allah'ın dinine hizmet veriyorsa, başka 
biri kalkıp da "Dine hizmet edenin malı da, evladı da, heba ola- 
cak," diye düşünmemelidir. Hayır, tam tersine, en iyi mükâfat ve 
ecir veren Yüce Allah'tır. Allah'ın kendisi o insana ecir verecek, 
onu ödüllendirecektir. Daha önce de anlatıldığı gibi, Yüce Allah'ın 
kendisi o kişinin canını, malını ve şerefini koruyacaktır. Yüce 
Allah bu gibi insanları ve nesillerini asla heba etmez. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri (Bakara suresi ayet 113'ü) açık- 
larken, "Kendi vücudunu Allah'ın huzuruna koyan, hayatını 
O'nun yollarına vakfeden, iyilik yapmakta coşkunluk gösteren 
kimse Allah'ın yakınlık pınarından ecrini alacaktır. Bu gibi insan- 
lara ne korku vardır ne kaygı. Başka bir ifadeyle, tüm güçlerini 
Allah yoluna koyan, onun her sözü de, özü de, hal ve hareketi 
hatta tüm yaşamı salt Allah için olan, gerçek iyilik yapmak için 



Bakara suresi, 113 
Nisa suresi, 126 




106 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



yanıp tutuşan kimseye Allah, kendi katından ecir verecektir. Onu 
her türlü korku ve üzüntüden kurtaracaktır," der. 

Şöyle bir hadis vardır. Muaviye bin Hayda Kuşeyri (r.a.) 
îslamiyeti nasıl kabul ettiğini şöyle anlatır: "Ben Yüce Peygambe- 
re vardım ve kendisine, "Rabbimiz sizi hangi mesajla gönderdi, 
hangi dini bize getirdiniz?" diye sordum. Yüce Peygamber de, 
"Cenab-ı Hak beni îslam diniyle gönderdi," dedi. Ben tekrar, "İs- 
lam dini nedir?" diye sordum. Kendisi, "Varlığınızın hepsini Al- 
lah'a teslim etmek, öteki tanrılardan uzaklaşmak, namaz kılmak 
ve zekât vermek İslamiyet'tir," dedi. 199 

Başka bir rivayet de şöyledir: Hz. Süfyan (r.a.) "Bir kere ben 
Yüce Peygambere gidip "Ya Resulüllah! Bana İslam hakkında 
öyle bir şey anlatın ki, bundan sonra bir şey sormaya gerek kalma- 
sın. Yani tam manasıyla beni tatmin edecek bir şey anlatın," diye 
rica ettim. Bunun üzerine Yüce Peygamber, "Allah'a inandım" 
dedikten sonra bunu sebat ve azimle devam ettirin," dedi. 200 

Ashab-ı Kiram'ın hal ve hareketleri nasıldı? Bunu anlamanız 
için bir hadisi size anlatmak istiyorum: Bilindiği gibi içki İslami- 
yet'in başlangıcında yasak değildi. Ashab-ı Kiram da içerlerdi. 
Sarhoş da olurlardı. Buna rağmen din ve onun şerefi kafalarına 
iyice yerleşmişti. Dini her şeyden üstün tutarlardı. Nitekim içkinin 
yasaklandığı gün onlar içki meclisindeydiler. Bazıları da sarhoştu- 
lar. İçkinin yasaklandığını duyar duymaz hemen tatbike koyuldu- 
lar. Hemen boyun eğdiler. Hz. Enes bin Malik' in rivayetine göre 
günün birinde kendisi Ebu Talha Ensarî'ye, Ebu Ubeyde bin 
Cerâh'a ve Ubeyy bin Ka'b'a hurma içkisi sunuyordu. Birileri 
gelip içkinin yasaklandığını söyledi. Bunu duyan Ebu Talha, bağı- 
rarak "Enes! Kalk şu içki küplerini paramparça et," dedi. Hz. 
Enes, "Ben de kalktım, taştan yapılmış bir havanın dibiyle küple- 
rin hepsini bir bir kırdım," dedi. 2 1 



198 Sıracettin hıristiyanın dört sorusuna cevap, Ruhani Hazain, c.12, s. 344 

199 El-istiab 

200 Müslim, Kitab'ül-iman, (İslam'ın özellikleri ile ilgili hadisler) 

201 Buhari, Kitab-ü Habr'il-vahidi (Tek bir şahidin şehâdetiyle ilgili hadisler) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



107 



İslamiyet'in dirilmesi bizden fidye ister 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "İslamiyet'in dirilmesi bizden 
fidye ister. Bu nedir? Bizim bu yolda ölmemiz! îşte İslamiyet'in 
hayatı, müslümanların hayatı, diri olan Yüce Allah'ın tecellisi bu 
ölüme dayanır. İşte bu, başka bir ifadeyle İslam demektir. Cenab-ı 
Hak da şimdi bu İslam'ı diriltmek istiyor. Bundan dolayı bu ola- 
ğanüstü seferberliğin yola koyulup yürütülmesi için her bakımdan 
etkin olan fevkalade bir cemaatin kurulması gerekliydi. Onun için 
hikmet ve kudret sahibi Ulu Allah, halkın ıslahı için bu kulu gön- 

909 **" 

dermekle bu amacı gerçekleştirmiştir," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "İnsanoğlu, doğruluk ve iç 
temizliğiyle Yüce Allah'ın kulu olmadıkça hiçbir dereceye ulaşa- 
maz. Hz. İbrahim gibi olmadıkça bu işler olmuyor. Cenab-ı Hak 
Hz. İbrahim hakkında, "İbrahim, verdiği sözünü yerine getiren bir 

90^ 

kimseydi," der. Böylece gönlünü başkasından tertemiz kılıp onu 
Allah sevgisiyle doldurmak, Allah'ın rızasına göre hareket etmek 
gerekir. Nasıl ki, bir gölge kendi aslının arkasından yürür. İşte 
Allah'ın rızasının arkasından böyle yürümek gerekir. Öyle ki, Yü- 
ce Allah ile kulunun rızası bir olmalıdır. Arada hiçbir fark olma- 
malıdır. Bu amaçların hepsine ancak dua ile ulaşılabilir. Namaz da 
aslında dua içindir. Onun için namazın her yerinde dua etmelidir. 
Fakat biri namazı uyuyarak eda ederse, o gerçek namaz değildir. 
Öyleyse insan namazı eda ederken asla tembellik, gevşeklik et- 
memeli, gafil olmamalıdır. Cemaatimiz gerçekten bir cemaat ol- 
mak istiyorsa, onun bir ölümü kucaklaması gerekir. Nefsanî işlerle 
nefsanî arzulardan uzaklaşmalıdır. Yüce Allah'ı her şeyden üstün 
ve yeğ tutmalıdır," der. 204 

Günahtan kurtulma yolu "yakîn"dir 205 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Ey Allah'ı seven kullar! Kulak 
verin ve iyi dinleyin! Yakın gibisi yoktur. Günahtan kurtaran an- 



Feth-i İslam, Ruhani Hazain, c.3, s. 10-12 
Necm suresi, 38 

Melfuzât c.3, s.457-458 (Yeni baskı) 
Yakın: gerçek ve kesin bilgi demektir. 



108 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



cak yakındır. İyi işler işlemeye güç veren de yakındır. Allah'a 
gerçek âşık yapan da yakîndir. Yakın olmadan günahı hiç bıraka- 
bilir misiniz? Kesin tecelli olmadan nefsanî duygulardan geri du- 
rabilir misiniz? Yakın olmadan gerçekten tatmin olabilir misiniz? 
Yakın olmadan içinizde gerçek bir değişiklik meydana getirebilir 
misiniz? Yakın olmadan gerçekten gönül ferahlığı elde edebilir 
misiniz? Gök altında size günahı bıraktıran öyle bir keffare veya- 
hut fidye var mıdır? İyi bilin ki, yakın olmadan siz ne karanlık 
hayattan dışarı çıkabilirsiniz, ne de Ruh'ül-Kudüs'e ulaşabilirsi- 
niz. Ne mutlu yakın sahibi olanlara! Çünkü onlar Allah'ı görecek- 
ler. Ne mutlu şüphe ve kuşkulardan kurtulanlara! Çünkü onlar 
günahtan kurtulacaklar. Yakın serveti verilen sizlere ne mutlu! 
Çünkü bundan sonra günahınız artık son bulacaktır. Günah ile 
yakın ikisi bir arada olmaz. İçinde korkunç zehirli yılanı gördüğü- 
nüz bir deliğe elinizi sokabilir misiniz? Acaba siz, bir volkandan 
taşların yağdığı bir yerde, veyahut vahşi aslanların saldırdığı bir 
yerde, veya öldürücü vebanın insan neslini yok ettiği bir yerde 
durabilir misiniz? Eğer yılana, yıldırıma, aslana veyahut vebaya 
inandığınız gibi Allah'a da inanıyorsanız, O'nun buyruklarına 
karşı gelip itaatsizlik ederek ceza yoluna gitmek, yahut doğruluk 
ve vefa ilişkisini O'ndan koparmanız mümkün değildir," der. 206 

Yine kendisi, "Korku, sevgi ve değer takdir etmenin temeli 
mükemmel irfandır. Kime tam irfan verilirse, ona korku ve sevgi 
de ihsan edilir. Kime korku ve sevgi verilirse, o umursamazlık 
sonucu meydana gelen günahtan da kurtulur. Bu kurtuluş için bi- 
zim ne kana ihtiyacımız vardır, ne çarmıha, ne de herhangi bir 
keffareye ihtiyacımız vardır. Bizim ancak tek bir kurbanlığa ihti- 
yacımız vardır. O da nefsin kurban edilmesidir. Tabiatımız da bu 
ihtiyacı hisseder. Bu kurbanlığın bir diğer adı da İslam'dır. İslam, 
boğazlanmak için boynu öne koymak demektir. Başka bir ifadey- 
le, tam rıza göstererek ruhu Allah'ın eşiğine koymak demektir. Bu 
güzel isim (İslam), bütün şeriatların ruhu ve bütün buyrukların 
canıdır. Gönül memnuniyeti ve rızasıyla boğazlanmak için boy- 
nunu öne koymak, tam sevgi ve tam aşkı gerektirir. Tam sevgi ise, 



Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain, c.19, s. 66-67 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



109 



tam irfanı gerektirir. Dolayısıyla İslam sözcüğü, gerçek fedakârlık 
için, kurban olmak için tam irfan ve tam sevginin gerektiğine işa- 
ret eder. Bunun başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur," der. 

Cenab-ı Hak, bize bunların hepsini uygulamaya güç versin. 
Amin! 

İslam talimatı, en güzel talimattır. İnsan hayatının hiçbir yö- 
nünü bırakmamıştır. Hepsini ele almıştır. Bu hususta hiçbir eksik- 
lik de hissedilmiyor. Dolayısıyla Yüce Allah'ın bunca ihsanları, 
O'nun sevgili Peygamber Efendimize indirdiği talimatı hayatımı- 
za, varlığımıza uygulamamızı gerektirir. Biz Ahmediler için bu 
sorumluluk daha da artar. Çünkü biz Yüce Peygamber Efendimi- 
zin gerçek âşığı, kul kölesi ve bu çağın imamının cemaatine ka- 
tılmış bulunuyoruz, katıldığımızı iddia da ediyoruz. Yüce Allah 
bir yönden O'nun haklarını yerine getirmemiz için dikkatimizi 
çekti. Diğer yönden kul haklarını ifa etmemiz için de dikkatimizi 
çekmiştir. Bunu söylerken Cenab-ı Hak, türlü hısımlar ve arala- 
rındaki ilişki ve gerekliliklerini yerine getirmemizi de buyurmuş- 
tur. Bundan dolayıdır ki, Vâdedilen Mesih hazretleri Biatin doku- 
zuncu şartında halkın sempatisi ve onun haklarının ifa edilmesin- 
den söz etmiştir. 



Lahor Konuşması: s. 5-6, Ruhani Hazain c.20, s. 151-152 



110 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Dokuzuncu Şartı 



"Biat eden, yalnız Allah rızası için O'nun bütün yaratıkla- 
rına dert ortağı olmakla meşgul olacak ve elinden geldiğince 
Allah tarafından kendisine bağışlanan kuvvet ve nimetleri yine 
insanlığın yararı için kullanacaktır. " 

Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'de: 



"Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana- 
babaya, akrabaya, öksüzlere, düşkünlere, akraba komşulara, akra- 
ba olmayan komşulara, yakın arkadaşlara, yolculara ve sahip bu- 
lunduğunuz kimselere iyilik edin. Allah, kibirlenip böbürlenenleri 

i • „ . 208 

hiç sevmez, der. 

Herkese karşı iyilik yapma talimatı: 

Adı geçen ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, sadece kardeşlere, 
akraba ve hısımlara, tanıdıklara, konu komşulara, yakınlara, iyilik 
edip sempatik davranın, gerektiği zaman onlara yardım edin, diye 
buyurmuyor; hiç tanımadığınız komşulara, ister aranızda akrabalık 
ve hısımlık bağları olmasa bile, ayaküstü görüştüğünüz biri olsa 
dahi, onların ihtiyacı olunca mutlaka yardımcı olun. Onlara yara- 
rınız dokunabilirse, mutlaka yardım elinizi uzatın, onlara faydalı 
olun, diye buyuruyor. Böylelikle İslamiyet'in güzel bir toplumu 
ortaya çıkar. İnsanlara karşı sempatik olmak, Allah'ın yaratıkları- 




Nisa suresi; 37 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



111 



na faydalı olmak gibi nitelik, vasıf ve güzellik içinizde meydana 
getirmeye çalışın. Bu da iyilikten daha ziyade ihsan zümresine 
girer. îhsan, karşılık beklenerek yapılmaz. İhsan yalnız Allah için 
yapılır. İşte bu duygularla hareket edeceğimiz zaman güzel bir 
toplum meydana gelecektir. Orada ne karı-koca kavgası, ne gelin- 
kaynana kavgası, ne kardeş kavgası, ne konu-komşu kavgası ola- 
caktır. Herkes birbirine ihsan etmeye çalışacak, herkes başkasının 
haklarını sevgi duygusuyla ifa etmeye çalışacaktır. Herkes yalnız 
Allah sevgisi için, O'nu memnun etmek için bunu yapmaya çalı- 
şacaktır. Bugünkü toplumda bu gerçeğe daha fazla ihtiyaç duyul- 
maktadır. Cenab-ı Hak, "Bunu yapmazsanız böbürlenip kibirlenen 
biri olursunuz," der. Kibir ise, Yüce Allah'ın hiç hoşuna gitmez. 
Kibir her türlü fesadın kökü olan bir hastalıktır. Biatin yedinci 
şartından bahsettiğimiz bölümde bu konuya ayrıntılı olarak değin- 
dik. Burada tekrar aynı konudan söz etmeye gerek yok artık. Kı- 
sacası, insanlara karşı sempatik davranın. Böylece Allah katında 
O'nun sevgisini kazanmış olur, her iki cihanda da felaha kavuş- 
muş olursunuz. Birbirinize iyilik edin, ama sevgi gereğince edin. 
Başa kakmak için değil. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîmde "Onlar 
Allah sevgisi uğruna, yoksulu, yetimi ve esiri doyururlar," der. 209 
Başka bir ifadeyle, onlar kendi ihtiyaçlarına rağmen yalnız Allah 
sevgisine kavuşmak için başkalarının ihtiyaçlarını gidermeye çalı- 
şırlar. Kendileri aç kalıp başkalarını doyururlar. Bu hususta hiç 
cimrilik etmezler. İhtiyaçlının ihtiyacı ve aç kimsenin açlığını 
giderebilecek şekilde yardım elini uzatırlar. Bu yardımseverliği 
yalnız iyilik kazanmak için, Allah'ın rızasını elde etmek için gös- 
terirler. Başa kakmak için asla değil. Başka bir ifadeyle, verdikleri 
şey kendilerine de gereklidir. Onların da hoşlarına giden bir şey- 
dir. Daima Allah'ın "Ancak kendi sevdiğiniz şeyi Allah için ve- 
rin," emrini göz önünde tutarlar. Ama bazı kimseler ihtiyacı olan 
kardeşine iyilik edip sonra başa kakarlar. Kimileri pek tuhaf huylu 
kimselerdir. Kullanılmış eşyayı, daha önce giyilmiş giysileri baş- 
kalarına hediye ederler. Böyle kimselerin, başkalarının onurlarına 
dikkat etmeleri gerekir. Eğer ellerinden gelmiyorsa, hiç hediye 



Dehr suresi, 9 



112 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



etmesinler. Hiç olmazsa hediye ederken, "Bu eşya daha önce kul- 
lanılmıştır, isterseniz alın, isterseniz almayın," diye belirtmeleri 
gerekir. Bazı kimseler bana, "Hali vakti yerinde olmayan, dar ge- 
lirli kimselerin kızlarına düğün hediyesi olarak daha önce giydi- 
ğimiz elbiseyi göndermek istiyoruz. Bazı sebeplerden dolayı biz 
artık giymiyoruz," diye mektup yazarlar. Bu hususta şu açıklama- 
yı yapmak istiyorum. Cemaatin alt kuruluşları; örneğin kadınlar 
kolu teşkilatı veyahut gençlik kolu teşkilatı tarafından bu gibi eşya 
hediye edildiği zaman çok dikkat edilmesi gerekir. Geçim sıkıntısı 
olan düşkün kimselerin onurlarına dikkat edilmelidir. Eğer bir şey 
hediye edilmeye lâyık ise verilsin. Ama değilse hiç verilmesin. 
Kullanılmaktan çok eskimiş, yırtık pırtık, lekelenmiş, ter kokan 
paçavra ise sakın ha! Böyle bir şey hediye edilmez. Yoksul ve 
düşkün bir insanın da onuru vardır. Ona dikkat edilmelidir. Biraz 
kullanılmış elbise hediye edilmek istenirse, evvela yıkatın, ütüle- 
tin, şöyle tertemiz olsun. Sonra hediye edilebilir. Daha önce de 
dediğim gibi, cemaatimizin alt kuruluşları, örneğin kadınlar kolu 
teşkilatı da elbiseler hediye eder. Fakat bu gibi elbise hediye edil- 
diği zaman açıkça elbisenin kullanılmış olduğu belirtilmelidir. 
Bunun gibi başka kullanılmış eşya hediye edildiği zaman da önce- 
den açıkça eşyanın kullanılmış olduğu bildirilmelidir. İsteyen al- 
sın, isteyen almasın. Her insanın bir onuru vardır doğrusu. Daha 
önce de bu konuya değindiğim gibi, buna çok dikkat edilmelidir, 
çok özen gösterilmelidir. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri şu ayet-i kerimeyi; "Onlar Allah 
sevgisi uğruna yoksulu, yetimi ve esiri doyururlar," ayetini açık- 
larken şunları söyler: "Cenab-ı Hak iyiliği çok sever. Mahlûkuyla 
sempatik davranılması O'nun hoşuna gider. Eğer kötülüğü sev- 
seydi, elbette onu tavsiye ederdi. Fakat O, bundan çok uzaktır. 
Bana bağlı olan sizler! İyi bilin ki, dini ne olursa olsun herkese 
karşı sempatik davranın. Hiç ayırt etmeden herkese karşı iyilik 
edin. Kur'ân-ı Kerîm, "Onlar Allah sevgisi uğruna yoksulu, yetimi 
ve esiri doyururlar," diye buyurur. (Medine döneminde) gelen tüm 
esir ve tutsaklar hep kâfirdiler. îslam sempatisinin doruk noktasını 
görüyor musunuz? Bana göre genel ahlakla ilgili bu yüce talim 
İslamiyet dışında hiç kimseye nasip olmamıştır. Sağlığıma kavu- 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



113 



şursam, genel ahlakla ilgili konuyu içeren ayrı bir eser yazacağım. 
Çünkü ben meram ve maksadımın açığa çıkmasını istiyorum. Bu 
eserde, cemaatim için en mükemmel talim ile Allah'ın rızasını 
güden yollar gösterilmelidir. Her geçen gün, filan kişinin şu veya 
bu kusur işlediğini görüp duyduğum zaman çok üzülüyorum. Böy- 
le şeyler benim hoşuma gitmiyor. Ben daha cemaatimi iki adım 
yürüyüp yere düşen bir bebek gibi görüyorum. Fakat Allah'ın bu 
cemaati kemale ulaştıracağına inanıyorum. Sizler de çaba göster- 
meye, tedbir, mücadele ve dua etmeye devam edin. Bakarsınız 
Yüce Allah lütfeder. Çünkü O'nun lütfü olmadan hiçbir şey ola- 
maz. O'nun lütfü olunca da bütün yollar açılır," der. 21 

Yüce Allah'ın lütfü ve Vâdedilen Mesih hazretlerinin manevi 
gücüyle, ortaya koyduğu talimatı uygulamakla, kaygılandığı kusur 
ve eksikliklerden cemaat, onun zamanında temizlenmişti. Allah'ın 
lütfuyla cemaatin çoğu bu eksikliklerden arınmış, temizlenmişti 
ve bugün de tertemizdir. Fakat gitgide biz artık Vâdedilen Me- 
sih'in sağ olduğu dönemden uzaklaşıyoruz. Şeytan da her geçen 
gün toplumun bazı kötülükleriyle saldırır durur. Bundan dolayı, 
Vâdedilen Mesih Hazretlerinin kaygı duyduğu kötülüklerden 
uzaklaşmak için, kendisinin ortaya koyduğu talimata göre tedbir 
almaya, dua edip Allah'ın lütfunu dilemekle çaba göstermeye de- 
vam etmeliyiz ki, Cenab-ı Hak, Vâdedilen Mesih Hazretlerinin 
cemaatini en üstün ve en mükemmel örnek kılsın. Bu hususta bir- 
kaç hadis arzetmek istiyorum. 

Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz "Kıyamet günü, Allah ile bazı kimseler arasında şu konuş- 
ma geçecektir: 

Yüce Allah-: "Ey Ademoğlu! Ben hastaydım. Benim halimi 
hatırımı sormadın! 

Ademoğlu- "Ey Allah'ım! Ben Senin halini hatırını nasıl so- 
rabilirdim. Sen bütün kâinatın Rabbisin!" 

Yüce Allah - "Filan kulum hastaydı. Bilmiyor muydun? Ama 
sen gidip hal hatırını hiç sormadın. Eğer sen hal hatır sorsaydın 



Melfuzât: c.4, s.218-219 (Yeni baskı) 



114 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



beni de onun yanıbaşında bulurdun. Ey Âdemoğlu! Ben senden 
yemek istedim. Ama sen bana yemek vermedin." 

Âdemoğlu - "Ya Rabbi! Ben Sana nasıl yemek yedirebilir- 
dim. Sen âlemlerin Rabbisin!" 

Yüce Allah - "Filan kulum senden yemek istedi ama sen ona 
yemek yedirmedin. Şimdi hepsini unuttun mu? Eğer ona yemek 
yedirseydin, Benim katımda bunun ecrini alırdın. Bunu bilmiyor 
muydun? Ey Âdemoğlu! Ben senden su istedim. Sen bana su 
içirmedin" 

Âdemoğlu - Ya Rabbi! Ben Sana nasıl su içirebilirdim. Sen 
bütün cihanların Rabbisin. 

Yüce Allah - Filan kulum senden su istedi. Ama sen ona su 
içirmedin. Eğer sen ona su içirseydin, onun ecrini Benim katımda 

21 1 

bulurdun," diyecek. 

Başka bir hadiste Abdullah bin Mesut'un rivayetine göre Yü- 
ce Peygamber Efendimiz, "Bütün mahlûk Allah'ın ailesidir. O'nun 
mahlûkundan O'nun ailesine (yaratığına) karşı iyi davranan ve 
onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışan kimse Allah'ın hoşuna gi- 
der," der. 212 

Başka bir hadiste Hz. Ali'nin şöyle bir rivayeti vardır: Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Bir müslümanın başka müslüman'a karşı 
altı hakkı vardır: 

1. Bir müslüman başka bir müslüman'la karşılaştığı zaman 
ona Selamün Aleyküm demelidir. 

2. Biri hapşırdığı zaman öteki ona yerhamukallah demeli- 
dir. 

3. Biri hastalandığı zaman, öteki onun ziyaretine gitmeli- 
dir. Halini hatırını sormalıdır. (Hamdolsun bazı kimsele- 
rin şu güzel alışkanlığı vardır. Hastanelere gider hastaları 
ziyaret ederler. Tanıdık olsun olmasın, herkesin halini ha- 
tırını sorarlar. Hediyelik çiçek ve meyve götürürler. Bu da 
insanlara hizmet etmenin güzel bir yoludur.) 



1 Müslim, Kitab'ül-birr ves-sıla (Hastanın hal hatırını sormakla ilgili hadisler) 

2 Mişkat: Mahlûka karşı şefkat ve merhametle davranmakla ilgili hadisler 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



115 



4. Onu çağırdığı zaman ona cevap vermelidir. 

5. Eğer biri vefat ederse, öteki onun cenazesi için gitmeli- 
dir. 

6. Kendisi için beğendiğini, öteki kardeşi için de beğen- 
melidir. Onun olmadığı zamanda bile, içinde ona karşı 
hayır beslemelidir," dedi. 213 

Yine başka bir hadiste Hz. Abdullah bin Ömer şöyle rivayet 
eder: Yüce Peygamber Efendimiz, "Birbirinizi sakın kıskanmayın. 
Birbirinizi zarara uğratmak için malın fiyatını artırmayın. Birbiri- 
nize karşı kin gütmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. İlgisiz dav- 
ranmayın. Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayın. Allah'ın kul- 
ları, kardeş olunuz. Bir müslüman öteki müslümanın kardeşidir, 
ona zulmetmez, onu hor görmez, onu utandırmaz, onu rezil et- 
mez," dedi. Daha sonra göğsüne işaret ederek "takva buradadır" 
kelimesini üç kere tekrarladı. Yine devam etti, "Bir insanın, 
müslüman kardeşini hor görmesi onun bahtsızlığı için yeterlidir. 
Her müslümanın kanı, malı, ırzı, şerefi diğer müslüman üzerine 

214 

haramdır. Bunlara saygı göstermesi şarttır," dedi. 

Yine başka bir hadiste Hz. Ebu Hüreyre şöyle rivayet eder: 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Kim bir müslümanın dünya sıkıntısı 
ve güçlüklerini giderirse, Allah da ondan kıyamet gününün sıkıntı- 
larını giderecektir. Kim zorda kalmış birine kolaylık gösterirse, 
Allah da ahirette ona karşı kolaylıklar sağlayacaktır. Kim bir 
müslümanın kusurlarını örterse, Allah da ahirette onun kusurlarını 
örtecektir. Kim kardeşine yardım etmeye hazırsa, Allah da ona 
yardım etmeye hazırdır. Kim ilim tahsil etmek için yola çıkarsa 
Allah da ona cennet yolunu kolaylaştırır. Bir topluluk Allah'ın 
evlerinden birine toplanıp O'nun kitabını okur, aralarında öğrenim 
ve öğretimde bulunurlarsa Cenab-ı Hak onlara rahatlık ve huzur 
indirir. O'nun rahmeti onları kaplar, kendilerini melekler çepeçev- 
re kuşatırlar. Allah onları, yanında bulunanlar arasında daima 



Sünen Dârmi; Kitab'ül-istizan, (Bir Müslüman'ın başka bir Müslüman'a 
karşı olan hakları) 

214 Müslim, Kitab'ül-birr ves'sıla (Bir müslümanın öteki müslümana zulmetme- 
si haramdır) 



116 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



anar. Amelce tembel olanı, onun soy sopu çabuklaştırmaz. Yani 

215 

sülalesine dayanarak kimse cennete giremeyecektir," dedi. 

Adı geçen hadisin başında insanların haklarına dikkat edin 
diye anlatılmıştır. Kardeşlerinizin sıkıntı ve güçlüklerini giderme- 
ye çalışın. Cenab-ı Hak da kıyamet günü size karşı şefkatli davra- 
narak o günün sıkıntı ve huzursuzluklarından sizi koruyacaktır. Bu 
da Yüce Peygamberin bize büyük bir minnetidir, bu meselelerin 
hepsini bize uzun uzadıya anlatmıştır. Kendisi hep bize, "Yüce 
Allah'ın sizleri bağışlama çarşafıyla sarmasını istiyorsanız, sıkıntı- 
lara, güçlük ve yoksulluğa düşmüş insanlara elinizden geldiğince 
yardım edin. Yüce Allah da size şefkatli davranacaktır," dedi. 
Kardeşlerinizin kusurlarını örtmeye çalışın. Herhangi bir hatasını 
bulunca da yaygara koparmayın. Allah bilir sizde ne kadar kusur 
ve eksiklikler vardır. Kıyamet günü bunların hepsi hakkında hesap 
sorulacaktır. Eğer sizler dünyada diğer kardeşlerinizin kabahatle- 
rini örter, hatalarını görünce sağa sola afişe etmeyip onu gizler, 
onlara karşı sempatik olup ıslah etmeye çalışırsanız, Yüce Allah 
da sizin kusurlarınızı örtecektir. îşte insan hakları da bunlardır. 
Bunları yerine getirirseniz, Allah'ın lütuflarına nail olursunuz. 

Başka bir hadiste Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Sadaka vermekle mal eksilmez. Kim baş- 
kasının kusurlarını affederse, Allah onun şerefini daha da artırır. 
Kusuru affetmekle kimsenin şerefi eksilmez," dedi. 

Başka bir hadiste Hz. Abdullah bin Amer'in rivayetine göre 
Yüce Peygamber Efendimiz, "Merhamet edenlere Rahman olan 
Allah merhamet edecektir. Siz yeryüzündekilere merhamet edin, 

217 

gök sahibi Yüce Allah da size merhamet edecektir," dedi. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Yüce Allah'ın şu iki buyruğunu 
iyi belleyin. 

1. O'na hiç kimseyi eş koşmayın, ne özünde, ne vasfında 
ne de ibâdetinde. 



Müslim, Kitab'üz-zikr, (Topluca oturup Kurân'ı okumakla ilgili hadisler) 

Müsnet Ahmet bin Hanbel. c.2, s.235 

Ebu Davut Kitab'ül-edep, (Rahmet hakkındaki hadisler) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



117 



2. İnsanlara karşı sempatik davranmak, ihsanda bulun- 
mak, sadece kardeşlerinize, hısım ve akrabanıza iyilikte 
bulunmak anlamına gelmez. Kim olursa olsun, ister Ade- 
moğlu olsun, ister Allah'ın öteki yaratığı olsun. İster hindu 
olsun, ister Hıristiyan, iyilik ederken öyle şeyleri düşün- 
meyin. Ben size gerçekten söylüyorum ki, Yüce Allah si- 
zin için intikam almayı kendi elinde tutar. O, sizin kimse- 
den öç almanızı istemez. Ne kadar yumuşak davranırsa- 
nız, ne kadar alçakgönüllülük ve tevazu gösterirseniz, o 
kadar Allah da sizden memnun olacaktır. Düşmanlarınızı 
Allah'a havale edin. Kıyamet yakındır. Düşmanın size et- 
tiği eziyete sakın üzülmeyin. Bana göre onların elinden 
daha çok eziyet göreceksiniz. Zira edep çizgisini aşan 
kimsenin dili, bir köprünün yıkılmasıyla ansızın coşan bir 
sele benzer. Dolayısıyla dinine bağlı bir kimsenin dilini 

218 

daima kontrol altında tutması gerekir. 

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, "İyi bilin ki, haklar iki çe- 
şittir. Biri Tanrı hakkı, ikincisi kul hakkıdır. Tanrı haklarının yeri- 
ne getirilmesinde zenginler zorluk çekerler. Kibir ve kendini be- 
ğenme duygusu onları nasipsizliğe uğratır. Sözgelimi, namaz için- 
de yoksul birinin yanında omuz omuza durmak hoşlarına gitmez. 
Onları çağırıp yanlarına asla oturtmazlar. Böylece Tanrı hakkın- 
dan yoksun kalırlar. Zira camiler aslında düşkünler evidir. Oraya 
gitmeyi şanlarına aykırı zannederler. Böylece kul haklarında bazı 
belli hizmetlere katılamazlar. Fakir bir kimse her türlü hizmet için 
her an hazırdır. O, ayakları ovabilir, su taşıyabilir, elbise yıkayabi- 
lir, hatta pislik atma durumu çıksa bile geri kalmazlar. Fakat zen- 
ginler bu gibi işleri utanç verici ve onur kırıcı olarak görürler. 
Böylece bundan mahrum kalırlar. Kısacası, zenginlik dahi insanı 
nice iyiliklerden alıkoyar. Bundan dolayı şöyle bir hadis vardır: 
"Yoksullar beşyüz yıl önce cennete girecekler," der. 219 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Yaratıklara sempatik dav- 
ranmak öyle bir şeydir ki, eğer insan onu elden bırakır, ondan 



Melfuzât, c.9, s. 164-165 
Melfuzât, c.3, s.368 (Yeni baskı) 



118 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



uzaklaşırsa, gitgide artık hayvanlaşır. İnsanın insanlığı da bunu 
gerektirir; insanoğlu diğer kardeşine karşı güler yüzlülük, hoşgörü 
ve iyilik gösterdiği müddetçe insandır doğrusu. Bu hususta hiç 
ayrım yapmazlar. Sadi'nin dediği gibi, "Bütün Âdemoğulları bir- 
birinin organlarıdır." İyi bilin ki, sempati dairesi bana göre pek 
geniştir. Hiçbir millet ile kişiyi ayırt etmeyin. Ben size bugünkü 
cahillerin dediği gibi, sempatiniz yalnız müslümanlara özgü olsun 
demiyorum. Asla! Ben size, Yüce Allah'ın bütün yaratığına karşı 
sempatik davranın diyorum. İster hindu olsun, ister müslüman 
veya bir başkası, kim olursa olsun. Sempatilerini yalnız kendi mil- 
letine mahsus kılmak isteyenlerin sözleri hiç hoşuma gitmez," 
der. 220 

Yine kendisi, "Kısacası, insanoğluna karşı şefkat ve sempa- 
tiyle davranmak büyük bir ibâdet olup Allah'ın rızasını elde etmek 
için olağanüstü bir yoldur. Fakat görüyoruz ki, bu hususta büyük 
bir eksiklik ve zaaf gösterilmektedir. Başkalarının halini hatırını 
sormak, sıkıntı ve güçlük zamanlarında yardım etmek şöyle dur- 
sun, onlar hor görülmekte ve alay edilmektedirler. Düşkünlere 
karşı iyi davranmayıp onları küçük görenlerin aynı belaya çatma- 
larından korkarım. Kime Allah lütufta bulunmuşsa, O'nun mahlû- 
kuna karşı iyilik ve güzellikle davranmaları O'na karşı şükranları- 
dır. Tanrı vergisi olan bu bolluktan dolayı sakın kibirlenip böbür- 
lenmesinler. Düşkünleri vahşiler gibi çiğnemesinler," der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ana-baba ile evlat hakları, 
öteki hısımlarla düşkünlerin haklarının Kur'ân-ı Kerîm' de anlatıl- 
dığı gibi, başka bir kitaba yazıldığını hiç sanmıyorum. Cenab-ı 
Hak: 



Melfuzât: c.4, s.216-217 (Yeni baskı) 
Melfuzât: c.4, s.438-439 (Yeni baskı) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



119 



ı^L^lj u-^t jl^lj Jjjflt (^ijt^Jlj j^LaJİj 

"Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana- 
babaya, akrabaya iyilik edin (bu ayet bütün hısımları içerir. Evlat- 
la kardeşi, yakınla uzaktaki bütün akrabayı ihtiva eder) öksüzlere, 
akraba komşulara, akraba olmayan komşulara, iş arkadaşlarına, 
yol arkadaşlarına, birlikte namaz kıldığınız veyahut ilim tahsil 
ettiğiniz arkadaşlara, yolculara ve sahip bulunduğunuz bütün can- 
lılara iyilik edin. Allah, başkalarına merhamet etmeyen, kibirlenip 

222 223 

böbürlenenleri hiç sevmez," der. 

Vâdedilen Mesih'in birinci halifesi Nurettin hazretleri, "Onla- 
ra yemek götürmenin amacı, Rabbimizden pek abus ve kamtarîr 
bir günde korktuğumuz içindir. 224 Arapça'da abûs sıkıntı demek- 
tir, kamtarîr uzun boylu demektir. Yani kıyamet günü pek sıkıntılı 
ve upuzun olacaktır. Başka bir ifadeyle, aç kimseleri doyurmak, 
onlara yardım etmek sonucu, Cenab-ı Hak kıtlık sıkıntısı ve onun 
uzamasından korur. Bir de bu iyilik sonucu Allah onları "O günün 
kötülüğünden esirger, onlara sevinç ve körpelik ihsan eder." 225 
Tekrarlıyorum! Bu günlerde düşkünlere, yoksul ve aç kimselere 
yardım elini uzatırsanız, kıtlık günleri sıkıntılarından kurtulacak- 
sınız. Cenab-ı Hak bana da size de güç versin. Nasıl ki, dünya 
şerefi ve saygınlığı için uğraşıyorsak, ebedi saygınlık ve huzur 
için de uğraşalım, çaba gösterelim. Âmin!" der. 226 

Müslüman Ahmediye Cemaatinin özelliği de budur. Elinden 
geldiğince hizmet işlerinde hep ön sıralardadır. Elindeki malî ola- 



222 Nisa suresi, 37 

223 Çeşme-i Marifet, Ruhani Hazain, c.23, s.208-209 

224 Dehr suresi: 1 1 

225 Dehr suresi; 12 

226 Hakâik'ul-Furkan; c.4, s.290-291 



120 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



naklar çerçevesinde kalarak insanlara da, insanlığa da var gücüyle 
hizmet etmeye çalışır. Bu hizmet bireysel olarak da, cemaat olarak 
da hep devam eder. Cemaat üyeleri, ellerinden geldiğince açlık 
gidermeye, yoksulları tedavi ettirmeye, tahsil masraflarını karşı- 
lamaya, fakir fukaranın düğün masraflarına katkıda bulunmaya 
çalışırlar. Cemaat nizamı vasıtasıyla da yardımda bulunarak biat 
ahdini yerine getirmeye çalışırlar, çalışmalıdırlar. İnşallah biz, 
ihtiyaçlarından arta kalan ürünlerini sıkıntılar içinde inim inim 
inleyen insanlığa harcamak istemeyen millet ve devletler gibi ol- 
mayız. Bu devletlerin siyasi amaçları ve çıkarları olmadığından 
dolayı veyahut fakir devletler bu zengin devletlere pek kulak as- 
madıklarından ötürü, onların peşinden tam gitmediklerinden dola- 
yı bu zengin devletlerin kahrını çekerler. Bazen de bu fakir devlet- 
ler ceza olsun diye aç ve çıplak bırakılır. Cenab-ı Hak, Müslüman 
Ahmediye Cemaatine insanlığa hizmet etmesi için daha da güç 
ihsan etsin. 

Burada başka bir şey söylemek istiyorum. Gerçi cemaat ça- 
pında maddi durumun elverdiği ölçüde insanlığa hizmet edilmek- 
tedir. Cemaatten ihlâs sahibi nice kimselere Yüce Allah hizmet 
etmeleri için güç de veriyor. Onlar büyük meblağda paralar da 
takdim ederler. Bu para ile insanlığa hizmet edilmektedir. Yüce 
Allah'ın lütfuyla Afrika'da da, Rabvah ve Kadiyan'da da kendini 
cemaat için vakfetmiş nice doktor ve öğretmenler hizmet görüyor- 
lar. Fakat ben her Ahmedi doktora, öğretmene, avukat ve meslek 
olarak insanlığa hizmet edebilecek olan, yoksul ve düşkünlere 
yararlı olabilecek her kimseye, "Gelin yoksul ve muhtaç kimselere 
mutlaka hizmet edin, onlara yararlı olmaya çalışın," diyorum. Bu- 
nun sonucu Cenab-ı Hak mallarınıza da, evladınıza da eskiye na- 
zaran daha da bolluk ve bereket ihsan edecektir. İnşallah! Biz, 
çağın imamına biat sözü verdik. Onu yerine getirmek görevimiz- 
dir diye niyetlenip hizmete başlarsanız, göreceksiniz ki, Cenab-ı 
Hakk'ın lütuf ve bereketlerinin sağanak yağmuru kontrol edeme- 
yeceğiniz şekilde size yağacaktır. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



121 



Vâdedilen Mesih Hazretlerinin insanoğluna olan sempati- 
si 

İnsanoğluna karşı sempatik davranmak, özellikle din kardeş- 
lerine karşı sempatik davranarak, onlara dert ortağı olmakla ilgili 
öğütlerde bulunan Vâdedilen Mesih hazretleri bir keresinde, "Biri 
sancı ile kıvranırken, ben de namaz içinde meşgulsem ve kulağı- 
ma sesi gelse, hemen namazı bırakıp ona faydalı olmak isterim, 
tabii ki ona faydalı olabilirsem. Mümkün olduğu kadar ona karşı 
sempatik davranırım. İşte ben böyleyimdir. Kardeşin biri herhangi 
bir bela veya sıkıntıya uğradığı zaman ona yardım eli uzatmamak 
ahlaka aykırıdır. Onun için hiçbir şey elinizden gelmiyorsa, bari 
ona dua edin. Dost ahbap, tanıdıklar şöyle dursun, yabancılara 
karşı, hindulara karşı bile güzel ahlak sergileyin. Onlara karşı 
sempatik davranın. Umursamaz huylu olmamalısınız. 

Bir kere dışarı gezintiye çıktım. Yanımda arazi tescil memuru 
Abdülkerim de vardı. O biraz ilerideydi. Ben de arkasından gidi- 
yordum. Yolda 70-75 yaşlarında yaşlı bir kadınla karşılaştık. Yaşlı 
kadın Abdülkerim'e okusun diye bir mektup uzattı. Çünkü kadının 
okuma yazması yoktu. Abdülkerim de kadıncağızı azarlayıp ba- 
şından savdı. Bunu görünce içim sızladı. Bu sefer kadın o mektu- 
bu bana uzattı. Ben hemen durdum. Mektubu sonuna kadar kendi- 
sine okudum, iyice anlattım. Abdülkerim pek utandı. Çünkü hem 

227 

yanımda durdu bekledi, hem de sevaptan mahrum oldu," dedi. 

Yine kendisi, "Allah'ın kullarına merhamet edin. Onlara ne 
dille, ne elle, ne de başka bir yolla sakın zulmetmeyin. Mahlûkatın 
hayrı için daima çaba gösterin. Hiç kimseye karşı böbürlenmeyin, 
ister emriniz altında çalışan biri olsa bile. Hiç kimseye sövüp 
saymayın, ister o size sövüp saysa bile. Yumuşak huylu, uysal, iyi 
niyetli ve mahlûka karşı sempatik olun ki, makbule geçesiniz. 
Büyük olup sizden aşağı olanlara merhamet edin, onları sakın 
küçük görmeyin. Bilge olup bilmeyenleri öğütleyin, kendinizi bir 
şey zannederek sakın onları aşağılamayın. Zengin olup yoksullara 



Melfuzât; c.4, s.82-83 (Yeni baskı) 



122 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



hizmet edin, kendini beğenmiş gibi sakın onlara karşı kasılıp ku- 
rulmayın. Mahveden yollardan sakının!" der. 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "halk size eziyet edecektir. 
Sizi her türlü acıya, sıkıntıya uğratmaya çalışacaklar. Fakat cema- 
atimizin üyeleri böyle kimselere karşı sakın hiddet ve şiddet gös- 
termesin. Nefs coşkunluğuyla üzücü kelimeleri sakın kullanma- 
yın. Bu gibi kimseler Allah'ın hoşuna gitmez. Cenab-ı Hak, cema- 
atimizi örnek bir cemaat kılmak istiyor," der. 

Yine kendisi, "Yüce Allah takva sahibi kimseyi sever. O'nun 
ululuğunu düşünerek korkun. İyi bilin ki, hepsi O'nun kullarıdır. 
Hiç kimseye zulmetmeyin. Acele etmeyin. Hiç kimseyi hor gör- 
meyin, Cemaat içinde tek bir kişi kötü ise, hepsini kötüleştirir. 
Eğer tabiatınız hiddete eğimli ise, o zaman gönlünüzü yoklayın. 
Acaba bu hiddet hangi kaynaktan çıkmıştır. Burası çok dikkat 
isteyen nazik bir makamdır," der. 229 

Yine kendisi, "Doğruluğunuzla vefanız ve gönül ateşiniz gö- 
ğe ulaşan biri gibi olsun! Cenab-ı Hak, birinin göğsünü doğruluk 
ve aşkla dopdolu görünce, onu her zaman korur, ona bereket ihsan 
eder. Cenab-ı Hak, kalplere bakar, kuru lafa değil. Kimin kalbini 
her türlü pislik ve çirkeften tertemiz ve arınmış bulursa, oraya 
iner, yuva kurar," der. 230 

Yine kendisi, "Ben şunu tekrarlıyorum, insanlar için hayırlı 
ve yararlı olup iman, doğruluk ve vefa bakımından mükemmel 
olan kimseler kurtulacaklar. Siz, içinizde bu özellikleri sindirmeye 
çalışın," der. 231 

Yine kendisi, "Sizin içinizle dışınız bir olmadıkça O'nun ka- 
tında makbule geçemezsiniz. Büyük olup sizden aşağı olanlara 
merhamet edin. Sakın onları küçük görmeyin. Bilge olup bilme- 
yenleri öğütleyin. Kendinizi bir şey zannedip sakın onları aşağı- 
lamayın. Zengin olup yoksullara hizmet edin, kendini beğenmiş 
gibi sakın onlara karşı kasılıp kurulmayın. Mahveden yollardan 



8 Nuh'un Gemisi; Ruhani Hazain; C.19, S. 11-12 
9 Melfuzât; c.l, s.8-9 

0 Melfuzât; c.3, s.181 (yeni baskı) 

1 Melfuzât; c.4, s. 184 (yeni baskı) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



123 



sakının. Allah'tan korkun ve takva sahibi olun Yüce Allah'ın 

ağzından çıkmış olup, size anlattığım şu sözlere inanmayan ne 
bahtsızdır! Gökte Allah'ın sizden razı olmasını istiyorsanız, birbi- 
rinize karşı bir karından doğan iki kardeş gibi olun! Aranızdan en 
efendisi, kardeşinin kusurlarını en çok bağışlayandır. înat edip 

9^9 

bağışlamak istemeyen bahtsızın biridir," der. 

Yine kendisi, " Doğrusu Yüce Allah'ın yaratıklarına karşı 
sempatik davranmak çok büyük bir şeydir. Bu da Allah'ın hoşuna 
gider, Yüce Allah da bu kişiye karşı sempatisini gösterir. Bundan 
öte daha ne olabilir ki. Yüce Allah da ona karşı sempatik davranır. 
Bu dünyada da genellikle aynı şeye rastlanır. Eğer hizmetçinin 
biri, efendisinin arkadaşına giderse, karşıki adam da bu hizmetçi- 
nin halini hatırını hiç sormazsa, o efendi, arkadaşının gösterdiği 
bu muameleden memnun mu olur? Asla! Hâlbuki hizmetçinin 
uğradığı adam, hizmetçinin efendisine doğrudan doğruya bir zarar 
vermedi. Ama hayır! Hizmetçiye karşı gösterilen iyi veya kötü 
davranış aslında efendisine karşı gösterilmiş sayılır. Tıpkı bunun 
gibi, birisi Yüce Allah'ın mahlûkuna karşı soğuk davranırsa, O'nu 
kızdırmış olur. Zira Yüce Allah mahlûkunu çok sever. Öyleyse, 
Yüce Allah'ın mahlûkuna karşı sempatik davranan, aslında Yüce 

■yıl. 

Allah'ı razı etmiş olur," der. 

Cenab-ı Hak hepimize Vâdedilen Mesih Hazretlerinin nasi- 
hatlerini hayatımıza uygulamak için güç versin. Kendisine verdi- 
ğimiz biat sözünü yerine getirmek için kuvvet ihsan etsin. 234 



Nuh'un Gemisi, Ruhani Hazain; c.19, s. 12-13 
Melfuzât: c.4, s. 215-216 (Yeni baskı) 

Cuma Hutbesi; Tarih: 12 Eylül 2003 Fazıl Camii, London, İngiltere 



124 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Biatin Onuncu Şartı 

"Biat eden, Allah 'ın bu aciz kutuyla kardeşlik ilişkisine gi- 
recek ve Allah rızası için iyi olan her şeyde bana itaat edeceğine 
söz verecek ve ölünceye dek bu sözüne sadık kalacaktır. 

Benimle kardeşlik bağında öyle yüce bir seviyeye varacak ki, 
benzeri ne dünyada bulunan herhangi bir ilişkide ve bağda ne 
de başka hizmetkârca durumların hiçbirinde bulunmayacaktır. " 



Vâdedilen Mesih ve vaktin halifesiyle kardeşlik ilişkisi 
kurmak şarttır 

Adı geçen şartta Vâdedilen Mesih Hazretleri bizden şöyle bir 
söz almaktadır: "Gerçi siz cemaat düzenine girip benimle bir kar- 
deşlik bağı kurmuş oluyorsunuz. Çünkü bir müslüman diğer 
müslümanın kardeşidir. Fakat benimle kurduğunuz ilişki öteki 
bütün ilişkilerden üstündür. Burada artık bir eşitlik bağı ve ilişkisi 
kurulmuyor. Siz artık gelecek Mesih'e inanmanın Allah ile Pey- 
gamber' in emri gereği olduğunu kabul ediyorsunuz. Bundan dola- 
yı, "bu ilişkiyi yalnız Allah için kuruyorum" diyorsunuz. Yüce 
Allah'ın dininin yüceltilmesi için, İslamiyet'i dünyanın dört buca- 
ğına ulaştırmak ve yaymak için bu ilişkiyi kuruyorsunuz. İşte bu 
ilişki, bu münasebet, ancak iyi işlerde bana itaat etmenizle sağ- 
lamlaşarak başarıya ulaşır. Sonra ölünceye dek verdiğiniz bu söze 
sadık kalmanız da şarttır. Bir de dikkat edin, bu münasebet burada 
durup kalmasın, gün geçtikçe pekişmelidir. Daima ileri gitmelidir. 
Öylesine sağlam ve güçlü olmalı, seviyesi öylesine yüksek ve 
üstün olmalıdır ki, buna karşın her türlü dünya ilişkisi, münasebet 
ve bağları, dostlukları bir hiç görünmelidir. Öylesine eşsiz ve sağ- 
lam münasebet olmalıdır ki, onun yanında öteki bütün ilişki ve 
bağlar anlamsız gözükmelidir. Yine kendisi şu gerçeği de sık sık 
vurgular: Bazen insanın kafasından şöyle bir düşünce de geçer. 
Akrabalık ve hısımlık bağlarında kimi zaman "biraz al, biraz ver," 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



125 



"biraz inan, biraz inandır" usulü de geçerli olur. Fakat Vâdedilen 
Mesih Hazretleriyle olan ilişki tamamen kul köle ve hizmetkârca 
bir ilişki olmalıdır. Bu itaat ve boyun eğmek tam teslimiyetle ol- 
malıdır. Yani siz hiç gık demeyeceksiniz. Şikayet sözü ağzınıza 
gelmeyecek. Hiçbir zaman, "bu iş bugün olmaz," veyahut "bugün 
yapamam efendim" demeyeceksiniz. Biat olup cemaate girdikten 
sonra, cemaatin düzenine bağlandıktan sonra artık siz her şeyinizi, 
varınızı yoğunuzu Vâdedilen Mesih Hazretlerine teslim etmişsi- 
niz. Şimdi artık onun buyruklarına kulak vereceksiniz, onun tali- 
matını dinleyip boyun eğeceksiniz. Vâdedilen Mesih hazretlerinin 
ölümünden sonra cemaatte hilafet düzeni devam eder. Artık bun- 
dan sonra vaktin halifesinin buyruklarını dinleyip, onun direktifle- 
rini izleyeceksiniz. Sakın burada "uşak ve hizmetçinin vazifesi 
mutlaka iş görmektir. O, hizmet etmek zorundadır. Ama hizmetçi- 
ler bazen homurdanır, söylenirler de" diye bir düşünce aklınıza 
gelmesin. Siz bu durumda da hizmetkârca bir iş, bir hizmet gör- 
mektesiniz. Hatta bundan da öte. Ama bu durumda yalnız Allah 
için bir kardeşlik bağı da vardır. Fakat Allah için itaat edeceğinizi 
artık kabul etmişsiniz. Bundan ötürü fedakârlık edeceğinize de söz 
vermişsiniz. Fakat bu fedakârlık karşılığında sevap, insana ancak 
seve seve fedakârlık yaptığı zaman verilir. Bu öylesine bir şarttır 
ki, bunun üzerinde düşündükçe Vâdedilen Mesih hazretlerinin 
sevgisinde daha da dalıp derinleşeceksiniz. Kendinizi gittikçe ce- 
maatin düzenine sımsıkı bağlı bulacaksınız. Cenab-ı Hak Kur'ân-ı 
Kerîm'de: 

jt j^ci $ ^Juti dû*jJı uİ'ftr ıS» y ı ı*fy 

' -* ' ? y 

"Ey Peygamber! Sana inanmış kadınlar geldiklerinde sen on- 
lardan, Allah'a ortak koşmayacakları, hırsızlık yapmayacakları, 



126 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



zina yapmayacakları, çocuklarını öldürmeyecekleri, kimseye ya- 
lan yere ne elleriyle ne ayaklarıyla iftira etmeyecekleri, iyi işlerde 
sana itaatsizlik etmeyecekleri şartıyla biat al. Onlara Allah'tan 
mağfiret dile. Çünkü Allah sonsuz bağışlayan ve rahmet edendir," 
der. 235 

Bu ayet-i kerimede kadınlardan, Allah'a eş koşmayacakları, 
hırsızlık yapmayacakları, zina yapmayacakları, evlatlarını öldür- 
meyecekleri (onların terbiyelerine dikkat edecekleri), yalan yere 
kimseye iftira etmeyecekleri, ma 'ruf 36 işlerde Peygambere itaat- 
sizlik etmeyecekleri," sözüyle biat alınmıştır. Burada bir soru or- 
taya çıkar. Cenab-ı Hak tarafından görevli olan bir peygamber 
ma 'ruf olmayan işler için de emir verebilir mi? Eğer peygamberin 
biri ma 'ruf olmayan işler hakkında emir verebiliyorsa, o zaman 
bir halife de ma 'ruf olmayan işler için emir verebilir. Bu hususu 
şöyle izah edeyim. Peygamberin biri hiçbir zaman ma 'ruf olma- 
yan işler hakkında emir veremez. Peygamberin her dediği 
ma' ruftur. Bunun dışında hiçbir şey söylemez. Bundan dolayı, 
Kur'ân-ı Kerim' in çeşitli yerlerinde "Allah ile peygamberin buy- 
ruklarına boyun eğeceksiniz, onları uygulayacaksınız," diye em- 
redilmiştir. Hiçbir yerde "yalnız ma 'ruf emirlere boyun eğeceksi- 
niz" diye yazmıyor. Öyleyse şöyle bir soru ortaya çıkar: "Neden 
iki değişik buyruk vardır?" doğrusu bunlar iki değişik buyruk de- 
ğildir. Bazı kimseler bunu anlamakta yanlışlığa düşmüşlerdir. Da- 
ha önce de söylediğim gibi, peygamberin her buyruğu ma 'ra/olur. 
Bir peygamber, Yüce Allah'ın emirlerine karşı, şeriat emirlerine 
karşı hareket edemez. Doğrusu bir peygamber bu işle görevlidir. 
Görevli olduğu bir işe karşı nasıl davranabilir? Dolayısıyla size 
müjdeler olsun! Siz bir peygambere, bir görevliye inanarak onun 
cemaatine katılıp her bakımdan korunmuşsunuz. Sizin için artık 
ma 'ruf olmayan bir emir yoktur. Her emir, Allah'ın hoşnut olduğu 
emirdir. 



Mümtahine suresi, 13 

Ma 'ruf. İyilik, bilinen gelenek, örf, âdet ve durum anlamına gelir. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



127 



Ma'rûf ile Ma'rûf olmayan ne demektir? 

Kimi zaman bazı kimseler "ma 'rûf karar" veyahut "ma 'rûf 
emirler" sözlerinin tuzağına düşerler. Kendileri de cemaatten 
uzaklaşır, başkalarının kafalarını da karıştırırlar. Çevrelerinde 
birtakım kabahatleri meydana getirmiş olurlar. Onlara, "kendi 
kendinize ma 'rûf ve gayrı ma 'rûf karar hakkında açıklamalarda 
bulunmayın. Cemaatin birinci halifesi Nurettin Hazretlerinin bu 
husustaki açıklamasına kulak verin. Kendisi, "onlar ancak ma'rûf 
emirlerde itaat edecekler, ma 'rûf bilmedikleri emirlerde itaat et- 
meyeceklermiş. Oysa Ma 'rûf kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce 
Peygamber Efendimiz için de kullanılmıştır. Örneğin: 



Yani "Onlar iyi işlerde sana itaatsizlik etmeyecekleri şartıyla 

238 

(biat al) Peki bu gibi insanlar Yüce Peygamber Efendimizin 
ayıplarının listesini mi hazırlamışlar. Hâşâ! Bunun gibi Vâdedilen 
Mesih hazretleri de "ma'rûf işlerde itaat edecekler" sözcüklerini 
biat şartlarında yazmıştır. Bunda bir sır vardır. Ben, içinizden hiç- 
biri hakkında kötü zanda bulunmuyorum. Aranızdan hiç birisi 
aldanmasın diye bu kelimeleri açıkladım," der. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, yüce Peygamber Hz. Muham- 
med (s.a.v.) hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de kullanılan "onlara iyiliği 
emreder" ayetini açıklarken, "Bu Peygamber akla aykırı olmayan 
şeyleri emreder. Aklın menettiği şeylerden meneder. Temiz şeyle- 
ri helal, temiz olmayan şeyleri haram kılar. Ağırlığı altında inle- 
yen milletlerin başındaki ağır yükü kaldırır, boyunları doğrulama- 
yan kimselerin boyunlarındaki zincirleri kırar. Ona inanan, ona 
katılıp ona destek olan, onunla birlikte indirilen nûrun arkasından 



Cemaatimizin gençlik kolu teşkilatının bütün üyeleri toplantılarında şu ahit- 
lerini ayağa kalkıp hep birlikte yüksek sesle, "vaktin halifesinin verdiği ma 'rûf 
karara bağlı kalacağıma söz veriyorum," diye hep bir ağızdan söylerler, (çevir- 
men) 

238 Mümtahine Süresi, 13 




128 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



gidenler, bu dünyada da, ahirette de her türlü sıkıntıdan kurtula- 
caklar," der. 239 

Peygamberin biri Yüce Allah'ın buyruklarından bir zerre ka- 
dar ayrılmaz, hiç şaşmaz. Peygamberin ölümünden sonra da halife 
aynı görevi yürütmek için Cenab-ı Hak tarafından müminler top- 
luluğu vasıtasıyla vazifelendirilir. O da aynı hizmeti, aynı talimatı, 
Yüce Allah'ın Peygamber Efendimiz vasıtasıyla bize ulaşan buy- 
ruklarını ileriye götürür. Bunları Vâdedilen Mesih Hazretleri, 
Peygamber Efendimizin önceden verdiği haberler doğrultusunda 
çağımızda açıklayıp izah etti. Şimdi de, yine Yüce Peygamber 
Efendimizin önceden verdiği haberler uyarınca Vâdedilen Mesih 
Hazretleri vasıtasıyla cemaatimizde kurulan hilafet düzeni inşallah 
kıyamete kadar devam edecektir. Bu nizam tarafından verilen ve 
verilecek olan bütün kararlar şeriat ve akla uygun kararlardır. İşte 
ma 'rûf kararlar da bunlardır. Bazen vaktin halifesi bir yanlışlık ve 
anlaşılmazlık sonucu, zarar ihtimali bulunan bir karar verse de 
Yüce Allah bunun yanlış veya zararlı sonuçlara meydan vermeye- 
ceği sebepler ortaya çıkartır. Nitekim Muslih-i Mev'ut hazretleri 
bu hususta, "vaktin halifesi özel ve kişisel işlerde hata yapabilir. 
Ama cemaatin manevi ve maddi kalkınmasıyla, gelişip yükselme- 
siyle ilgili işlerde hata yaparsa, Cenab-ı Hak cemaatini korur. 
Herhangi bir yolla halifeye hatasını bildirir. Sofiler teriminde buna 
ismet-i suğrâ denir. Peygamberler ismet-i Kübrâ sahibi olurlar. 
Halifeler ise ismet-i suğrâ sahibi olurlar. 240 Cenab-ı Hak onlara, 
cemaati felakete sürükleyecek hata yaptırtmaz. Verdikleri karar- 
larda ufak tefek hatalar olabilir. Fakat eninde sonunda İslamiyet 
galip gelecek ve karşı gelenler yenilgiye uğrayacaklar. Çünkü 
halifeler ismet-i suğrâ sahibi olacaklar. Dolayısıyla onların tuttuk- 
ları yol, Allah'ın tuttuğu yol olacaktır. Görünürde hiç şüphesiz 
onlar konuşacaklar. Onların dili ve elleri hareket edecektir. Onla- 
rın kafası çalışacaktır. Fakat bunların arkasında Yüce Allah'ın eli 
olacaktır. Onlar küçük ve önemsiz hatalar yapabilirler. Bazen mü- 



Berahin-i Ahmediye; c.4, Ruhani Hazain c.21 s.420 
240 İsmet: Hatasızlık, masumluk anlÂmina gelir. İsmet-i Kübrâ: Geniş çaplı 
ismet, İsmet-i Suğrâ: Küçük çaplı ismet demektir, (çevirmen) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



129 



şavirleri de kendilerine yanlış fikirler verebilirler. Fakat aradaki 
engelleri aşarak başarıya ulaşacak olanlar da bunlardır. Bütün hal- 
kalar bir araya gelip sağlam bir zincir oluşturacaktır. Öylesine 
sağlam ki, hiçbir güç onu asla kıramayacaktır," der. 241 

Anlaşılıyor ki, gayrı ma 'rûf, Yüce Allah'ın buyrukları yla şeri- 
atın emirlerine açıkça karşı gelmek demektir. Aşağıdaki hadisten 
de aynı gerçek ortaya çıkıyor. Hz. Ali'nin rivayetine göre Yüce 
Peygamber Efendimiz bir bölük askeri bir yere gönderdi. Başları- 
na birini başkan tayin etti. Herkesin, onun sözünü dinleyip boyun 
eğmelerini tavsiye etti. Bölük başkanı, yolda bir yerde ateş yakıl- 
masını ve herkesin içine atlamasını emretti. Kimileri onun sözünü 
dinlemeyip, "Biz ateşten kurtulmak için müslüman olduk. Sen bizi 
ateşe sokmak istiyorsun," diyerek inkâr ettiler. Kimileri ise ateşe 
atlamak için hazırlandılar. Birileri gidip hemen Yüce Peygamber 
Efendimize haber verdi. Bunun üzerine Yüce Peygamber Efendi- 
miz, "Eğer onlar ateşe atlamış olsalardı, ebediyen ateş içinde ka- 
lırlardı. Allah'ın emrine karşı gelmek itaat değildir. îtaat ancak iyi 

242 

(ma 'rûf) işlerde olur," dedi. 

Bu hâdiseye, Hz. Ebu Sait Hudrî'nin başka bir rivayeti daha 
da açıklık getirir. Onun rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, Alkarna bin Mücezziz'in başkanlığında bir yerde savaşmak 
üzere asker yolladı. Savaş yerine ulaşmadan, yoldayken ordudan 
bir bölük, bir yere gitmek için izin istedi. Kumandan izin verip 
başlarına Abdullah bin Huzafe bin Kays Es-Sehmî'yi başkan tayin 
etti. Ben de bu bölük içindeydim. Daha yoldayken, ısınmak için 
ya da yemek yapmak için ateş yaktılar. (Pek şakacı olan) Abdul- 
lah, "sözümü dinleyip bana itaat etmek size gerekmez mi?" dedi. 
Onlar "Tabii!" dediler. Abdullah bin Huzâfe: "Ne emir verirsem 
yerine getirir misiniz?" dedi. Askerler: "Tabii! Hiç şüphesiz!" 
dediler. Abdullah bin Huzâfe: "Bu ateşe atlayın!" diye sıkı sıkıya 
emir veriyorum! Bunun üzerine bazı kimseler ateşe atlamak için 
hazırlanmaya başladılar. Bunu gören Abdullah bin Huzâfe, "Du- 



Tefsir-i Kebir c.6, s. 376-377 
Sünen Ebu Davut, Kitab'ül-Cihat 



130 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



run! Sakın yapmayın!" diye bağırdı. Bu savaştan döndükten sonra 
ashab-ı kiram, bu olayı Yüce Peygambere anlattılar. Bunun üzeri- 
ne kendisi, "Emirlerinizden biri size Allah'a karşı itaatsizliği bu- 
yurursa, onun sözünü sakın dinlemeyin," dedi. 

Bu hadisten şu mesele de anlaşılıyor ki, söz dinlememeye tek 
kişi karar vermemişti. Başkana boyun eğmek her durumda mutla- 
ka gereklidir diye anlayan bazı kimseler ateşe atlamak istediler. 
Bunlar böyle duymuşlardı. Onlara göre her hal-ü kârda, her du- 
rumda, her nasıl olursa başkana mutlaka boyun eğmenin, söz din- 
lemenin gerekli olduğunu biliyorlardı. Onlara göre İslamiyet'in 
talimatı buydu işte. Fakat şeriat ahkâmının daha derin idraki için- 
de olanlar, daha iyi kavrayanlar, Yüce Peygamberin sohbetinden 
feyz almış olanlar, ateşe atlama emrine karşı geldiler. Nitekim 
birbirleriyle danışıp bundan vazgeçtiler. Çünkü bu düpedüz inti- 
hardı; intihar ise İslamiyet'te yasaktır, haramdır. İkincisi, Abdul- 
lah bin Huzâfe genç bir lider idi. Bazı kimselerin, emrini ciddiye 
aldıklarını görünce kaygılanıp telaşlandı. "Ben şaka yaptım," diye 
onlara engel oldu. Bu olayı dinledikten sonra Yüce Peygamber 
Efendimiz de ma 'rûf nedir, gayrı ma 'rûf nedir (iyilik nedir, ne 
değildir) diye açıklamada bulundu. İyi bilin ki, ister peygamber 
olsun, ister halife, şakadan bile olsa böyle bir emir vermez, böyle 
bir söz söylemez. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, "Herhangi bir baş- 
kanın açık bir emre karşı geldiğini görürseniz, Allah ile Peygam- 
berine yönelin," der. Çağımızda Vâdedilen Mesih hazretlerinden 
sonra artık hilafet-i raşîde kurulmuştur. Bu gibi durumlarla karşı- 
laştığınız zaman, vaktin halifesine ulaşın. Onun vereceği karar 
daima ma 'rûf (daima iyilik üzerinde) olacaktır. Daha önce de de- 
ğindiğim gibi, size müjdeler olsun, siz artık daima ma 'rûf kararla- 
rın gölgesi altındasınız. 

Yine bugünlerde "Filan görevli iyi çalışıyordu. Ama görevin- 
den alınmış, yerine başkası atanmış," diye itirazda bulunurlar. 
Onlara göre vaktin halifesi, ya da cemaat yönetimi yanlış karar 
vermiş. Onlara göre bu gayrı ma' rûf 'bir karardır. Ellerinden başka 



İbn-i Mâce, Kitab'ül-Cihat, (Allah'a itaatsizlik etmekte itaat yoktur) 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



131 



bir şey gelmiyor zaten. Kendi kendilerine bu tanımı uydurmuşlar. 
Onlara göre bu karar, gayrı ma 'rûf kısmına girer. Dolayısıyla 
onlar, "Konuşmak bizim hakkımızdır. Ötede beride, şurada burada 
oturup düşüncelerimizi anlatmak da hakkımızdır," derler. Bir kere 
ötede beride, sağda solda oturup cemaat yönetimi aleyhinde ko- 
nuşmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu hususta, daha önce de size 
uzun uzadıya anlatmışımdır. Size düşen görev ancak itaat etmek- 
tir. Peki, itirazın ölçüsü nedir? Bu hususta Cenab-ı Hak Kur'ân-ı 
Kerîm' de: 

o fi 0 * s $ } & fi fi a '"o fi ** o o' o o fi °' \ 



"Eğer onlara emredersen, hemen evlerinden çıkacaklar," diye 
Allah'a sağlam ant içtiler. Sen onlara, "sakın ant içmeyin! Töreye 
göre itaat edin" Allah, bütün yaptıklarınızdan şüphesiz haberdar- 
dır," de." 244 Bu ayetten önceki ayetlerde itaat konusu devam et- 
mektedir. Müminler daima, "işittik ve boyun eğdik" derler. İşte bu 
takvadan dolayı Allah'a yaklaşır, muratlarına ererler. Adı geçen 
ayette de inananlar gibi, "duyun ve boyun eğin!" örneğini sergile- 
yin. Biz şöyle yaparız, böyle yaparız, diye yemin etmeyin" den- 
mektedir. Muslih-i Mev'ut hazretleri bu ayeti tefsir ederken, "iki- 
yüzlü bir adam da iddialarda bulunur. Ama önemli olan fiilen itaat 
etmektir," der. Burada Cenab-ı Hak, "bilinen basbayağı itaat, tö- 
reye göre itaat edin! Peygamber size, şeriat ve akla aykırı bir şey 
söylemez," der. Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Beni kabul ettikten 
sonra artık beş vakit namazına alışacaksınız. Yalanı bırakacaksı- 
nız. Büyüklük taslayıp böbürlenmeyi bırakacaksınız. Milletin hak- 
larını gasp etmeyi bırakacaksınız. Birbirinizi seveceksiniz," der. 
Bunların hepsi ma 'rûf itaat dairesine girer. Bunların hepsini yerine 
getirin. Yoksa "siz bize ne buyurursanız yerine getiririz, diye ye- 
min ederiz," deyip durmayın. Tıpkı bunun gibi, halifeler tarafın- 
dan da manevi olarak ilerleyip gelişmek için çeşitli teklifler zaman 
zaman öne sürülür. Örneğin camilerin imar edilmesi, evlat terbi- 



Nur suresi, 54 




132 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



yesi, insanın kendisinde yüreklilik ve dayanma gücünü geliştirme- 
si, Allah'ın mesajının dünyaya ulaştırılması veyahut Allah yolunda 
mal harcamakla ilgili nice teklifler vardır. İşte bu gibi emirlere 
itaat etmek gereklidir. Başka bir ifadeyle, bu gibi emirlerin hepsi- 
ne boyun eğmek ma 'rûf emirlere itaat etmek demektir. Bunların 
hepsi ma 'rûf buyruklar dairesine girer. Hiçbir peygamber veyahut 
halife size Allah'ın emirlerine ve akla aykırı bir iş yaptırmaz. Hiç 
kimse size, "ateşe veyahut denize atlayın," demez. Onlar daima 
şeriata göre size kılavuzluk edeceklerdir. 

İtaatin en üstün örneği 

İtaatin en üstün bir örneğine, İslam devletinin ilk yıllarındaki 
müslümanlarda şöyle rastlarız: Bir savaş esnasında Hz. Ömer, 
savaş kumandanlığını Hz. Halit bin Velit'ten alıp Hz. Ebu 
Übade'ye vermişti. Hz. Ebu Übade ise, Halit bin Velid'in çok iyi 
çalıştığını görüp kendisine gitmemiş, kumandanlık görevini teslim 
almak istememiş. Tam tersine Hz. Halit bin Velit bizzat Hz. Ebu 
Übade'ye gitmiş ve Hz. Ömer'in emrini kendisine anlatmış. Bu 
emrin hemen yerine getirilmesini istemiş. Hz. Ebu Übade'ye, 
"Daha önce kumandan olarak çalışıyordum. Şimdi de senin emri- 
nin altında çalışacağım. Bana göre bunun hiç önemi yoktur," de- 
miş. İşte itaat buna denir. Söz dinlemek buna denir. Delinin biri 
Hz. Ömer'in bu kararına gayrı ma' rûf karar diyebilir. Ama böyle 
bir düşünce tamamen yanlıştır. Biz, Hz. Ömer'in hangi ortamda 
böyle bir karar verdiğini tam olarak bilemeyiz. Bunu kendisi daha 
iyi bilirdi. Her neyse, görünürde bu karar, şeriata aykırı bir karar 
asla değildi. Cenab-ı Hak da bu kararın hatırı için o savaşta zafer 
ihsan etti. Bu savaşta zafer kazanıldı ama bu savaş esnasında 
müslümanlara çok çetin zamanlar da geldi. Bazen bir müslüman'a 
karşı yüz kâfir çarpıştı, savaştı. Fakat Yüce Allah yine de 
müslümanlara zafer ihsan etti. Vâdedilen Mesih Hazretleri de 
Efendisinin köleliğinde Hakem ve Ade/ 245 derecesine ulaştı. Ama 
bu kölelik de ne kölelik! Hiç eşi ve benzeri olmayan bir kölelik! 
Bundan dolayı çağımızda artık Vâdedilen Mesih Hazretlerine itaat 



Adel: çok adaletli 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



133 



etmek ve onu sevmekle Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize karşı 
itaat ve sevgi iddiası gerçek olabilir. Yüce Peygamber Efendimize 
uymaktan ise, Allah sevgisi iddiası ancak gerçek olabilir. Cenab-ı 
Hak şöyle der: 



"Sen de ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman Allah da 
sizi sevecek, günahlarınızı da affedecektir. Allah sonsuz bağışla- 
yan ve rahmet edendir." 

Vâdedilen Mesih Hazretleri ne makam bulduysa Yüce 
Peygamberimiz Hz. Muhammed 'e uymakla buldu 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Benden önce gelmiş geçmiş 
peygamberlerle Allah'ın seçkin kullarına verilen nimetten aldığım 
mükemmel payı, herhangi bir hüner sonucunda değil, yalnız Al- 
lah'ın lütfuyla almış bulunuyorum. Eğer ben, Yüce Efendim, pey- 
gamberlerin iftiharı, insanların en yücesi Hz. Muhammed 
(s.a.v.)'in yollarına uymamış olsaydım bu nimete nail olmam im- 
kânsızdı. Onun için ben ne buldumsa ona uymakla buldum. Ben, 
gerçek ve mükemmel bilgime dayanarak şunu biliyorum ki, hiçbir 
insan Yüce Peygamber Efendimize uymaksızın ne Tanrı' ya, ne de 
mükemmel bir marifete ulaşabilir. Ben burada şunu da belirtmek 
isterim ki, Yüce Peygamber Efendimize gerçek ve kâmil bir şekil- 
de uyduktan sonra, ilk önce insanın içinde meydana gelen şey, 
büsbütün teslim olmuş kalptir. Başka bir ifadeyle, gönülden dünya 
sevgisi yok olur gider. Gönül, ebedi ve hiç tükenmez bir lezzet 
arzusuna kapılır. Bundan sonra artık bu teslim olmuş kalpten ötü- 
rü en temiz ve mükemmel bir ilahi aşk elde edilir. İnsanoğlu, bu 
nimetlerin hepsine ancak Yüce Peygamber Efendimize uymakla 
varis olur. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm' de şöyle buyu- 
rur: 



8 t O * «* y fi i * fi j^O O fi O O fi » * I t » 0 ^ 0 ^ 0 ı I ** 




Al-i İmran: 32 



134 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



Sen onlara "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana gelin, beni izleyin, 
o zaman Allah da sizi sevecektir," de. 247 

Çünkü tek taraflı sevgi iddiası yalandır, boş bir söz ve lakır- 
dıdan öte bir şey değildir. İnsanoğlu içtenlikle Yüce Allah'ı sevdi- 
ği zaman Allah da onu sever. O zaman yeryüzünde her tarafta 
onun için beğeni yayılır. O insana karşı, binlerce insanın içine bir 
sevgi verilir. Kendisine çekici bir güç, bir nur ihsan edilir. Bu nur 
daima onunla birlikte olur. Adamın biri, içtenlikle Yüce Allah'ı 
sevdiği zaman, bütün dünyaya karşın ancak O'nu yeğlediği za- 
man, Allah'tan başka hiç kimsenin azâmeti ve ululuğu kalbinde 
bulunmadığı zaman, hatta her şeyi ölü bir böcekten de beter say- 
dığı zaman Cenab-ı Hak onun kalbini görür, olağanüstü bir tecelli 
ile ona iner. Tıpkı güneş karşısında duran bir ayna gibi, güneşin 
aksi aynaya vurduğu zaman biz, mecaz ve istiare olarak "gökteki 
güneş aynada da vardır" diyebiliriz. Bunun gibi, Cenab-ı Hak da 
böyle bir kalbe iner, orasını arş edinir. İşte insanoğlu salt bu gaye 

94-1) 

için yaratılmıştır," der. 

Kısacası Cenab-ı Hak, Vâdedilen Mesih Hazretlerinin kalbini, 
yüce Peygambere karşı taşıdığı sevgi ve aşktan ötürü kendine arş 
edindi. Gelecekte de Cenab-ı Hak, rütbelerine göre kalplere ine- 
cektir. Fakat şimdi artık Peygamber aşkından dem vurmak, ona 
tamtamına uymak iddiası, onun manevi evladı olan (Vâdedilen 
Mesih Hazretlerine) karşı sevgi ve itaat bağı kurmakla gerçekleşe- 
cektir. Bundan dolayı kendisi, "Bütün dünya bağlarından üstün 
olarak benimle sevgi ve itaat bağını kuracaksınız. Artık şimdi bu 
yolla Yüce Peygamber Efendimizi izleyeceksiniz ve daha sonra 
Allah sevgisine nail olacaksınız," der. 

Vâdedilen Mesih Hazretleri bu sözleri boşuna söylememiştir. 
Yüce Peygamber Efendimiz bunu bize söylemiştir. Örneğin yüce 
Peygamber, "Mesih ve Mehdiyi işittiğiniz zaman, dizler üzerinde 



Al-i İmran: 32 

Hakikat' ül- Vahiy, Ruhani Hazain c:22, s. 64-65 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



135 



sürünerek gitme pahasına da olsa ona gidin ve benden selam söy- 
leyin," dedi. Ne kadar sıkı sıkıya tavsiye etmiştir. Büyük sıkıntıla- 
ra katlanarak gitme pahasına da olsa Mehdi' ye gidip selam söyle- 
mekte ne sır vardır? Yüce Peygamberimiz "O benim sevdiğim, 
ben de onun sevdiği bir kimseyim" demek istemiştir. Elbette sev- 
gililere giden yol, yine seven kimselerden geçer. Kural da budur 
işte. "Eğer beni izleyen kimseler olmak istiyorsanız, evvela 
Vâdedilen Mesih'i izleyin ve ona uyun, onu imam olarak kabul 
edin, onun cemaatine katılın," diye nasihat etmek istemiştir. Nite- 
kim şöyle bir hadis vardır: "Dikkat! Benimle îsa bin Meryem 
(Vâdedilen Mesih) arasında hiçbir peygamber yoktur. Dikkat! O 
ümmetimde benim halifem olacaktır. O deccalı mutlaka öldüre- 
cektir. Haçı paramparça edecektir (yani haçla ilgili inançları yok 
edecektir) Cizyeyi 249 ortadan kaldıracaktır. (Vâdedilen Mesih'in 
devresi de yine Yüce Peygamber Efendimizin devresidir. Cizye 
âdeti o devirde ortadan kaldırılacaktır. Çünkü o devirde dinî sa- 
vaşlar olmayacaktır. Bunun sonucu cizye âdeti de ortadan kaldırı- 
lacaktır.) Kendisiyle görüşme şerefine nail olacak kimse, ona ben- 
den selam söylesin," der. 250 

Bazı kimseler bu hadis üzerinde uzun uzun düşünmüşler ve 
bunun derin manalarına inmişlerdir. Ama bazı kimseler, örneğin 
sözde âlim diye geçinen kimseler bu hadisin zahir anlamının peşi- 
ne düşmüşler. Saf müslümanları kandırarak onları yanlış yola sevk 
etmişlerdir. Öyle bir görüş ayrılığı fırtınası koparmışlar ki el- 
âmân! Bundan ancak Allah'a sığınırız. Allah zaten haklarından 
geliyor ve gelecektir inşallah. Bu hadisten anlaşılıyor ki, 
Vâdedilen Mesih, adil bir hakem olacaktır. Kendisi adalet dışında 
hiçbir şey konuşmayacaktır. O, adaleti dünyaya yerleştirecek bir 
imam olacaktır. Onun için kendisiyle ilişki kurmaya, onun buy- 
rukları arkasından yürümeye, onun vereceği talimatı uygulamaya 
çalışın. Çünkü onun vereceği talimat, ancak adalet talimatı olacak- 
tır. Tabii ki, bu da Kur' ân talimatının tâ kendisi olacaktır. Bugün- 



Cizye: Müslümanların, mahkum gayrı müslim milletlerden askerlik hizmeti- 
ne karşılık aldıkları vergi, haraç demektir. (Çevirmen) 
250 Tıbrâni El-ausat vas's-sagir 



136 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



kü zahiri âlimler, "İsa Mesih, elinde çekiçle gelip haçları bir bir 
vurup kıracaktır," diye düşünürler. Saçmalığın böylesi de hiç gö- 
rülmemiştir. Oysa Vâdedilen Mesih, tam itaat ettiği efendisinin 
arkasından yürüyerek insanları kanıtlarıyla ikna edecek, haçla 
ilgili inançları kanıtlarıyla yok edip, hepsinin foyasını meydana 
çıkaracaktır. Deccalı öldürmekten ne kastediliyor? Tabii ki, üm- 
metini Deccalın fitnelerinden koruyacaktır. Sonra o devirde dini 
savaşlar alışkanlığı ve geleneği kalmayacak, haliyle cizye alma 
âdeti de kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Adı geçen hadiste 
Peygamber' in selamını Mesih ve Mehdiye ulaştırma emri de yer 
almaktadır. Müslümanlarsa bu selamı ulaştırmak yerine muhalefe- 
te giriştiler. Allah onlara akıl versin! 

Bu husustaki başka bir hadis Vâdedilen Mesih'in yüksek 
mevki ve makamını belirtiyor. Neden kendisine boyun eğmemiz 
gerektiğini söyler. Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce 
Peygamber Efendimiz, "Meryemoğlu îsa, adil bir hakem, çok ada- 
letli bir imam olarak Allah tarafından görevli olarak gelmedikçe 
kıyamet kopmaz. Kendisi geleceği zaman haçı kıracak, domuzu 
öldürecek, cizye alma geleneğini ortadan kaldıracak. Öyle bir mal 
ve servet dağıtacak ki, halk onu kabul etmeyecektir, der. 251 

Bu hadiste de bazı anlaşılması güç meseleler vardı. Onu iyice 
anlamak gerekliydi. Bazı kalın kafalı kimseler bunu hiç anlaya- 
mamışlardır. Bu hadisin zahiri kelimelerinin peşine düşmüş, pek 
gülünç açıklamalarda bulunmuşlar. Açıkçası, domuzu öldürmek, 
domuz huylu, domuz ahlaklı kimseleri delillerle düzeltmek, terbi- 
ye etmek anlamına gelir. Çağımızda domuzların nice çirkinlikleri 
ve kötülükleri öteki hayvanlara nazaran pek belirgin olarak ortaya 
çıkarılmıştır. Aynı kötülükler insanlarda meydana geldiği zaman 
onları düzeltip temizlemek de son derece gereklidir. Sonra "Mehdi 
Resûl mal ve servet dağıtacaktır," diye de adı geçen hadiste keli- 
meler geçer. Bunu da hiç anlayamamışlardır. Birkaç gün önce 
Pakistan'da gayrı Ahmedi âlimler Vâdedilen Mesih Hazretleriyle 
onun cemaatine karşı bir toplantı düzenlemişler. Bu toplantıda 



251 Sünen İbni Mâce, Kitab'ül-Fiten, Deccal fitnesi, Meryemoğlu İsa ve Yecüc 
ile Mecüc'ün çıkışı 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



137 



cemaat ve kurucusuna karşı çok ağır ve çirkin kelimeler kullan- 
mışlar. Bir de şöyle bir soru ortaya atmışlar: "Hani Mesih (a.s.) 
gelip mal ve servet dağıtacaktı. Milletten para istemeyecekti. Ba- 
kın şu Ahmedilere (kadiyanilere -onlar öyle derler) bunlar aidat 
toplarlar. Öyleyse bunlar yalancı kimselerdir," diye itiraz etmişler. 
Şimdi şu akılları kör olan kimselere kim akıl verebilir ki. Çağı- 
mızda Vâdedilen Mesih Hazretleri manevi hazineler dağıtmakta- 
dır. Sizler onu reddediyorsunuz, almak bile istemiyorsunuz. Doğ- 
rusu bunların yalnız dünya gözü açıktır. Manevi gözü kapalıdır. 
Bundan öte bir şey göremiyorlar. Karşı koymak onların işidir. 
Varsınlar işlerini görsünler. Pakistan Ahmedileri bundan hiç kay- 
gılanmasınlar. Onların çirkin laf ve lakırdılarına, saçmalıklarına 
hiç bakmadan es geçsinler. Onların çirkeflikleri karşısında biz 
yenilgimizi kabul ederiz doğrusu. Biz onların çirkefliklerine karşı- 
lık veremeyiz. 

Fakat bir şeyi açıkça söylemek isterim. Kul konuşmadığı za- 
man Allah konuşur, Ulu Allah konuştuğu zaman da muhâliflerin 
vücut parçalarının havada uçtuğunu gördük ve ilerde de göreceğiz, 
inşallah! Onun için Ahmediler, Vâdedilen Mesih Hazretleriyle 
gerçek ve içten bir ilişki kursunlar, ona bağlansınlar. Dualara ağır- 
lık versinler. Her zaman dua ile meşgul olsunlar. Adı geçen hadis- 
lerden, gelecek Mesih'in imam olacağı, hakem olacağı, adalet 
prensi olacağı ispatlanmıştır. Öyleyse onunla mutlaka sımsıkı iliş- 
ki kuracaksınız. Ona, hakem ve imam olduğu için itaat etmemiz 
gerekli olacaktır. Sizin hayrınız için, terbiyeniz için bu sözler söy- 
lenmiştir. Bunları uygulayın. Bunun sonucu Yüce Peygamber 
Efendimizin sevdiklerine katılacaksınız. Hakk'a yakınlık kazan- 
mış olanlar arasına gireceksiniz. 

Her durumda itaat şarttır 

İtaatle ilgili birkaç hadis anlatmak istiyorum. Bu hadisler itaa- 
tin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. 

Hz. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efen- 
dimiz, "Darlık ile bolluk, mutluluk ile mutsuzluk, başkalarının 
hakkını yemek, taraf tutmak v.s. gibi hallerde, her durumda, vak- 



138 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



tin hâkimine boyun eğmek, sözünü dinlemek senin için gerekli- 
dir," dedi. 252 

Hz. İbni Abbas'ın rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, "Biri, başında bulunan emîr veyahut başkanda, hoşlanmadığı 
bir şeyi görürse sabretmelidir. Çünkü biri cemaat dışına bir karış 
bile çıksa, cehalet ölümüyle ölür," dedi. 

Hz. Arfece'nin rivayetine göre Yüce Peygamber Efendimiz, 
"Tek bir el altında bulunduğunuz zaman, bir de tek bir emîrin bay- 
rağı altındaysanız, böyle bir durumda biri gelip sizin birlik ve be- 
raberlik âsânızı kırmak isterse, cemaatinizin birliğini dağıtmak 

254 

isterse onu öldürün . Yani onunla ilişkinizi kesin, onu hiç dinle- 
meyin. (Buyruklarına hiç kulak asmayın)," dedi. 255 

Ubâde bin Sâmit'in rivayetine göre; biz Yüce Peygambere, 
"Hoşumuza gitse de, gitmese de buyruğunuzu dinleyip boyun 
eğeceğiz," sözleri üzerine biat ettik. Bir de "Biz, bir şeye hakkı 
geçen kimseyle tartışmayacağız. Haktan ayrılmayacağız veyahut 
yalnız hak sözü söyleyeceğiz. Yüce Allah hakkında hiçbir ayıpla- 
yanın ayıplamasından asla korkmayacağız," diye söz verdik. 

Hz. İbni Ömer'in rivayetine göre Yüce Peygamber Efendi- 
miz, "Allah'a itaat etmekten elini çeken kimse, kıyamet günü Al- 
lah'ın huzurunda hiçbir delilsiz, mazeretsiz hazır bulunacaktır. 
Vaktin imamına biat etmemiş kimse, cahillik ve sapıklık ölümüyle 
ölecektir," dedi. 257 

Siz, zamanın imamına inandınız. Ona biat ettiniz. Ne mutlu 
size! Artık yalnız Allah için ona boyun eğeceksiniz. Onun bütün 



Müslim, Kitab'ül-Emare 

253 Buhâri, Kitab'ül-Fiten, (Yüce Peygamber: "Benden sonra nice işleri göre- 
ceksiniz.") 

254 Katala kelimesinin bir manası şiddetli karşı koymak, bir diğeride birinin 
sözlerine hiç kulak asmamakdır. Bu hadisde bu iki mana geçerlidir. 

255 Müslim, müslümanların birliğini bozmak isteyenlerle ilgili hadisler. 

256 Müslim, Kitab'ül-Emare, Emirlere itaat etmekle ilgili hadisler 

257 Müslim, Kitab'ül-Emare, "Fitnelerin patlak vereceği zaman cemaate bağla- 
mn. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



139 



buyruklarını yerine getireceksiniz. Aksi takdirde, Yüce Allah'ın 
itaatinden çıkmış olursunuz. Cenab-ı Hak, her Ahmediyi, itaatin 
en üstün seviyesi üzerinde kâim ve dâim kılsın. Bu üstün seviye 
nasıl elde edilir? Elbette ki, Vâdedilen Mesih Hazretlerinin verdiği 
talimi uygulamakla bu seviyelere nail olabiliriz. 

Cemaate kim katılmış sayılır? 

Vâdedilen Mesih hazretleri, "Talimimizi kendisine bir tüzük 
edinip son derece gayret ve çabayla onu uygulayan kimsedir elbet- 
te. Fakat defterimize yalnız ismini yazdırıp talimimize uygun ola- 
rak onu tatbik etmeyen bilsin ki, Cenab-ı Hak bu cemaati özel ve 
has bir cemaat yapmak istiyor. Gerçek anlamda bu cemaatten ol- 
mayan kimse, yalnız adını yazdırıp bu cemaatte kalamaz. Günün 
birinde, ergeç başına öyle bir zaman gelecek ki, cemaatten ayrıla- 
caktır. Onun için, elinizden geldiğince amellerinizi bu talimin 
içinde tutmaya çalışın," der. Bu talim nedir? Yine kendisi, "Fitne- 
ye götüren bir söz sakın söylemeyin. Kötülük işlemeyin. Sövmeye 
karşı sabır gösterin, hiç karşılık vermeyin. Size karşı koyana iyilik 
gösterin. Tatlı dilli olup iyi örnek sergileyin. Her emre karşı içten 
itaat gösterin ki, Yüce Allah razı olsun. Düşman dahi, "Bu adam 
biat ettikten sonra çok değişti. Sanki eski insan değil artık," deme- 
lidir. Mahkemelerde doğru tanıklık edin. Bu cemaate katılan her- 
kes, bütün kalbiyle, bütün gayreti ve bütün canıyla doğruluğa bağ- 
lansın. Dünya artık sonuna gelmiştir," dedi. 258 

Bakın Vâdedilen Mesih Hazretleri burada "fitne sözünü et- 
meyin," dedi. Bazı kimseler yalnız zevk için, sözü buradan oraya, 
oradan buraya götürmeye alışmışlar. Böyle şeylerden de fitne do- 
ğar. İnsanlarda değişik huy ve tabiatlar vardır. Herkesin huyu ve 
suyu ayrı ayrıdır. Birileri gelip karşınızda, "filan kişi senin aleyhi- 
ne şunları şunları söyledi," derse, hemen sinirlenmeyin. Böyle 
durumlarda gidip esas bu sözleri söyleyen kişiyle görüşün. En 
doğru davranış da budur. O kişiye, "Bana bu sözler ulaştı. Acaba 
sen söyledin mi?" diye açıklamada bulunun. Bu gibi fitneleri ön- 



Melfuzât; c.3, s.620-621 (Yeni baskı) 



140 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



lemek için en doğru yol da budur işte. Böylece bu gibi fitneleri 
ortaya çıkaranları ıslah etmiş olursunuz. Bazen bu gibi fitnelere 
alışmış kimseler, aileleri birbirine düşürür. Her neyse bu gibi fit- 
neli sözlerden de, fitne sokanlardan da uzak durun. Eğer mümkün- 
se bu gibi kimseleri ıslah etmeye çalışın. Şer, doğrudan doğruya 
kavgadan, sövüp saymaktan da doğar. Vâdedilen Mesih Hazretle- 
ri, "Eğer bana bağlıysanız, bana itaat etmekten dem vuruyorsanız, 
o zaman benim talimim şöyledir: Her türlü fitne ve şerre götüren 
sözlerden uzak durun. Size sövüp sayana karşı sabır gösterin. Ta- 
hammüllü olmaya çalışın," der. Bu talimi uygularsanız, size kurtu- 
luş yolları açılır. Allah'a yakınlık kazanmış olanlara katılacaksı- 
nız. Hiçbir meselede karşı gelmek ve cephe almak uygun değildir. 
Doğru olup yalancıymış gibi alçakgönüllülük gösterin. Size kim 
ne derse desin, siz ona karşı sevgi ve içtenlikle davranın. Öylesine 
temiz ve tatlı dilli olun ve içinizden bal gibi güzel ahlak aksın ki, 
halk koşarak size gelsin. Çevrenizde Ahmedi olduğunuz belirgin 
olarak bilinmelidir. Bu da ancak güzel ahlak sayesinde mümkün- 
dür. Bu güzel ahlakınız başkalarının dikkatini de kendinize çeke- 
cektir. 

Bazen bazı kimseler yalnız şahsi çıkarları için mahkemelerde 
yalancı tanıklık ederler. Bazı kimseler mahkemede sahte davalar 
açarlar. Bundan dolayı Vâdedilen Mesih Hazretleri "sakın sizin 
şahsi çıkarınız, sizi doğru tanıklıktan alıkoymasın. Bazı kimseler 
burada İngiltere'de de, öteki yabancı ülkelerde de yerleşmek için 
bazı yalan yanlış ifade verirler. Böyle şeylerden uzak durun. Başı- 
nızdan geçen olayları doğruca anlatın. Ona göre mahkemelerde 
davanızı açın. Eğer mahkeme kabul ederse ne âlâ, etmezse geri 
ülkenize gidin. Bazı kimselerin davaları, uyduruk ifadeler verdik- 
leri halde yine de mahkemece reddedildi. Öyleyse, doğruluktan 
hiç ayrılmadan davanızı bir deneyin, inşallah yararlı olacaktır. 
Dava reddedilirse de hiç olmazsa Allah'ın kızgınlığına neden ol- 
mayacaktır. 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



141 



Aranızda kardeşlik ve sevgi oluşturun. Yüce Allah ile ger- 
çek ilişki kurmaya çalışın! 

Vâdedilen Mesih Hazretleri birbirinizle sevgi ve kardeşlik 
bağları kurmak için, "Aranızda kardeşlik ve sevgi oluşturun. Vah- 
şilik ve ihtilafı bırakın. Her türlü saçmalık ve alay etmekten uzak 
durun. Çünkü alay etmek doğruluktan uzaklaştırarak insanı nere- 
den nereye sürükler. Birbirinize karşı saygılı olun. Aranızdan her 
biri, kardeşinin rahatını kendi rahatından üstün tutmalıdır. Yüce 
Allah ile gerçek barış sağlayın. O'nun itaatine geri dönün... Ara- 
nızdaki her çeşit kavga, taşkınlık ve düşmanlığı ortadan kaldırın. 
Şimdi artık küçük işlerden uzaklaşarak büyük işlerle meşgul 
olun," der. 259 

Yine Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Cemaatimiz Cenab-ı 
Hak'la gerçek alaka kurmalıdır. Onlar Allah'a şükretmelidirler. 
Yüce Allah onları boş koymamıştır, iman güçlerini kesin bilgiye 
ulaştırmak için kudretinin yüzlerce mucizesini göstermiştir. Ara- 
nızda, "Ben hiçbir mucize görmedim," diyebilen biri var mı? Ben 
iddia ederek söylüyorum ki, aranızda, gelip yanımda kalmış ve 
Yüce Allah'ın yepyeni bir mucizesini hiç görmemiş kişi yoktur. 
Cemaatimizin en çok ihtiyacı olan şey, imanlarının çoğalıp artma- 
sıdır. Hakk'a kesin bilgi ve irfan sahibi olmalarıdır. İyi amellerin- 
de tembellik ve üşengeçlik olmamalıdır. İnsanda eğer üşengeçlik 
varsa, teheccüd namazı için kalkmak şöyle dursun, abdest almak 
bile ağır gelir. Eğer cemaat üyelerinde iyi işler için güç ortaya 
çıkmıyorsa, hayırlı işlerde yarışmaya bir coşkunluk yoksa, o za- 
man bizimle alaka kurmanın faydası nedir?" der. 

Şu anda biz biatin onuncu şartından bahsetmekteyiz. 
Vâdedilen Mesih Hazretleri adı geçen şartta, biat eden, kendisiyle 
dünyada eşi benzeri bulunmayan bir ilişki kurmalı, diyerek çok 
üstelemiştir. Bunun tek nedeni, Vâdedilen Mesih hazretlerinin 
bizim için duyduğu sempati duygusudur. Bizi mahvolmaktan kur- 
tarmak için bu kadar ısrar etmiştir. Çünkü gerçek İslamiyet ancak 



Melfuzât; c.2, s.266-268 

Melfuzât; c.2, s.710-711 (Yeni baskı) 



142 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



kendisine inanmaya bağlıdır. Kendimizi boğulmaktan kurtarmak 
istiyorsak, Vâdedilen Mesih hazretlerinin gemisine mutlaka bin- 
memiz gerekir. Yine kendisi, "Şu anda koşun bana gelin. Şimdi 
koşup bana geleni ben, fırtına vaktinde yetişip gemiye binene 
benzetirim. Fakat bana inanmayanın kendi kendini fırtınaya attı- 
ğını görüyorum, yanında cankurtaran araç gereçleri de yoktur. 
Gerçek şefaatçi benim işte, çünkü ben, O Yüce Şefaatçinin gölge - 
siyim. Kendisini, çağımızın körlerinin kabul etmeyip çok hor gör- 
düğü zatın gölgesiyim. Yani Yüce Peygamberimiz Hz. Muham- 
med Mustafa (s.a.v.)'in" der. 261 

Bu sözleri neden söyledi? Çünkü Vâdedilen Mesih Hazretle- 
rinin davası da Yüce Peygamber Efendimizin önceden verdiği 
haberler doğrultusundadır. 

Vâdedilen Mesih Hazretlerinin elinden biat etmenin iki 
yararı vardır 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Benim elimden edilen biatin iki 
yararı vardır. Birincisi, günahlar affolunur. İnsanoğlu, Yüce Al- 
lah'ın verdiği söze göre bağışlanmaya hak kazanmış olur. İkincisi, 
Yüce Allah tarafından görevli olarak gelen bir kimsenin önünde 
tövbe etmekle insan güç kazanmış olur. Şeytanın saldırılarından 
korunmuş olur. İyi bilin ki, bu cemaate katılmanın esas gayesi 
Yüce Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Dünya geçici bir yer- 
dir. Nasıl olsa geçer. "Gece, tandır başında da geçer, güzel kürk 
üzerinde de geçer!" dünya amaç ve gayelerini bir kenara koyun. 
Bunların hiçbirini din ile karıştırmayın. Çünkü dünya fani bir şey- 
dir, gelip geçicidir. Ama din ve onun meyveleri kalıcıdır," der. 

Bu çağın sağlam kalesi Vâdedilen Mesih Hazretleridir 

Vâdedilen Mesih Hazretleri, "Ey aziz dostlarım! Ey sevdikle- 
rim! Ey benim vücut ağacımın yemyeşil dalları! Başında Yüce 
Allah'ın rahmeti olup biatıma katılanlar! Sizler, hayatınızı, ra- 



Dafiü'l-bela, Ruhani Hazain, c.18, s.233 
Farsça atasözüdür. 
Melfuzât; c.6, s. 145 



Biat Şartlan ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



143 



katınızı ve malınızı bu yolda feda etmektesiniz. Ben ne desem 
onu kabul edip kendinize bir saadet sayacağınızı bilirim. Eliniz- 
den geleni de yapacaksınız elbette. Hizmetleriniz ben söylediğim 
için mecburen değil, seve seve meydana gelsin diye, kendi ağ- 
zımla belirli olarak hiçbir şeyi size asla gerekli kılamam. Benim 
dostum kimdir? Benim sevdiğim kimdir? Elbette beni tanıyan 
kimse! Beni kim tanır? Cenab-ı Hak tarafından gönderildiğime 
içten inanan kimse! Gelmiş geçmiş zamanlarda görevli olarak 
gönderilenleri kabul ettikleri gibi beni kabul eden kimse. Dünya 
beni kabul edemez, çünkü ben bu dünyadan değilim. Fakat ta- 
biatı öteki âlemden bir pay almış olanlar beni kabul eder ve ede- 
cekler. Beni terk eden aslında beni göndereni terk eder. Benimle 
alaka kuran kimse, aslında beni gönderenle alaka kurmuş olur. 
Benim elimde bir lamba vardır! Bana gelen herkes bu ışıktan 
mutlaka yararlanacaktır. Fakat kuruntu ve kötü zandan ötürü 
benden kaçıp uzaklaşan karanlığa sürüklenir. Bu çağın en sağ- 
lam kalesi benim! Bana sığınan kimse, hırsızlar, eşkıyalar ve 
vahşi hayvanlardan canını korumuş olacaktır. Fakat surlarım- 
dan uzak kalmak isteyen, her taraftan ölümle karşı karşıyadır. 
Hatta naaşı dahi salim kalmaz. Bana kim sığınır? Kötülüğü bı- 
rakıp iyiliği benimseyen, eğriliği terk edip doğruluğa gelen, şey- 
tanın köleliğinden kurtulup Hakk'a boyun eğen, kul oluveren 
kimse, bunların hepsini uygulayan bendendir, ben de ondanım! 
Bunların hepsini yapmaya, ancak Cenab-ı Hakk'ın kendisini 
arınmış nefsin gölgesine koyduğu kimse kadir olabilir. İşte o 
zaman Cenab-ı Hak, öyle insanın nefsinin cehennemine ayağını 
koyar. Daha önce içinde sanki hiç ateş yokmuş gibi, nefis ateşi 
artık söner. Daha sonra bu kişi yüksek zirvelere tırmanır. Hatta 
Yüce Allah'ın ruhu öyle kimsenin içine yerleşir. Alemlerin Rab- 
bi olan Allah, özel bir tecelli ile bu insanın kalbine iner. (Yani 
Cenab-ı Hak, böyle bir kimsenin kalbinde arşını kurar) Hatta 
onun eski insanlığı yanar, kendisine yepyeni ve tertemiz bir in- 
sanlık ihsan edilir. Yüce Allah da sanki yepyeni Tanrı'ymış gibi 
onunla özel bir şekilde ilişki kurar. Cennetlik hayatının tüm 



144 



Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları 



tertemiz donatım ve gereçleri bu dünyada kendisine verilir" 

der. 264 

Cenab-ı Hak hepimize, Vâdedilen Mesih Hazretlerine ettiği- 
miz tüm ahitleri yerine getirme gücü ihsan etsin. Vâdedilen Mesih 
Hazretlerinin ortaya koyduğu tüm biat şartları üzerinde dimdik 
kâim ve dâim olalım inşallah. Onun verdiği talimatı uygulayarak 
yaşantımızı cennete benzer bir hayata çevirelim. Öbür dünya ha- 
yatındaki cennetlere de varis olalım. Cenab-ı Hak yardımcımız 
olsun! Âmin! 265 



Feth-i İslam, Ruhani Hazain, c.3, s. 34-35 

Cuma Hutbesi, 19 Eylül 2003 Fazıl Camii, Londra İngiltere